Bir toplumun çöküşü bir gecede gerçekleşmez. Önce bazı şeyler normalleşir, sonra bazı şeyler sorgulanmamaya başlanır. Ardından yanlışlar çoğalır, doğrular ise insanlara ağır gelmeye başlar. Bir süre sonra insanlar kötülüğe şaşırmaz olur. İşte toplumsal çürüme tam olarak burada başlar.

Bugün içinde yaşadığımız çağın en büyük sorunlarından biri belki de teknolojinin gelişmesi değil, insanın bütün bu gelişmelerin arasında kendisini kaybetmesidir. Daha hızlı iletişim kuruyoruz ama birbirimizi daha az dinliyoruz, daha fazla bilgiye ulaşıyoruz ama daha az düşünüyoruz, daha fazla insan tanıyoruz ama daha az güveniyoruz, daha çok şey satın alıyoruz ama daha az mutlu oluyoruz, daha fazla görünür oluyoruz ama kendimizi daha az tanıyoruz. Ve belki de en önemlisi, çocuklarımıza ve gençlerimize nasıl bir dünya bıraktığımızı yeterince sorgulamıyoruz.

GENÇLİK DEĞİŞMEDİ, GENÇLİĞİN ÖNÜNE KONULAN ÖRNEKLER DEĞİŞTİ

Bugünün gençlerini eleştirmek kolaydır. Gençler bozuldu, gençlerde saygı kalmadı, gençler çalışmak istemiyor, gençler kitap okumuyor, gençler sadece telefonla ilgileniyor.”

Bu cümleleri sık sık duyuyoruz.

Fakat burada kendimize daha zor bir soru sormamız gerekiyor: Gençler bunları kimden öğreniyor? Çocuk doğduğunda elinde telefonla dünyaya gelmiyor, saygısızlığı doğuştan öğrenmiyor. Gösterişi, kibri, tüketim çılgınlığını, şiddeti, kolay yoldan para kazanma arzusunu, insanları küçümsemeyi doğuştan bilmiyor. Bunların büyük bir kısmını çevresinden öğreniyor. Ailesinden, okulundan, sokaktan, televizyondan, internetten, sosyal medyadan ve en önemlisi, rol modellerinden. Bugün gençlerin önüne neyi başarı olarak koyduğumuza dikkat etmemiz gerekiyor. Çünkü gençlik kendisine gösterilen dünyayı taklit eder.

ÇALIŞMADAN KAZAN KÜLTÜRÜ

Bugün bazı sosyal medya içeriklerinde başarı, yıllarca süren emek ve sabırla değil; bir anda kazanılan para, pahalı araçlar, lüks evler, markalı kıyafetler ve gösterişli hayatlarla anlatılıyor. Genç bir insan ekrana bakıyor ve karşısında sürekli şunu görüyor: Çok para kazanıyorum, lüks yaşıyorum, şu arabaya sahibim, şu kadar takipçim var, bir günde şu kadar para kazandım, fakat çoğu zaman hikâyenin görünmeyen kısmı anlatılmıyor.

Başarısızlıklar yok, yıllarca süren emek yok, disiplin yok, eğitim yok, fedakârlık yok. Bazen başarının arkasındaki gerçek ekonomik ve sosyal koşullar da görünmüyor. Genç ise sadece vitrini görüyor ve kendi hayatını o vitrinle karşılaştırıyor. Sonra üniversite okuyan genç kendisini başarısız hissediyor. Asgari ücretle çalışan genç kendisini değersiz hissediyor, Meslek öğrenmeye çalışan genç kendisini geri kalmış hissediyor. Çünkü ona başarı, emeğin sonucu olarak değil, gösterişli bir hayatın görüntüsü olarak sunuluyor.