banner275
15 Temmuz 2013 Pazartesi 16:22
Çözüm Süreci, Türkiye'yi Nereye Savuruyor ?
banner305
banner331

 

Bayık ve Başkanlık Sistemi

AKP ve yandaş ekip, PKK’nın yol kesme eylemlerinin, insan kaçırma faaliyetlerinin, sivil inisiyatif adı altındaki örgütlenmelerinin görmezlikten gelinmesini istiyor. PKK’nın Kandil’deki elebaşı Karayılan’ın gidip yerine Cemil Bayık’ın gelmesini sürece katkı olarak niteliyor.

Yandaş kalemler Karayılan ile Bayık’ın yer değiştirmesini sürecin engellenmesi bir yana, örgütün silahlı unsurlarının sınır ötesine çekilme hamlesi olarak değerlendirmişlerdir. Şahin kanadın temsilcisi olan Bayık’ın çetenin başına gelmesiyle bütün kesimlerin sürece dahil edileceği yolunda yorumu yapmaktadırlar.

Bayık da yaptığı bir açıklamada şunları söylüyor; “Türkiye madem yeniden yapılandırılacak, o zaman neden başkanlık sistemi de tartışılmasın ki? Bu ülkede parlamenter sistemle sanki demokrasi mi oldu?”

Bu sözlerin AKP’ye yönelik rüşveti kelam olduğu açıktır. ‘Türkiye’nin yeniden yapılandırılması’, hem PKK’nın hem de AKP’nin hedefidir.

Hükümet kaynaklarının ise KCK’nın başında kimin olduğuyla ilgilenmediği, KCK’nın Öcalan ve sürece bağlı olmasını yeterli bulduğu basına yansımış durumdadır.

“Çözüm Süreci” Türkiye’yi Nereye Savuruyor?

Son bir hafta içinde meydana gelen birkaç olgu bile “çözüm süreci”nin, Türkiye’yi nereye doğru savurduğunu gösterir niteliktedir.

PKK/KCK’daki yeni yapılanma özünde bir devlet yapılanmasıdır. Nitekim Karayılan bu hususta şunları söylüyor:

“Önder Apo yeni bir sistem geliştirdi... Mesela şimdi genel başkanlık ve onun konseyi var. Bunu devlet sistemiyle kıyaslarsak eğer, cumhurbaşkanlığına tekabül ediyor... Biz buna Genel Başkanlık Konseyi diyoruz. Bunlar, Önder Apo’nun yardımcıları olmaktadırlar...”

Remzi Kartal da benzer şeyler söylüyor: “Kongra Gel’i ‘yasama organı’ gibi anlamanın, KCK Yürütme Konseyi’nin, illa bir şeye benzetilecekse ‘hükümet’ gibi algılamanın mümkün olabileceğini” ifade etmektedir.

Adamlar açıktan ve resmen devletleşiyorlar.

1. “Kürdistan Hak İnisiyatifinden serhildan (isyan) çağrıları” geldi. Çağrıda şunlar deniliyor: “Öcalan’ın sağlığı, güvenliği ve özgürlüğü sağlanana kadar isyan büyütülecek… Tecavüz, soykırım, karakol, baraj ve bütün sömürgecileri ve uygulayıcıları kutsal Kürdistan topraklarından söküp atana kadar mücadeleye devam edilecek. Tecrübeler gösteriyor ki, Kürdistan’da mücadele ve isyan dışında sonuç almak mümkün değildir.”

2. BDP’li vekil Nazmi Gür, silahlı PKK’lılarla birlikte katıldığı bir teröristin cenaze töreninde şunları söylüyor: “Artık 4 parçadaki Kürt halkının birleşme zamanıdır. Kürt halkı, ulusal ittifakını pekiştirerek, özgürlüğe yol olacaktır…Bu süreç bizleri Kürdistan topraklarında özgürlüğe götürecektir…önümüzdeki yerel seçim sonrası özerkliği kutlayacağız”.

Yoruma gerek var mı? Söylenenler yeterince açık değil midir?

