banner275
18 Eylül 2013 Çarşamba 15:57
Yeniçeri: Sanal Çekilme Süreci Çöktü !
banner305
banner331

  *Öncelikle Galatasaray’ın Real Madrid karşısında aldığı farklı yenilgiden dolayı üzüntülerimi belirtmek istiyorum. Bu tür sonuçlar Galatasaray gibi bir takıma yakışmadığını buradan ifade etmek istiyorum. Galatasaray’daki iç çekişmeler takımın motive olmasını engellediğini düşünüyorum. Galatasaray birinci sınıf bir takımdır. Yenemeyeceği rakibi yoktur. Sorunu konsantrasyon sorunudur. Umarız Galatasaray konsantrasyon sorununu bir an önce aşar.

            *Suriye’nin Türkiye sınırlarını ihlal eden helikopteri onca ikaza rağmen bundan vazgeçmemesi üzerine düşürülmüştür. Suriye’nin onca iç ve dış tehditle karşı karşıya iken helikopterlerinin Türkiye sınırlarını ihlal etmesi düşündürücüdür.

            Olayın büyütülmemesi, Suriye’nin haddini, sınırlarını bilmesi ve Türkiye’yi rahatsız edecek tavırlardan kaçınması kendi yararına olacaktır.

*Bir süre önce Başbakan Erdoğan’ın çalışma ofisinde dinleme amaçlı böcek bulunduğu açıklanmıştı.

Genelkurmay Eski Başkanı Işık Koşaner’in karargâhtaki gizli konuşması medyaya servis edilmişti. Bu defa da “Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı”nın (YTB) makam odasında geçen Şubat ayında çalışır vaziyette iki dinleme cihazının bulunması üzerine, ‘casusluk’ iddiasıyla soruşturma yapıldığı ortaya çıktı. Cihazları yerleştirdiğinden kuşkulanılan şahısların İran uyruklularla ilişkileri tespit edilerek soruşturmanın sürdürüldüğü medyaya yansımış bulunmaktadır.

Türkiye üzerinde İran ve Suriye istihbaratından çok daha fazla mesai yapan Mossad, CIA, Alman ve İngiliz istihbarat elamanlarının faaliyetleri üzerinde yoğunlaşmak gerektiğini bir kez daha hükümeti ikaz ediyorum.

            Sanal Çekilme Süreci Çöktü!

“Savaşa da barışa da hazırız!” sloganı altında ve silahlarıyla birlikte sözde çekileceklerini söylemişlerdi. Başbakan Erdoğan, bari “silahları mağaralara bırakın ya da gömün” dedi. Onlar ‘kurt var, kuş var, silahsız olmaz’ dediler. ‘Namlular her zaman ensenize dönük olacak istediğimiz yasal ve yapısal değişiklikleri yapmazsanız harekete geçeceğiz’ mesajını verdiler.

Biz ne demiştik? Sınır dışına çıkmak sorunu çözmez. Elinde silah olan namlusunu her an size çevirebilir. Dışarıya çıkan, aynı yolla içeriye de girebilir. Silah bırakacak olan silahla gitmez dedik. İkaz ettik, uyardık ama iktidar dinlemedi!

Teröristbaşı Öcalan, 21 Martta, “silahlar sussun, siyaset konuşsun” dedi, AKP’nin sözcü ve gözcüleri sevince gark oldular. Silahlar susacak, anneler ağlamayacaktı. Otuz yıldır akan kan duracak diye AKP ve akiller Türkiye sathına yayıldı. Televizyon ekranları terör örgütü PKK’yı öven, Öcalan’ı yere göğe sığdıramayan programlarla ağzına kadar doldu.

“Çözüm sürecinde” PKK, önce kendisini meşrulaştırmış, güven içinde asayiş timleri, infaz timleri, haraç timleri kurmuştur. Büyük bir rahatlık içinde dağa adam kaldırma, Suriye’ye militan devşirme ve inşaat basma faaliyetlerine girişmiştir. PKK, derinden ve alttan sivil örgütlenmesini tamamlamıştır.

