Her mahkeme salonunda yazan Gazi’ye atfedilen ama Arap halifesi Ömer'e ait olan o vecize: “Adalet mülkün temelidir.” Oradaki mülk, milyon dolarlık hesaplar tabii ki değildir sözde geçen mülk “devlettir.” Yani adalet, devletin temelidir. Peki adaletin olduğu bir ülkede “terör örgütü kurmak” suçundan TSK’da “ayıklama” tertip operasyonları yapılabilir miydi? Adaletin olduğu bir ülkede terör propagandasını açık açık yapan DEM’li Ahmet Türk hapisten çıkabilir miydi? Adaletin olduğu bir ülkede halkın seçtiği bir belediye başkanının hizmet verdiği belediyeye direkt kayyum atanabilir mi? Adaletin olduğu bir ülkede delegeler tarafından seçilen bir genel başkanın partisine kayyum atanabilir mi?

Tümgeneral Osman Pamukoğlu’nun çok güzel bir lafı vardır: “Devlet tecavüze ve saygısızlığa müsaade ederse erir.” Buradan bir yorum çıkarırsak adalet, devletin temeli ise devlet, saygısızlığa uğruyor ve uğratılıyor demektir. Bunu yapan devlet değildir çünkü devletin bir sürü kolu vardır ve topyekün hepsini sorumlu tutamayız şu gerçeği de ama yok sayamayız: Devleti oluşturan ve devlet içinde kartelleşen bir yapı emirle, referandumla, KHK ile vs. devleti oluşturan bağımsız yapıları kendinde peki bağlarsa burada suçu kimde aramalıyız devlette mi hükümette mi? Şöyle bir anekdot düşünelim: İtalyan düşünür Niccolo Machiavelli’ye göre özgürlük iki türlüdür: İçsel ve dışsal özgürlük. İçsel özgürlükte egemenin halkın refah içinde çabalamasını sağlarken; dışsal özgürlük: dış güçlere karşı siyasi boyundurluk içinde olmaktır. Bir ülkede “dindar nesiller yetiştireceğiz” deyip Altın Nesil, Büyük Oradoğu, Yeşil Kuşak, Büyük Kürdistan, Büyük İsrail gibi projeler ABD tarafından oluşturup ve desteğiyle devam ediyorsa bu projelerin halen göz göre göre ilerlemesine devam ediliyorsa ve bu projeler hükümetler tarafından destekleniyorsa burada dışsal özgürlük açıkça söz konusudur. Burada suçu açıkçası devlette değil hükümet faktöründe aramak gerekir. Hükümet ise tüm merciileri sarmış, kendinden olmayanı Silivri ile cezalandırmıştır.

Bunun apaçık örneği 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden beled birinci çıkan partiye yapılan operasyonlar… Gerek 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde belediye başkanlarının sırf iktidardaki partiye üye değil diye alınması veya yerlerine kayyum atanması gerek 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde birçok belediyeyi kazanarak öne çıkan siyasi partiye kayyum atanması… Delegeler tarafından seçilmiş ve mazbatası verilmiş bir genel başkanın yerine 21 Mayıs 2026 tarihli mutlak butlan kararı ile kayyum atamak… Ve aynı senaryo 10 yıl önce de aslında piyasaya sürüldü. Nasıl mı? Öne çıkan beş adaydan dördü ihraç edilmiş ve yapılacak olan kurultay da iptal edilmiştir. Yani senaryo aynı senaryo sadece siyasi partiler ve kişiler farklıdır.

Peki bu siyasi tutuklanmalara Türk milleti dur diyebilir miydi? Geç olmadan diyebilirdi aslında. Şöyle bir şeyi de söylemek gerekir: Bireyin görüşünde değil ise o tutuklanan kişinin umurunda olmuyor. Örnek vermek gerekirse Prof. Dr. Ümit Özdağ, Mehmetçik Katillerine Af Yok mitingleri düzenlediği sebebiyle yemek yediği lokantadan Türk polisleri onu almıştı. Ümit Özdağ Vatan Emniyet’e götürülmüştü. 1 – 2 saatlik bekleyişin ardından Özdağ serbest bırakıldı ve 15 dakika içinde çocukla oynar gibi iddiananeme hazırlandı ve Özdağ, Metris Cezaevi’ne götürülmek için yola çıkarıldı sonra Metris Cezaevi’ne götürülmeyip Silivri Cezaevi’ne götürüldü. Özdağ, 6 ay Silivri’de terör suçundan yatmıştı. İkametgahı Ankara’da, alınırken bahsedilen konuşma Antalya’da iken neden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 21 Ocak 2025 tarihinden çok geçmeden bir gözaltı süreci başlatılıyor? Bu süreç daha sonra 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden birinci çıkan parti olan CHP’ye sıçrıyor. Olan ödüllendirme şekli ise şudur: O zamanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı martın sonları nisanın başlarında Adalet Bakanı olarak ödüllendirilmişti. Fıkra bu kadar…