Günümüzde oligarşik bir tiranlık ile apaçık karşı karşıyayız. 24 yıl süren bir istibdat vardır. 24 yıl istibdat olmasının nedeni muhalefetin kendi içinde ideolojik olarak bölünmesi ve böylece muhalefetten düşmemesi olmuştur. Gün geçtikçe bu tiranlık büyüyor farkında mısınız? Ve buna dur demek gerekiyor. Geçmişten bir örnekle bunu anlatayım:
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ve Genç Türklerin içinde binbir türlü görüş varken (İslamcı, Osmanlıcı, Türkçü, adem-i merkeziyetçi, cumhuriyetçi vs.) onları tek bir yumruk yapan şey II. Abdülhamid’in istibdat rejimi idi. II. Abdülhamid’i Kanun-i Esasi’yi ilan etsin diye 1876 yılında padişahlık makamına getiren Genç Türkler idi. Kanun-i Esasi Osmanlı iradesinin yansıyacağı Meclis-i Mebusan’ı ve doğrudan padişaha bağlı olan bakanlar kurulunu kurmayı amaçlıyordu. Kanun-i Esasi 2 yıl sürmüştü. 1877 – 1878 Osmanlı – Rus Harbi gerekçesi ile Meclis-i Mebusan feshedilmiş. Milletin iradesi askıya alınmıştı. 1908’de Reval Görüşmeleri’nde Rus Çarı II. Nikolay ve İngiliz Kralızı VII. Edward’ın katılımıyla Reval’de, 9 – 10 Haziran 1908’de Osmanlı İmparatorluğu topraklarını bölüşmek adına toplanmıştı. 3 Temmuz 1908 tarihinde Kolağası Resneli Niyazi Bey, Resne’den hürriyet ateşini başlatmış ve 200 er ile beraber dağa çıkmıştı ve 23 Temmuz 1908 tarihinde II. Meşrutiyet , İttihat ve Terakki sayesinde yeniden ilan edilmiş, Meclis-i Mebusan yeniden aktif hale gelmiştir. 1909 yılında gerici bir ayaklanma çıktığını gören İttihat ve Terakki, 14 Nisan 1909 tarihinde ittihatçı subaylardan oluşan Harekat Ordusu ile yola çıkmış ve 27 Nisan 1909 tarihi itibariyle Avcı Taburları’nın başlattığı gerici isyan bastırılmış, II. Abdülhamid tahttan indirilmiş ve Beylerbeyi Kasrı’na sürgün edilmişti.
Bunu anlatma nedenim geçmişte bir birliktelik ile istibdata son verildi. Peki ya şimdi? Muhalefet kendi içinde bölünüyor. Bu bölünmeye bir son verilmeli ve yeniden bir İttihat ve Terakki ruhu sağlanmalı. İttihat, birleşme; terakki ise ilerleme ve gelişme demektir. Türk siyasetinde böyle bir birleşme zor gibi gelse de imkansız değildir çünkü kuvva bire kadar kırılmadıkça umut asla ve asla tükenmez. DEM/PKK, Fethullahçı terör örgütü üyeleri veya sempatizanları olmadan vatanperver bir pakt veya ittifak kurulamaz mı? Türk tanımının anayasadan silinmediği, andımızın kaldırılmadığı, Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkıldığı, andımızın okullarda okutulduğu, kayırmacılığın değil liyajkatin ön planda ormanlarımızın maden sahasına ve inşaat alanına çevrilmediği ve yakılmadığı, sokak hayvanlarının öldürülmediği, 15 yaşındaki bir gencin sırf “kardeşim” dediği için biri tarafından saldırıya uğramadığı, Türk kadınlarının sözlü/fiziksel şiddete, taciz ve tecavüze uğramadığı, Türk çocuklarının açlıktan ölmediği, mülteci ve sığınmacının olmadığı, “şunu yazmayayım alınırım.” korkusu ile yaşayan Türk gençlerinin olmadığı, teröriste “sayın” , “kurucu önder” denmediği, teröriste statü tanınmadığı, teröristin el üstünde tutulmayıp “teröristle müzakere değil mücadele olur.” dendiği, Türk askerinin/polisinin siyasi amaçlar için kullanılmadığı, TSK’nın Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkıp kolladığı bir Türkiye’yi hayal ediyorum. Bu hayalin karşısında engeller vardır daima da olacaktır fakat Türk muhalefeti bölük pörçük kaldıkça muhalefet, muhalefette, hayaller suda kalır ve iktidar olan yapı istibdata devam eder. DEM/PKK, Fethullahçı terör örgütü üyeleri olmadan, sağcısı ve solcusu ayrışmadan sadece vatan için yürüyen Türk vatanperverlerinin olduğu bir ittifak… Zor ama imkansız değil idi hiçbir zaman!

Türk siyasetinde rol alan muhalif genel başkanlara, parti il ve ilçe başkanlarına, parti üyelerine siz değerli okuyucularımıza bu yazı bayram hediyesi olsun.

Unutmayın ki kuvva bire kadar kırılmadıkça umut tükenmez!