 Teröristlerin “yüzde onu ya da yirmisi çekildi… çekiliyor” derken PKK/BDP/Öcalan taleplerini sıralamaya başlamıştı.

Devlete, terör örgütü ‘karakol inşa etme, yol yapma, baraj temeli atma, koruculuk sistemini dağıt” diyecek cüreti kendinde görmüştür. Örgüt teröristler için şehitlik yapmış, asayiş timleri kurarak güvenlik kontrolleri yapmış, haraç timleri kurarak da para toplamıştır. Yetmemiş terör örgütü hükümete 1 Eylül’e kadar tarih verme cüretini göstermiştir.

Devlet ile silahlı terör örgütü arasındaki farktan habersiz AKP yetkilileri, çözüm adına PKK’nın bu tehdidine ‘haklısınız ama’ anlamına gelen şu cevabı vermişti: Yeni karakol yapılmıyor, inşaatların daha önce başlanan karakollar yapılıyor, hatta Diyarbakır’da bazı karakollar kapatılıyor. 

Öcalan, önce halka doğrudan hitap etme, basınla doğrudan görüşme ardından da kendisinin muhataplık seviyesini “araçsallıktan stratejik” bir konuma yükseltilmesini istemiştir.

BDP, bir yandan İmralı’yı su yoluna çevirirken, diğer yandan “Özgür Öcalan/ Özgür Kürdistan” için “durma adım at” mitingleri düzenlemiştir.

Bizzat Başbakan Erdoğan, PKK/BDP/Öcalan üçlüsünün taleplerine karşılık çekilmenin yüzde on ile yirmiler arasında kaldığını açıkladı. Siz birinci aşamayı tamamlamadınız ve çekilmediniz ki, biz gereğini yaparak ikinci aşama olarak “demokratikleşme paketini” çıkartalım anlamına gelen sözler sarf etti.

PKK Çekilme Sürecini Durduruyor!

AKP iktidarı, bölgede olanı biteni görmemeye, duymamaya ve duyurmamaya özel bir önem vermiştir. El altından örgüte her şeyi sırasıyla, zamana yayarak, “hazmettire hazmettire” yerine getireceğiz mesajı vermiştir. AKP’nin çözüm ortağı PKK ise bunu kabul etmemiştir.

PKK’nın Suriye’deki kolu PYD’nin Türkiye Cumhuriyeti hükümetiyle resmen muhatap edilmesi, Türkiye’nin Suriye ile olan ilişkilerinin berbat bir duruma gelmesi üzerine Kandil ‘dem bu dem’ diyerek “Çekilmeyi durdurduk, geri dönüşü başlatacağız” açıklaması yapmışlardır.

Hükümet kaynakları milletin gözünün içine baka baka terör örgütüyle müzakere yapılmadı, tarih verilmedi, Öcalan ile devlet yetkilileri görüşüyor diyerek, doğruyu söylemiyorlar. Kandil’deki teröristbaşı Bayık ise tam aksini söylüyor. Ona göre Türkiye ile yürütülen müzakere sürecinde kendilerine, hükümet tarafından tarih verildiğini söyleyen Bayık, diyalog sürecinin 1 Haziran'da tamamlanarak müzakere sürecine geçilmesinin planlandığını anlattı. Bayık, geçen zamana rağmen müzakere sürecine geçilmediğini, bu nedenle PKK'nın çekilmeyi durduğunu söylemiştir.

“Süreçte dönülmez bir yola girilmiştir”, “kimse barış sürecinin sona erdirilmesinin riskini üzerine alamaz”, “silah değil siyaset konuşacak” türünden yorumlar bir anda buharlaşmıştır. Öte yandan Tayyip Erdoğan “huzur ortamını bozan tarihi bir vebalin altında kalır” diyerek terör örgütüne mesaj gönderdi.

AKP zihniyeti, hiçbir ahlaki, dini, insani değer tanımayan kanlı bir örgütün “tarih ve vebal” kavramlarıyla hiç bir alakasının olamayacağını bile anlayamıyor.

