banner275
15 Ocak 2014 Çarşamba 23:59
Yeniçeri: Başbakan, Rüşvet ve Yolsuzluk Sanıklarını Savunuyor
banner305
banner331
Başbakan Tayyip Erdoğan Pakistan dönüşü gazetecilere şunları söylüyor: “Halkbank müdürünün evinde çıkan bir şey, bankayla ilgisi var mı? Böyle bahsedilmesi, vatana ihanettir. Müdürün dürüstlüğünden en ufak şüphem yok. Olsa olsa saflığının kurbanı olmuştur. Bunu farklı yerler çekme gayreti olacaktır. Süleyman Bey bunun dekontunu vermiş mi vermemiş mi?” Yine Erdoğan evden bu kadar paranın çıkmasını vakay-i adiyeden göstererek “Günlerdir Halkbank Genel Müdürü'nün evinden çıkan kutular konuşuluyor. Kim bunların servisini sizlere yaptı? Eğer evinde para çıktı diye, bir insan anında suçlu olamaz” anlamına gelen sözler ediyor. Bütün bunlar başkalarından örnek verilerek normal gösteriliyor. Bu da yetmiyor ayakkabı kutuları içinde 4.5 milyon dolar çıkan genel müdürün “dürüstlüğünden en ufak şüphesi olmadığını” söylüyor. Rüşvet operasyonu sonucunda tutuklanan Reza Zarrap’ı ise “Ülkeye katkısı olan, hayır işlerine giren biri” olarak tanımlıyor. Başbakan Erdoğan, operasyon sırasında tespit edilen çantalı görüntülerle ilgili olarak da şunu söylüyor: “AB Ofisi’ne çantayla girdi, çantasız çıktı diyorlar. Teslim edilirken bir görüntü var mı?... Belki o çantayla kitap falan götürülmüştür”. Kendisini bir kez daha mahkemenin yerine koyarak çanta ve çantanın içindekiler konusunda yargıdan önce Başbakan kanaat bildirmekten çekinmiyor. Başbakan Erdoğan’a göre ayakkabı kutularındaki 4,5 milyon dolar sorun değil sorun dekontlarını olup olmadığıdır. O da ayarlanabilirse her şey normalleşecektir. Bakan çocuklarının evinden çıktığı iddia edilen para sayma makineleri ve kasalarla ilgili olarak Başbakan Erdoğan’dan şu ana kadar bir açıklama gelmiş değildir. Bedeli 750 bin lira olduğu iddia edilen kol saatlerinden ve aile boyu hediye umre seyahatleriyle ilgili olarak da Başbakan Erdoğan, doğrusu olumlu ya da olumsuz henüz bir kanaat bildirmiş değildir. Rüşvet ve yolsuzluk iddialarının aktörlerine yönelik olarak olumlu, ılımlı ve hayırhah değerlendirmeler yapan Başbakan Erdoğan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu yapanlar için tam tersi bir tutum sergilemiştir. Başbakan ve adamları yolsuzluk operasyonunu yapanları “komplocu”, paralel devlet için çalışan örgüt mensubu, çeteleşmiş hakim-savcı-polis üçgeni olarak nitelendirmiştir. Dahası Adli Kolluk Yönetmeliğinin değişikliğinin anayasaya aykırı olduğunu açıklayan HSYK için de “yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” diyor. Başbakan Erdoğan genel olarak da yargıya şöyle sesleniyor: "Yargıya sesleniyorum: Siz de içinizdeki kirlileri temizleyin. Siz de öyle tertemiz değilsiniz. Bizim de bildiklerimiz var" diyerek yargıyı resmen tehdit ediyor. Daha sonra da işi bireyselleştirerek şunları söylüyor: “O savcı var ya, iş takip ediyor iş. O savcının isteğini belediye başkanım yerine getirmediği için bunu başlatıyor”. Bu bağlamda operasyonu yöneten savcıların görev yapmaları engelleniyor. Adli kolluk yönetmeliği değiştiriliyor. Polis müdürleri dağıtılıyor. Başbakan Suç İşliyor! Ergenekon davası sırasında bu davanın savcılığını üstlendiğini söyleyen Başbakan Erdoğan, öyle görülüyor ki Rüşvet ve Yolsuzluk operasyonunun da avukatlığına soyunmuş durumdadır. Başbakan Erdoğan’dan aldığı cesaretle yandaş gazeteler de savcılarla ilgili iddia ve ithamlardan geçilmez olmuştur. Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonunu yapan Savcı ‘iktidar operasyonu durdurmamı istedi’ iddiasında bulunuyor. Savcı şüyu vukuundan (söylentisi olmasından) beter şu iddialarda bulunuyor: “Saygı duyduğum 2 kişi Başbakan tarafından bana gönderildi. Bursa’da görüştüm”. Savcı, getirilen mesajda ‘Başbakan’dan özür dileyip, soruşturmaların durdurulmaması halinde zarar göreceğimi söylediler’ diyerek kendisinin tehdit edildiğini ifade etmiştir. AKP ve yargı arasında iddialar, ithamlar, karşılıklı operasyonlar ve suçlamalar birbirini takip ediyor. AKP galeyana geliyor ve HSYK’a daha doğrusu yargıya son darbeyi indirmek üzere harekete geçiyor. AKP, HSYK’yı hükümete uygun biçimde formatlamak üzere 52 maddelik bir tasarı halinde TBMM Adalet komisyonuna sunuyor. Bütün bunların nasıl bir sürecin ürünü olduğuna kısaca değinmekte yarar vardır. Hırsızları Soyguncuları Yolsuzları Koruma AKP’nin kişiye özgü yasa çıkarmak, yolsuzluk soruşturması yapan savcıları görevden almak, yolsuzlukları yasalara uygun hale getirmek gibi bir geleneği vardır. Bunlardan bir kaçını hatırlamakta yarar vardır; -Deniz Feneri yolsuzluğu ile ilgili soruşturma sürecinde iktidar sanıkları değil de savcıları yargılattı. Böylece iktidar yanlısı sivillere karşı açılan herhangi bir davaya AKP’nin izin vermeyeceği anlaşılmış oldu. MİT Müsteşarıyla ilgili olarak açılan soruşturmada şahsa özgü yasa çıkarılarak AKP’nin bürokratı, Başbakanın müsteşarı yargının elinden alınmış oldu. -2002’de %35 olan mısır gümrük vergisi 17 Nisan 2003 tarihinde %20’ye indirilir. Zamanın Maliye Bakanının oğlunun şirketi, kilosu 220 ile 230 kuruş arasında 4 Ağustos 2003 tarihinde 4 bin ton mısır ithal eder. Mısır ithalat vergisi, bu ithalatın yapıldığı tarihten hemen sonra 8 ağustos 2003 tarihinde %45’e, daha sonra %70’e çıkarılır. Bakanın oğlu mısırı gümrükten geçirip Türkiye’ye soktuktan hemen sonra Toprak Mahsulleri Ofisi mısırın fiyatını 310 kuruş olarak açıklar. Bakanın oğlunun mısır ithal ettikten sonra vergi oranları %20’den %70’e çıkarılmıştır. Diğer yandan bazı bakanların ve yandaşların işledikleri bazı suçları af kapsamına sokularak ortadan kaldırıldığına yönelik iddialar geçmişte siyasetin gündemini fazlaca meşgul etmişti. Ali Dibo vakaları ise ayrıntılar arasında unutulmaya terk edilmişti. -17 aralıkta yapılan yolsuzluk ve rüşvet operasyonu iktidarın kimyasını bozmuş ve hükümetin dört bakanı bu yüzden istifa etmek zorunda kalmıştır. AKP yolsuzluk ve rüşvet operasyonu yapanlardan intikamını almıştır. Bu bağlamda ne değiştirilmedik savcı, emniyet personeli, bürokrat ne de adli kolluk yönetmeliği kaldı. Başbakan Erdoğan miting meydanlarında yolsuzluk ve rüşvet yapanları değil onlarla mücadele eden savcıları suçlamaktadır. Yolsuzluk ve rüşvet iddiasıyla gözaltına alınanları “hayır işleri yapanlar” biraz da “saf” davranan insanlar olarak nitelendirdi. Hırsızlığa, yolsuzluğa ve rüşvete yönelik operasyonu Başbakan Erdoğan, “paralel devlet” içindeki “çeteci” ve “komplocu” operasyon olarak kamu oyuna sunmuştur. 