 

 

 

3. Eli kanlı çetenin bir diğer mensubu Duran Kalkan, Bir anayasa komisyonu var, aylardır hiç ses çıkmıyordu. Önder Apo’nun uyarısı üzerine son günlerde yeniden kendisini işlevselleştirme adımları atmaya yöneldi diyor. Eğer Anayasa Komisyonu, terörist başının malum yoldan AKP’ye yaptığı öneri vasıtasıyla işlevselleştiyse durum vahim demektir. Eğer böyle değil de PKK yandaşları bunu böyle algılıyorlarsa bu da bir başka vahamettir.

4. Çetenin eski ele başısı Karayılan ise, halkımız daha fazla kurumlaşmalı ve kendini korumalı. Öz savunmasını güçlendirmeli kendi içinde yapmalı… Askeri baskı kesinlikle son bulmalı ve koruculuk bitmelidir. Genel kurulumuz bu konuda da karar aldı diyor.

5. PKK/BDP cenahı İmralı için “bağımsız ve uzman doktorlar” oraya gitsin diyor. Adamlar devlete de doktorlarına da güvenmiyor.  Aynı cenah “niye karakol yapıyorsun?” daha doğrusu ‘devletin otoritesini bölgeye niye taşıyorsun?’ diyorlar. Adamlar resmen ‘devletin değil burada PKK’nın otoritesi geçerli’ olması gerektiğini söylüyorlar. Ayrıca “baraj” yapımına da karşı çıkıyorlar. Barajların teröristlerin hareket yeteneğini sınırlandırdığı için ona da karşılar. “Koruculuk kaldırılsın!” diyorlar. Böylece kendileriyle mücadele edecek kimse kalmayacak. Bölge fiilen önce kurtarılmış, sonra özerkleştirilmiş ve ardından da bağımsızlaştırılmış hale getirilmiş olacak.

Çözüm Sürecinde; Çözümü PKK Aldı, Süreç AKP’nin Elinde Kaldı!

Eli kanlı terör şebekesi PKK’ya olan inanç, İktidarın gözünü köreltmiştir. Basılan onca şantiye, kaçırılan teknisyen, infaz edilen korucu, birbiri peşi sıra nükseden “Asayiş/infaz Timleri”ne rağmen, iktidar “çözüm süreci ilerliyor… PKK çekiliyor”, diyor. Bölgede PKK/KCK milislerinin neredeyse bir bağımsızlık ilan etmedikleri kaldı. PKK son on günde gerçekleştirdiği eylem sayısı 49’dur.

Yepyeni bir haber: Dün Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, çeşitli tarihlerde güvenlik güçleriyle girdikleri çatışmalarda yaşamını yitiren 170 PKK 'lı için Lice İlçesi'ne bağlı Yolçatı Köyü Serkis bölgesindeki, 250 mezar kapasiteli 'PKK Şehitliği', törenle açıldı. Minibüslerle mezarlık açılışına katılan BDP’liler, Diyarbakır çıkışında polisin kimlik kontrolü yapmasından sonra Lice'ye doğru yola çıktı. Lice yolu üzerinde bu kez Mermer Jandarma Karakolu'nda ikinci kez kimlik kontrolü yapılan BDP'liler, Lice İlçesi'ne bağlı Kayacık yolu üzerinde 3'ncü kez, kendilerine KCK /Asayiş diyen yüzleri poşulu ve PKK'lıların giydiği giysilerden giyen gençler tarafından kesildi. Bunların da yaptığı aramadan sonra minibüs içerisinde bulunan BDP 'liler, Yolçatı Köyü yoluna girdi”.

Önce polis kontrolü sonra KCK/Asayiş timlerinin kontrolü. KCK/Asayiş timleri silahlıdır. İşte AKP’nin çözüm dediği sürecin Türkiye’yi götürdüğü yer… Herkesi uyarıyorum. İktidar, Türkiye Cumhuriyetinin varlığını, birliğini ve bütünlüğünü savunmuyor.