AKP ve Çekilme Süreci Savunucuları Panikliyor!

Çekilme sürecinin durdurulması üzerine Başbakan Erdoğan, “Sanırım mesajlar Kandil’e geç ulaşıyor. Ya da acele ediyorlar. Bizden 4 partinin uzlaşamadığı hususlarda yasa çıkarmamızı istiyorlar. Diğer partilerin kabul etmediğini bize fatura etmeye çalışıyorlar” diyerek, örgüte karşı AKP’yi savundu. Tayip Erdoğan ‘bize kalsa PKK’nın ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yasaları çıkartacağız ama muhalefet partileri kabul etmiyor’. PKK, “diğer partilerin kabul etmediğini bize fatura etmeye çalışıyor” diye  muhteşem (!) bir savunma yaptı.

AKP, Kandildeki teröristten İmralı’daki terörist başına savrulan serseri bir sarkaça dönmüş durumdadır.

İmralı’ya BDP Heyeti Gidiyor!

AKP derhal BDP heyetini İmralı’ya gitme izni verdi. Durum; barış havarisi, demokrasi savunucusu, silah yerine siyaset ikamecisi, demokratik modernite icatçısı, AKP’nin meşru muhatabı Öcalan’a iletildi. Öcalan’dan duruma müdahil olması istendi. İmralı’daki terörist, AKP’ye yeni bir olta attı.

 “Anlamlı bir müzakere için gerekli olanak ve araçları devlete de Kandil’e de iletmiş durumdayım” diyerek şu mesajı gönderdi: “Önerilerim ve düşüncelerim doğrultusunda zorlukları aşmayı başarırsak, yeni bir formata evrilmiş, derinlikli bir müzakere ile yola devam edebiliriz”.

Öcalan hem çekilme hem de demokratikleşme paketiyle ilgili olarak şunları söyledi: PKK’nın başka türlü davranma şansı olmadığından çekilmeyi durdurdu.  Süreci ve günü kurtarmaya dönük paketlerle sorun çözülemez. Kapsamlı müzakere ile konu ele alınmalıdır. Hükümet tek taraflı paket hazırlıyor. Kalıcı bir çözüm için mutlaka diyalog, tartışma aşamasından çıkıp, derinlikli bir müzakereye dönüştürülmeli. Ben burada tek başıma, dış dünya ile bu kadar bağlantım zayıfken müzakere yürütemem.

Benimle müzakere yürütülmek isteniyorsa avukatlarımla, başka genişletilmiş siyasi heyetlerle, basınla ve sivil toplum örgütleriyle görüşebilmem gerekiyor. Bunların imkanları yaratıldığı takdirde müzakereye dönüştürmek mümkün olur. Bir yıl önce başlattığımız diyalog sürecini bundan böyle yeni bir formatla yani anlamlı bir müzakereye evrilterek, derinleştirerek sürdürmek gerektiğini düşünüyorum.

Erdoğan Öcalan’ı Güçlendirdi, Öcalan da Çıtayı Yükseltti!

Öcalan sadece ‘diyalog’ ile yetinmiyor ve ‘sürecin’ devamı için ‘müzakere’ talebinde bulunuyor. Müzakerenin ‘derinleşmesi’ için de belli talepleri var. Artık yalnızca devlet yetkilileriyle değil, sivil toplum örgütleriyle, gazetecilerle de görüşmek istiyor. Öcalan koşulların değiştiğine, artık yeni kurallar konulması gerektiğinden ve yepyeni bir formattan söz ediyor.

Öcalan hem kendisini çok güçlü ve meşru hem de uluslararası şartları çok uygun görüyor. Öcalan’ı hem güçlendiren hem de nispi de olsa meşruiyet sağlayacak imkânları yaratan AKP’nin kendisidir.