17 Aralık operasyonuyla rüşvet ve yolsuzluk iddiasıyla -kasaları ve ayakkabı kutularıyla birlikte- tutuklananlar, iktidar tarafından resmen koruma altına alındı. Buna karşın operasyonu yapan savcılar, emniyet mensupları ve diğer bürokratlar Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla dağıtıldı. Kamuoyunun dikkati hırsızlık, rüşvet ve yolsuzluk görüntülerinden uzaklaştırılmış ve “paralel” yapılar üzerine çevrilmiştir. Devamında da savcı-emniyet, emniyet-mit, HSYK-Başbakan krizi yaşanmıştır. Bu bağlamda savcının “Adli Kolluk” sıfatıyla yolsuzluk ve rüşvet takibatı amacıyla verdiği talimatlar yerine getirilmemiştir. Savcının Adli kolluk bağlamında verdiği talimatları engellenmiştir. Bu eylem CMK 161. Maddeye göre cezai suçtur ve soruşturma açılması gerekmesine karşın bu konuda hiçbir adım atılmamıştır. “Başbakan Erdoğan tarafından tehdit edildiğini ve kendisinden özür dilemesi gerektiğini” iddia eden Zekeriya Öz ve 8 savcı ve bir emniyet müdürü hakkında HSYK “inceleme” kararı çıkarmıştır. Bakan Bozdağ, iktidara yakın olduğu gerekçesiyle üç kişi hakkında soruşturma izni vermemiştir. Diğer 6 savcı bu bağlama sorgulanmaktadır. Diktatörlerin Yargı Karşısında Davranış Biçimlerine Yönelik İki Mütevazi Örnek! Kruşcef anlatıyor: Stalin herhangi bir kimsenin tutuklanması gerek de¬diği zaman, bir halk düşmanının söz konusu olduğunu onun sözüne bakarak kabul etmek gerekirdi; bunun üzerine, Devlet emniyet organlarının sorumlusu Beria takımı, tutuklunun suçluluğunu ve tahrif ettiği belgelerin gerçeğe uygunlu¬ğunu doğrulamak için, kendisinden beklenenden fazlasını yapardı. Bu duruma ilginç bir örnek de, bir Alman mahkemesi Pasttor Niemöller’i suçsuz bulduğunda, Hitler şunları söylemiştir: “benim suçlu diye ilan etti¬ğim bir kimseyi bir Alman mahkemesinin suçsuz çıkarması olayı bir daha gö¬rülmeyecektir”. Sonunda da Niemöller’i Gestapo tarafından tevkif et¬tirmiştir. Totaliter zihniyet 21. Yüzyılda ancak yasaları, savcıları ve mahkemeleri tehdit ederek ya da değiştirerek iradesini yargı yerine geçirebilir. Başbakan Erdoğan, yasaların öngördüğü yargılamaya izin vermeyerek, yargılama kurallarını, yargı kurumlarının yapılarını, yasaları değiştirerek ve savcıları tehdit ederek ne yaptığı yeterince açık değil midir? Mahkeme Kararları Erdoğan’ın İstediği Şekilde Değiştiriliyor! 25 Aralık'ta başlatılan ikinci rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun savcısı değiştirilmiştir. Bu operasyon bağlamında 7 işadamının ve 2 şirketin mallarına tedbir konma kararı verilmişti. 'Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu'nun 2. Dalgasında 7 işadamı ve 2 şirketin mal varlıklarına konan tedbir, soruşturmayı devralan yeni savcılar tarafından kaldırılmıştır. Savcılar değiştirilince yargının verdiği kararlar da değişmektedir. Bu normal bir durum değildir. HSYK’da yapılan yeni düzenleme yürütülen yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarını etkisiz kılmak ve yandaşlar tarafından yapılmış olan yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının önünü kesmek amacına yöneliktir. HSYK’nın değişen yapısı bundan böyle iktidar yanlılarınca yapılan yolsuzluk, hırsızlık, ihaleye fesat karıştırma, rüşvet ve komisyonculuk gibi yüz kızartıcı suçlarla mücadeleye izin vermemektedir. İktidar taraftarlarının yaptığı rüşvet ve yolsuzluklara izin vermemek üzere bu düzenlemeyi gerçekleştirilmeye çalışılıyor. HSYK’nın yeni düzenlemeyle hırsızlıkları, soygunları, yolsuzlukları korumakla görevli bir kurul haline getirilmeye çalışılıyor! Başbakan Erdoğan Suç