Türkiye sınırları içinde iki otorite oluşmuş durumdadır. İktidar bu olayları küçük gurupların işi olarak göstererek hem gerçeklere hem de ülkeye ihanet ediyor.

PKK “asayiş timleri”, infaz timleri kuruyor, silahlı cenaze törenleri düzenliyor AKP hükümeti “çekilecek, barış olacak…” diyerek olanı biteni halktan saklıyor. AKP, Balkan savaşları sırasında Türk milletine bozgunu yaşatan gafil, basiretsiz ve korkak devlet yöneticilerine benziyor.

PKK ortaya koyduğu bu eylemlerle sürecin çözümünü aldı götürdü, Başbakanın elinde kalan ise yalnızca süreç kısmıdır.

 

 

 

Askerin Türk Vatanını ve İstiklalini Korumak Görevi Yok!

          İç hizmet kanununda askerlik, “Türk vatanını, istiklal ve cumhuriyetini korumak için harp sanatını öğrenmek ve yapmak mükellefiyetidir” şeklinde tanımlanmıştı. TSK’nın İç Hizmet Kanunun 35. Maddesinde askerin görevi “Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumak” şeklinde ifade edilmişti.

          Uzun süredir askerin “Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamak” görevini, “darbe gerekçesi” olarak kullandığı ileri sürülüyor ve önleyici bir tedbir olarak “korumak ve kollamak” görevinin kaldırılması talep ediliyordu.

          AKP, TSK İç Hizmet Kanunun 35. Maddesini değiştirilmesinden yararlanarak askerlik kanununun tanımını da değiştirdi. Askerliğin eski tanımdaki “Türk vatanını, istiklal ve cumhuriyetini korumak için…” bölümü maddeden çıkarılarak, askerlik “Harp sanatını öğrenmek ve yapmak sanatıdır” şeklinde tanımlandı.

          Askerliğini görev tanımı da “Yurt dışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanının savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askeri gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, TBMM kararıyla yurtdışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır” şeklinde değiştirildi.

          Uzun süredir “Türk” kavramını etnik bir ayrıntı olarak ifade eden uluslararası kuruluşlar, bölücü unsurlar ve Türklük karşıtları, yasaları ve anayasayı “etnik kavramlardan ve vurgulardan arındırmayı” demokratikleşmenin şartlarından birisi olarak görüyorlardı. AKP, etnik bir tabir olarak gördüğü “Türk vatanı” tabirini tamamen olmasa da bu askerlik tanımının içinden çıkartılarak azaltmıştır. Bu başlangıçtır. Halkın vereceği tepkiye göre devamı gelecektir. Askerlik bu tanımla adeta bir sanatı öğrenme hobisine dönüştürülmüştür.

          Asker Yurt İçi Tehdide (PKK’ya) Karışmayacak!!!

          Diğer yandan askerin görevi “yurt dışından gelecek tehlikelere karşı” denilerek görev alanı daraltılmıştır. Böylece yurt içinden gelecek tehlike ve tehditler askerin görev alanının dışına çıkarılmıştır. Bu durumda yurt dışından silahlı, yurt içinde beşinci kol şeklinde yürütülen tehditlere karşı asker yalnız sınırın öte tarafından gelecekleri önleyecek yurt içinde yürütülen düşman faaliyetleriyle ilgilenmeyecektir.

          Bu madde, yurt içinde tehdit oluşturan PKK’ya karşı askerin müdahale etmesini engellemek amacıyla getirilmiştir. Yurt içi tehditlerle polis ilgilenecektir. Bu madde PKK ile hükümet arasında varılan mutabakat gereği, yurt dışına çıkan terör örgütü mensuplarına karşı askerin müdahale etmemesi de yasal bir zemine uydurulmaya çalışılmıştır. Nitekim muhalefet sürekli olarak Başbakan Erdoğan’ın “teröristler silahlarını gömsün, gitsinler” şeklindeki talimatının suç içerdiğini ve hangi yasal gerekçelerle söylediğini kendisine hep sormuştur. Başbakan Erdoğan,  ‘suçluların sınır dışına gitmesine yasalara aykırı olarak izin vermek ve göz yummakla suçlanacaktır’. Başbakan, yasalara aykırı olarak verdiği talimatları yasal bir zemine oturtmaya çalışmıştır.