PKK sözde ‘çekilme süreci’ boyunca güvenlik güçlerinin operasyonları durdurmasıyla ciddi imkânlar elde etmiştir. Televizyonlar, gazeteler ve siyaset alanı Öcalan’ı yücelten, ikonlaştıran ve yere göğe sığdıramayan propaganda ile ağzına kadar dolduruldu. Hükümette Öcalan ile görüşerek ya da görüştürerek kendisine meşruiyet atfedilmesine neden olmuş ve bu durum Öcalan’ın kendisini kitlesel açıdan çok güçlenmiş hissetmesine neden olmuştur.

Kendisi bu denli güçlendirilmiş bir teröristbaşının hükümetle kedinin fareyle oynaması gibi bir tutum içine girmesi de doğaldır.

Dahası Kandil’deki terörist Bayık’ın şu sözleri üzerinde de durmak gerekmektedir: "Oslo ve İmralı görüşmelerinde başmüzakereci olarak Öcalan vardı. Öcalan hem İmralı'da hem de Oslo'daki görüşmede vardı. Heyet, devlet adına görüşmeleri yürütüyor. Bizim adımıza da Önder Apo görüşmeleri yürütüyor. Diyalog süreci aslında hem Oslo hem İmralı'da tamamlandı". Teröristbaşının fiziken Oslo görüşmelerinde olmasa da teknolojik aygıtlarla görüşme salonunda olanı biteni izlediği, duruma müdahil olduğu ve hatta AKP’nin tepe kadrosuyla telefon ve diğer yollarla bizzat konuştuğu haberleri gelmişti. Bayık’ın sözleri bunu doğruluyor gibi.

Çekilme sürecinin durdurulmasının Öcalan’ın bilgisi dışında olduğunu düşünenler fena halde yanılıyorlar. Öcalan çekilme sürecine yeni bir format atmak istemiştir. Kendisinin konumunu araçsallıktan stratejik bir konuma yükseltmek istemiştir. Bunun için gerekli adımlar atmayınca süreç durdurulmuştur. Öcalan yine aynı şeyi söylüyor, ‘durumumu araçsallıktan stratejik statüye yükseltin, diyalogtan müzakereye geçelim’ diyor. Daha ne desin?

BDP ve Kandil sürekli gerecek İmralı sağduyu ve makul davranarak durumunu meşrulaştıracak. Halk arasında “kötü polis-iyi polis” diye tabir edilen bir oyundur bu…

PKK’nın çözüm sürecinin durdurmasının ardından AKP panik içinde “demokratikleşme paketi” bağlamında ne tür değişiklikler öngördüğünün basına sızdırılmasını sağlamıştır. Bu sızdırmayla AKP, PKK’ya “bekleyin” mesajı vermiş oluyor.

 Aynı şekilde kamuoyuna da şunları şunları yapmayı düşünüyoruz diyerek, halkın tepkilerini ve reflekslerini not ediyor. Başbakan Erdoğan'ın "pakette sürprizler olabilir" sözlerinin ardından paketin içeriğiyle ilgili konular doğru/yanlış bir bir sökün etmeye başladı.

Paket Paket Demokratikleşmek    

Çıkarılacak paket beşinci demokratikleşme paketi olacaktır. Hükümet daha önce dört demokratikleşme paketi çıkarmıştı. Altıncı demokratikleşme paketinin ne zaman gündeme getirileceğini de doğrusu merak ediyoruz.

Türkiye’de demokratikleşmeyi paket sorunu olarak gören bir iktidar var.

            Eğer paket çıkararak Türkiye demokratikleştiriliyorsa bu durumda bu ülkeyi taksit taksit değil bir kalemde demokratikleştirmeyi birileri düşünmelidir.

            Bu durumda Türkiye’nin paket paket demokratikleştiğinden söz edilebilir.

            Paketleri Hazırlayanların Demokratikliği!

Burada tartışılması gereken hususlardan birisi de bu paketi hazırlayanların demokratikliği hususudur.