İşliyor! Anayasanın 138. Maddesi “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz” diyor. Bunlar Anayasa’da yazıyor! Yasalar Başbakanlara yargıyı yerden yere vurmak yasaları yok saymak ya da savcıya telkin, tavsiye ve hakaret etmek hakkı vermiyor. Başbakanın Erdoğan yargıyı suçlamakta, savcılara meydan okumakta, mahkemelere telkinde bulunmakta ve yolsuzluk operasyonu yapanları tehdit etmektedir. Hakkında yolsuzluk iddiası bulunanları ise savunmakta, masum ve mağdur olarak göstermektedir. Görülmekte olan davalar hakkında yönlendirici konuşmalar yapmaktadır. Yargıyı görevini yapamaz hale getirmektedir. Bir de dönüp savcılar hakkında suç duyurusunda bulunuyor. Başbakan resmen suç işliyor. Ben de buradan Başbakan Erdoğan hakkında suç duyurusunda bulunuyorum. Başbakan Erdoğan HSYK İçin Uzlaşma İstiyor! Başbakan Erdoğan, “Eğer muhalefet Anayasa değişikliğini beraber yapalım derse, biz yasa teklifini dondururuz, gerekirse Genel Kurul'a indirmeyiz. Bugünkü görüşmeler burada belirleyicidir” diyor. HSYK ile ilgili düzenlemenin yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ardından gelmesi düşündürücüdür. Yolsuzluk ve Rüşvet davaları sürerken HSYK’ya yönelik düzenleme yapmak bu davaları etkisizleştirmek amacına yöneliktir. AKP iktidarı rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun intikamını, HSYK’yı yeniden yapılandırarak, savcıları dağıtarak, adli kolluk yönetmeliğini değiştirerek almaya çalışmaktadır. Hukuk devletinde buna izin verilemez. Yolsuzluk ve rüşvetle ilgili yargılama devam ederken yargının yapısını değiştirmek yargılamayı etkilemeye tam teşebbüstür! AKP bunu yapmaktadır. Yolsuzluk ve Rüşvet operasyonunda Başbakan Erdoğan ve hükümeti taraftır. Yolsuzluk yaptığı iddialarına muhatap olan taraftadır. Bu yüzden Erdoğan hükümetinin dört bakanı istifa etmiştir. Böyle bir hükümetin tam da yolsuzluk ve rüşvet iddiaları sorgulanırken HSYK, yargı ve yargıç ile ilgili düzenleme yapmaya kalkması suçüstü yakalanmanın telaşından başka bir anlamı olamaz! HSYK ile ilgili olarak açıkça anayasaya aykırı olarak getirilen tasarı da muhalefete şantaj yapmak amaçlıdır. Nitekim Başbakan Erdoğan, “eğer muhalefet anayasa değişikliğini beraber yapalım derse yasa teklifini dondururuz” diyor. AKP, Adalet komisyonuna HSYK ile ilgili taslağı getirmeden önce neden bu teklifi getirmediğini açıklamak zorundadır! AKP yolsuzluk ve rüşvetin üstünü örtmek, muhalefeti mecbur bırakarak iki olumsuz durumdan daha az olumsuza razı etmek için bu tür bir taktiğe başvurmaktadır! HSYK’da muhalefet ya da iktidara kontenjan verecek düzenleme düşünmek doğrudan HSYK’yı siyasallaştırmak anlamına gelmektedir. Partili yargıç, partili yargı ve partili mahkeme olmayacağı gibi partili HSYK da olmaz! Ne yürütmenin ne de yasamanın yargıyı rehin alması kabul edilemez. Kuvvetler arasında hiyerarşik değil yatay bir ilişki vardır. Bu teklif AKP’nin yargıyı ya yürütmeye ya da yasamaya bağlayarak sonuç almak istediğini göstermektedir. Başbakan Erdoğan Kendisini Tekzip Eden Açıklamalar Yapıyor! On iki yıldır Türkiye’de iktidar olan Tayyip Erdoğan, yargı konusunda itiraf gibi şu sözleri etmiştir: "Sahte ihbar mektuplarıyla, tasarlanmış ve ayarlanmış yargı mensuplarıyla insanların nasıl mahkum edildiklerini belirgin şekilde görebiliyoruz" diyor. Tayyip Erdoğan sanki on iki yıldır Türkiye’de iktidar değil de bir futbol maçında tribündeki seyircidir. Birileri sahte ihbar mektupları, “ayarlanmış yargı” mensuplarıyla yargılama yaparken Tayyip Erdoğan olanı biteni seyretmiş! Bu sözleri iktidarın başında olan kendisi söylüyor. Bakan Bozdağ, Ergenekon ve Balyoz gibi davalar için “Hata yaptık. Soruşturma veya kovuşturmanın muhatapları farklı olduğunda sesimizi gür çıkarmamız lazımdı” diyor. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise “Ne bilirdik bu kadar saf olacağımızı…” diyor. Başdanışman Yalçın Akdoğan ise “milli orduya kumpas…kuruldu” demişti. Bu sözler saflık, gafillik, acizlik, beceriksizlik ve çaresizlik itirafıdır. Kaldı ki, olgu Başbakan Erdoğan’ın dediği gibi değildir. Bu yargılamalar yapılırken Başbakan Erdoğan’ın bizzat kendisi bu davaların savcısı olduğunu söylemiştir. Böylece yargıya siyasallaştırmıştır. Ayarlı, kumpaslı siyasi yargılamaların savcısı şimdi çıkmış bunu eleştiriyor. Reyhanlı-Savcı ve Başbakan Başbakan “Reyhanlı’daki olaylar olduğu zaman, bu beyefendi Adana’da kalkıp Reyhanlı’ya gitmemiştir. 7 gün senin aklın neredeydi? Niye gitmedin oraya? Sormazlar mı?” diyor. Sanki kendisi Reyhanlı da terörist katliamı olduğu zaman hemen kalkıp oraya gitmiş! Başbakan Erdoğan, Reyhanlı’da 11 mayıs 2013 günü gerçekleştirilen saldırıya rağmen ABD gezisine çıkmakta bir sakınca görmemiştir. Başbakan Erdoğan lütfedip ABD gezisi sonrasında ancak 25 Mayıs günü Reyhanlı’ya gitmiştir. Savcı bir hafta Başbakan Erdoğan on iki gün sonra Reyhanlı’ya gitmiştir. “Dostmodern Darbe” Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 17 Aralık operasyonu ile ilgili olarak “28 Şubat, post-modern darbeydi, bu da dost-modern darbe” demiştir. 17 Aralık eğer bir darbe ise bu yolsuzluk ve rüşvete vurulan bir darbedir. Yolsuzluk ve rüşvete darbe vuranlar Başbakan Erdoğan’ın dost olarak kabul ettikleri insanlarsa bunu niçin eleştirdiğini açıklaması gerekmektedir. 17 Aralık’ta yapılan operasyonla, garip gurebanın dört buçuk milyon doları ayakkabı kutularının içinden çıkartılmıştır. Bu mudur, dost modern darbe? Bu operasyonla evlere taşınmış para kasaları, para sayma makineleri ve milyon dolarlar ele geçirilmiştir, bunun neresi kötüdür? 17 Aralıkta ofislere taşınan içi milyon dolarlarla dolu çantaların görüntüleri ortaya çıkarılmıştır, bunun neresi yanlıştır? Bu operasyonla elbiseler içinde taşınanlar, beklenilen yeşil yeşil dolarlar, jetlerle yapılan hediye Umre seyahatleri vs. ortaya çıkarılmıştır. Bu denli çürümüş ve kokuşmuş ilişkiler ağının ortaya çıkarılmasının eleştirilmesinin mantığı var mıdır? Operasyonun zamanlamasının manidar bulunması gerçekte manidardır. Yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvet olduğu anda yani dört buçuk milyon dolar ayakkabı kutularına doldurulup eve taşındığında bir zamanda operasyon yapılması doğaldır. AKP bundan rahatsız olmuşsa seçim dönemlerinde yolsuzluk ve rüşvetle mücadele edilmeyeceğine dair bir yasa çıkartabilir. Olan bitenin özeti şudur: AKP iktidarı kendi mensuplarının içinde olduğu ve Türkiye’yi sarsan ağır yolsuzluk suçlamaları altında ezilmiştir. İktidar devletin bütün gücünü ve imkanlarını kullanarak gırtlağına kadar battığı rüşvet ve yolsuzluk çukurundan kurtulmaya çalışıyor.
Son Güncelleme: 16.01.2014 00:02
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner333

banner329

banner309