          TSK’nın, 35. Maddesinin değiştirilmesinin zamanlaması da ilginçtir. Bu yasal değişiklik, PKK ile varılan, hükümete göre tamamlanmamış, terör örgütüne göre tamamlanmış olan birinci aşamasının somut sonucudur. Yeni yasal değişiklikle iç tehdit yaratan PKK örgütüne askerin müdahale etmesi gibi bir görevi yoktur. PKK’yla mücadele, AKP’nin yüzde yüz denetimi altındaki polis gücüne emanet edilmiştir.

 

 

          Türk’e Karşı AKP/BDP Elele!

          Bu arada TSK 35 maddesi görüşülürken BDP’nin “Türk” ve “Milli” kelimelerinin yasa metinlerinden çıkarılması için verdiği önerge her şeyi özetliyor. BDP, Türk ve milli kavramlarını ‘tamamen çıkaralım’ diyor. AKP, ‘yavaş yavaş, hazmettire hazmettire bunu yapıyoruz’ diyor. Açıkça AKP ile BDP birisi “ümmet” diğeri “etnik” ırkçılıkları nedeniyle “Türk” kavramına her anlamda karşılar. Her ikisi de bu nedenle iflah olmaz bir biçimde “Türk” düşmanlığı yapmaktadır. Bu iki parti de bu nedenle Türk kelimesine, boğanın önüne tutulan kırmızı şala duyduğu öfkeye benzer bir alerji duyuyor.

          Hüseyin Çelik Vakası!

          Hüseyin Çelik AKP’nin sözcüsüdür, söyledikleri kurumsal olarak AKP’yi de bağlar. Çelik, dün MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi konu alan bir basın toplantısı yapmıştır. Çelik’in söylediklerini ancak kimyası, dengesi ve ruh sağlığı bozuk olanların ağzından çıkabilir.

          Mübarek Ramazan günlerinde bu ifadelere iğrenç, aşağılık ve çirkin demek bile hafif kalır. Ancak ecdadımız “üslubu beyan aynıyla insan” demiştir. Herkesin ağzından çıkan sözler aslında kendi kendisini tarif eder. Bu sözler “kem”dir ve kem sözler de sahibinindir.

Hüseyin Çelik, bu galiz, saygısız ve aşağılık ifadelerle haddini fena halde aşmıştır. Bu ifadeleri öncelikle kendisine aynen ve taahhütlü olarak iade ediyoruz.

AKP iktidarı da Hüseyin Çelik de gücünün, sınırlarını çizmekte sıkıntı çekmektedir. Öyle görünüyor ki Çelik, sırtını çözüm ortağı PKK’ya dayamış MHP’ye meydan okumaktadır.

          Çelik’in sözlerinin içeriği ve üslubu her şeyden önce AKP’nin içine düştüğü çıkmazı göstermesi bakımından dikkate değerdir. Çelik’in kontrolsüz öfkesinin üç nedeni vardır:

1.     AKP’nin giderek kamuoyu nezdinde itibar kaybetmesi ve oylarının düşmesidir.

2.     AKP’nin PKK’ya verdiği anayasayı PKK’nın ihtiyaçlarına uygun hale getirmesi düzenlemeleriyle ilgili sözünü yerine getirme imkânının giderek ortadan kalkmasıdır.

3.     MHP’yi tahrik ederek sokağa çekip, kamuoyu nezdinde itibar infazını gerçekleştirmektir.

AKP ve Çelik Bunalım ve Yanılgı İçerisindedir

AKP ve işbirlikçi ekip Türkiye’nin bütün kaynaklarına el koymuş, muhalefet partilerini destekleyen iş adamlarını ihalelere sokmamak için fişletmiş ve kendilerine uygun bir ekonomik düzen kurmuşlardır. AKP’nin kurduğu saadet zincirinin seçimle birlikte sona erecek olması AKP’yi ve Çelik’i bunalıma sokmuştur.