Demokrasi paketi hazırlayanlar milli iradeyi temsil eden milletvekillerinin yıllardır içeride tutulmasından rahatsız değiller. Hapishanede olan gazeteci bakımından Türkiye’nin rekoru elinde bulundurmasını normal karşılarlar. Uzun tutuklulukları sona erdirmesi için ellerini dahi kıpırdatmazlar. Medyanın neredeyse tamamını yandaş hale getirmekten hicap duymazlar.

Başbakan Erdoğan, demokrasinin görünen yüzü olan “kuvvetlerin ayrılığından rahatsızlığını” her fırsatta dile getirir. Bazı davaların “savcısı” olduğunu halka ilan eder. O davalardan da toptan müebbet hükümler çıkar.

Son olarak Başbakan Erdoğan, görülmekte olan 28 Şubat davasıyla ilgili olarak “28 Şubatta sermayenin, yazılı ve görsel medyanın katkısı yok muydu? Ben onlar niye yargılanmıyor diye şaşırıyorum” demiştir. Başbakan’ın konuşmasını veren yandaş bir gazete “Şimdi Sıra Sivil Generallerde” manşetiyle çıkmıştır.

Savcının görevini üstlenen, yargıyı etkilemekten çekinmeyen bir zihniyet var karşımızda. Demokrasiden nasip almamış olanların hazırlayacağı demokrasi paketinin nasıl olacağı üzerinde iyi düşünmek gerekmektedir.

Demokrasi paketi hazırlayanların önce kendilerinin demokrat olmaları gerekir!

            Anayasaya Uymak Sorunu

            Şapkadan tavşan çıkarır gibi paketten demokrasi çıkacağını düşünenler var. Bu ülkenin yürürlükte olan bir anayasası, yasaları ve yönetmelikleri var. Yönetmelik değiştirmek ve yasa çıkarmakla halledilecek hususlarla ilgili düzenlemeler yapılabilir. Ancak yönetmeliklerin yasaya, yasaların da anayasayı uygunluğu esastır.

            Hükümetler herkesten daha çok anayasaya ve yasalara uymak zorundadır. TC Anayasası çerçevesinde demokratik hak ve özgürlüklerden bütün yurttaşların yararlanmasını temin etmek hükümetlerin görevidir. Esasen hükümetler anayasal sınırlar içinde bu tür düzenlemeleri yapmak zorundadır.

            TC Anayasasına aykırı düzenlemeler kabul edilemez. Anayasaya aykırı düzenlemeleri yapanlar da anayasal suç işlemiş olurlar. Yürürlükteki Anayasayı yok saymak ve iktidarların aklına geleni Anayasaya rağmen uygulamaya sokması hukuk dışına çıktıklarının delilidir.

            Anayasa, hükümlerine uymak için vardır, onlara uymak keyfi değil zorunludur. Yoksa anayasalar hükümetlerin üzerinde istedikleri tasarrufları yapacakları kadavralar değildir.

            AKP hükümeti demokratikleşme paketini anayasal demokratik hak ve özgürlük sorunu olarak görüyorsa bunun gereğini yerine getirmelidir.

AKP’nin bu paketleri İmralı’daki teröristbaşı ve dışarıdaki uzantılarıyla pazarlık konusu yapması kabul edilemez.

Hükümetin, terör örgütünün tehdit, şantaj ve blöfleri altında bu tür paketleri hazırlaması da kabul edilemez.

Terörist örgüt ele başısının “Çekilmeyi durdurduk” söylemi üzerine hükümetin telaşla demokratikleşme paketiyle ilgili toplantı üzerine toplantı yapması düşündürücüdür. Muhayyel pakete ana dilde eğitim, yerel yönetimlere özerklik gibi milli ve üniter yapıyı bozacak. hususların ekleneceğine yönelik haberler de bu bağlamda düşündürücüdür.

Çekilmek Karşılığında Paket Çıkarmak

PKK’nın çözüm sürecinin durdurmasının ardından AKP panik içinde “demokratikleşme paketi” bağlamında ne tür değişiklikler öngördüğünü basına sızdırdı. Bu konuda kamuoyunun refleksleri test edilmeye çalışılıyor.

            Çözüm Süreci bağlamında teröristler çekilecek buna karşı AKP hükümeti de “demokratikleşme paketi” çıkaracak formülünü kurmak hem suç hem de hukuk dışı bir tavırdır.

            Demokratik hak ve özgürlükler pazarlık konusu yapılamaz.

            Ortak vatan, eşit vatandaşlık, özgür Kürdistan sloganları ve silaha başvururuz söylemleri altında hazırlanan demokratik paket değil olsa olsa paketlenmiş devlet olur.

            Hükümet “demokratik paket” çıkarıyoruz, diye devleti paketleyip PKK’nın emrine amade etmek gibi bir yol benimsememelidir.

            Buradan çok açık biçimde söylemek zamanıdır.

            Bu demokratikleşme paketinin içinde ne olursa olsun PKK ve uzantılarını memnun etmeyecektir. Çok açık adamlar paket maket değil egemenlik ve bağımsızlık talep ediyorlar.

            Paket Kimseyi Memnun Etmeyecektir!

Türkiye’nin son iki yüz yıllık tarihi demokratikleşme için yapılan Tanzimat, Islahat ve Reform hareketlerinin tarihidir.

Daha çok ecnebi devletlerin tazyikiyle yapılan ıslahat/reform/tanzimat ne kadar fazlalaşmışsa, Türkiye o derece dahili gailelerle giriftar olmuş ve kuvvetini de o nispette yitirmeğe başlamıştı.

Osmanlı Devletinin o zaman ki Dışişleri Bakanı Gabriel Noradungyan Efendi, Balkan Savaşları sırasında “Ne kadar ıslahat yaparsak ya da yapmaya girişsek, Balkan devletleri o kadar saldırgan ve küstah oluyor” diyerek, aslında çok önemli bir noktaya dikkati çekiyor. Büyük devletlerin ya da Balkan ülkelerinin sorunu gerçekte ıslahat değil Osmanlının bölgeden çekilmesi sorunuydu.

Aynı şey bugün için de geçerlidir.

            Demokratikleşme adı verilen pakete öyle bir misyon yüklenmiştir ki çıkacak paketin içinde ne olursa olsun kimseyi memnun etmeyeceğini şimdiden söylemek mümkündür.

            DTK Neyi Niçin İstediğini Söylüyor!

PKK ve bölücü ekip bu paketi çözülmeye giden süreçte bir aşama olarak görecektir. Demokratikleşme paketini, bölücüler Türkiye Cumhuriyeti’ni bölünmeye götürecek bir imkan olarak değerlendireceklerdir. Nitekim DTK bu konuda şunları söylüyor: “Kürdistan halkının talebi olan ‘Anadilde Eğitim’, ‘Kürtlere ve diğer aidiyetlerin haklarına ilişkin anayasal güvence’, ‘Kürdistan halkının kendi kendini idare etmesi’ ve ‘Kürtçenin resmi dil olarak kabul edilmesi’ süreçten bağımsız olarak değerlendirilmelidir. Çünkü bu talepler tabii ve uluslararası hukuktan kaynaklı, Kürdistan halkının millet olmaktan kaynaklı haklarıdır, pazarlık konusu yapılamaz”.

Adam açıkça anadilde eğitimin çok ötesinde resmen Kürtçenin resmi dil olmasını istiyor. Böylece bölücülük çıtasını fena halde yükseltiyor.

Türkiye Cumhuriyeti’ni önce iki dilli, iki milletli bir devlete sonra da iki dilli, iki milletli, iki ayrı devlete ayırmak istiyorlar. Bunun adı da bu cenahta demokratikleşme olarak sunuluyor. Bölünmenin adına demokratikleşme diyorlar!

 

 

 

Anadilde Eğitim Pakette Yer Alabilir mi?