AKP’nin iktidarla birlikte her şeyi kaybedeceğini kendileri çok iyi biliyorlar.  Bu ihtimal AKP’yi bunalıma sokmaya yetiyor.

Hüseyin Çelik, MHP’yi adeta bir deprem sonrası birbirleriyle hiçbir ilişkisi ve bağlantısı olmayan insanların toplandığı deprem çadırı olan AKP sanıyor. Yanılıyor. AKP yokken MHP vardı ve AKP yok olduğunda MHP var olmaya devam edecektir.

Bu nedenle MHP’nin Hüseyin Çelik gibilerin tahrik ve provokasyonlarına geleceğini inananlar varsa yanılıyor.

MHP, yattığı toprağı, tuttuğu bayrağı, döndüğü kıbleyi bilen bir siyasi iradedir. AKP bir döner ve slalom partisidir. AKP’nin siyasi yemeği döner, sporu ise dopingli slalomdur.

Hüseyin Çelik, MHP liderinin “uçak korkusundan” söz etmiş, hangi müziği dinlediğinden ya da hangi yemeği yediğindense söz etmemiştir.

Bizim bildiğimiz MHP’lilerin Hüseyin Çelik ve AKP zihniyetini taşıyanlarda olmayan bir tek korkusu vardır; o da Allah korkusudur.

Söz gelimi, MHP liderinin ata binme ya da attan düşme gibi bir korkusu yoktur!

Hüseyin Çelik’in söylenenler üzerinden değil de söyleyen üzerinden tartışma açması da içine düştüğü acizliğin alametidir.

Hüseyin Çelik asıl yukarıda söylediklerimize ve aşağıda sorduğumuz şu sorulara cevap vermesi gerekir:

-Palalı saldırgan, satır bıçak taşıyan vatandaş kaçma ihtimali yok diye serbest bırakılmış ve bu vatandaş Fas’a kaçmamış mıdır?

- “Yargıya söyledik, gereğini yapacak” diyebilen bir iktidarın bunda sorumluluğu yok mudur?

-Sokakta göstericinin karşısına başka göstericileri çıkarmak “evde zor tutuyoruz” denilen yüzde ellinin diğer yüzde elliye karşı, sokaklara sürülmesi değil midir?

-Mısır’a ve Mursi’ye ağıt yakan iktidar partisi, Tuzhurmatu ve Kerkük’te Türkmenlere karşı girişilen katliamlar karşısında ne yapmıştır? Neden sus pus olmuştur? Bu vefasızlık ve vicdansızlık hatta nankörlük değil midir?

-Doğu Türkistan’da Müslüman Türklerin uğradığı katliamlara ve oruç tutmalarına getirilen engellemelere karşı AKP iktidarı hangi sesi çıkarmıştır? Ne yapmıştır?

-İki millet, iki dil, ikili eğitim sonunda işi “milletlerin kendi kaderini tayin etme hakkı”na götürmeyecek midir?

- “Yeri ve zamanı gelince, gerek ve zorunluluk doğunca mutabakata varılan maddelerin Genel Kurul’a intikali bir seçenek olarak ele alınmalıdır” söyleminin neresi yanlıştır?

-“Yeni Anayasa” için bunca acele niye? Sözde çözüm ortağınız PKK, “TBMM Kapanmasın!” diyor. PKK’lı ortaklarınıza “kapansın uygun bir gerekçe bulur, olağanüstü toplantıya çağırırız” sözü mü verdiniz?

-Çelik tutarsızlık arıyorsa Rasmussen, Zina, Libya’ya Nato müdahalesi, Kürecikteki Üs, sıfır sorun konularında ne söylediklerine dönüp bir bakmalıdır. AKP’nin kediye kedi dememee kedi kedi olmaktan çıkmıyor. 

Kaynak: Haber29.NET

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner333

banner329

banner309

 
Haber 29 Gazetesi
Herkese Açık grup · 9.162 üye
Gruba Katıl
Haber29.NET Facebook Grubumuza Katılın