Başbakan Erdoğan yaptığı açıklamada, anadilde eğitimin pakette yer almayacağını belirtmişti. Erdoğan, 'Anadilde eğitim pakette yer alıyor mu?' şeklindeki soruya, 'Hayır yok. Özel okullarda da yok. O konu bizim için şu anda ele alınacak durum değil. Yapılan benzetmeler de doğru benzetmeler değil. Ne neyi getirir, götürür kimse düşünmüyor. Biz düşünmeye mecburuz. Biz, ülkemizi bölecek konular üzerinde AK Parti olarak adım atamayız. Zamanlama birçok konuda çok önemli. Zamanlamayı iyi yapmazsanız güzelim ülkemize yazık edersiniz. Biz zaten okullarda anadili öğrenme imkânı sağladık. Ama anadil ile eğitimin önünü açarsanız resmi dili zedelersiniz' diye yanıt vermişti.

Başbakan “ülkemizi bölecek konular” dediği ana dilde eğitim ve özel okullarda ana dilde eğitim konusunda yine aynı kanaate midir? Bu düşüncesinden vazgeçmiş olabilir mi? Bunu paket açıldığında göreceğiz!

Burada iki dil iki millet demektir, iki millet ise eninde sonunda iki devlet anlamına gelmektedir. Sorun ana dilde eğitim sorunu değil sorun Türkiye’nin bölünmesine gidecek yolu açıp açmamak sorunudur.

“Daraltılmış Seçim Sistemi” Pakette Yer Alacaktır!

AKP kurmayları canhıraş bir biçimde her ihtimale karşı, seçim sistemi üzerinde oynayarak iktidarda kalmanın yollarına aramaktadır. Dara düşen AKP, bu dardan kurtulmak için “daraltılmış bölge sistemi” üzerinde çalışmaktadır. AKP bu sistemde milletvekili sayısını düşürüp bölge sayısını artırmayı planlamaktadır.

Tarafsız kaynakların yaptığı analiz ve anketler AKP’nin oy oranında 2013 yılı itibarıyla ciddi bir düşüş olduğunu göstermektedir. AKP, halk nezdinde kaybetme ihtimali bulunan milletvekillerini seçim sistemiyle oynayarak telafi etmek istiyor. %35 ile 40 civarındaki oyla  ile tek başına iktidarın yolunu açacak bir mekanizma kurulmaya çalışılıyor.

AKP’nin Aldığı Oylar ve Kazandığı Milletvekillikleri 

AKP, 2002 seçimlerinde %35 civarında oy aldı, milletvekillerinin ise %70’ini aldı. 2007 seçimlerinde %47 civarında oy aldı, milletvekillerinin % 62’ini, 2011’de oyların %50’sini almış milletvekillerinin %60’ını almıştır.

Öyle anlaşılıyor ki, AKP getirmeyi düşündüğü “daraltılmış bölge sistemi” ile seçimlerdeki haksızlık ve adaletsizlik imtiyazını artırarak devam ettirmek istiyor.

            Mevcut sistemde AKP üç seçim üst üste oylarını artırmasına karşın seçim sisteminin azizliği yüzünden kazandığı milletvekilliklerinde bir azalma söz konusu olmuştur.

AKP kurmayları, muhtemelen iktidara en yüksek seviyede sandalye sağlayacak, muhalefete ise en fazla sandalye kaybettirecek bir seçim sistemi üzerinde çalışmaktadır.

Böylece on iki yıldır iş başında olan AKP iktidarı, önceki seçime göre daha az oy almasına karşın daha çok milletvekilliği kazanacak, muhalefet partileri ise, eskiye oranla daha çok oy almalarına karşın daha az milletvekilliği çıkaracak bir  sistemle karşı karşıya kalacaklardır.

Bu seçim çevrelerinin AKP’yi kayırmak amacıyla çizilmesi ve uygulanması anlamına gelmektedir.

Paketin içinden hiçbir şey çıkmasa da AKP’yi kurtaracak “Daraltılmış Bölge Sistemi” çıkacaktır.

Kaynak: Haber29.NET

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner333

banner329

banner309

 
Haber 29 Gazetesi
Herkese Açık grup · 9.162 üye
Gruba Katıl
Haber29.NET Facebook Grubumuza Katılın