Kış, insanın içine bazen fark ettirmeden çöker. Sadece sokaklara yağan karla, çatılara vuran yağmurla değil; insanın ruhuna çöken ağırlıkla da gelir. Günler kısa olur, gökyüzü erken kararır, sabahlar isteksiz başlar. İnsan bir süre sonra bunun sadece mevsim olduğunu unutur; yorgunluğunu kendine ait sanır. Oysa bazı mevsimler yalnızca doğayı değil, insanın içini de beklemeye alır. Ve sonra bir gün… bahar gelir. Bahar öyle kapıyı çalarak gelmez. Önce bir sabah perdeyi açtığınızda fark edersiniz onu. Gökyüzünün mavisi biraz daha derindir. Rüzgâr sert değil, saçınıza dokunan bir el gibidir. Güneş sadece ısıtmaz, sanki hatırlatır: “Bak, hâlâ ışık var.” İnsan bazen yaşamayı unutmaz ama yaşamanın tadını unutur. Günler birbirine benzer, işler birikir, sorumluluklar omuzlara yük olur. Hayat sadece yapılacaklar listesine dönüşür. İşte tam böyle zamanlarda bahar gelir ve doğa, insana hiçbir söz söylemeden bir şey öğretir. Bir ağacın kuru görünen dallarından bir sabah küçücük yeşil yaprakların çıkması tesadüf değildir. Toprağın aylarca sessiz kalıp sonra çiçek açması boşuna değildir. Bahar, doğanın insana yazdığı bir mektuptur aslında. Der ki:
Beklemek bitiş değildir. Kuruduğunu sandığın yerde bile hayat yeniden başlayabilir. Bunu en çok da yorulmuş insanlar anlar. Çünkü bahar sadece çiçek değildir. Bahar, yeniden denemektir. Uzun zamandır gülmeyen bir insanın sebepsizce yüzünde beliren küçücük bir tebessümdür bahar. Ertelediğin hayallerin çekmeceden yeniden çıkmasıdır. “Ben artık yapamam” dediğin şeylere karşı içinde oluşan küçük bir cesarettir. Çünkü doğa sana her yıl aynı şeyi gösterir: Hiçbir kış sonsuza kadar sürmez.
Bakın çevrenize…
Yağmur, toprağa düştüğünde sadece ıslatmaz; can verir. O su, bir ağacın damarlarında dolaşır, çiçeğin içine renk olur, kuşun gagasında serinlik olur. Bahar yağmuru, gökten düşen bir umut gibidir. İnsan da bazen öyledir; gözyaşıyla büyür, kırıldığı yerden güçlenir. Rüzgâr… Kışın serttir, insanın yüzünü keser. Ama baharda başka eser. Sanki kulağınıza bir şey fısıldar. Sokaktan geçen çocukların saçlarını karıştırır, balkon perdelerini oynatır, ağaç dallarını sallarken der ki: “Hâlâ hareket var, hâlâ hayat devam ediyor.”
Ve kuşlar…
Kış boyunca susan dallar, baharda şarkı söylemeye başlar. Çünkü doğa sessizliğini bile sonsuza kadar taşımaz. İnsan neden taşısın? Belki de en çok bunu unutmamak gerekiyor. Hayat dediğimiz şey büyük başarıların toplamı değil bazen; sabah güneşi görünce pencereyi açmak, çayın buharını izlemek, sokakta açan mor menekşeyi fark etmek, yağmurdan sonra gelen toprak kokusunu içine çekmek, bir çocuğun kahkahasını duymak, sevdiğin bir insanın sesini özlemek ve hâlâ kalbinin buna karşılık vermesi…
Bunların hepsi yaşadığını gösteren şeyler.
Modern dünya bize hep büyük şeyleri öğretti. Daha çok kazanmayı, daha çok yetişmeyi, daha çok koşturmayı… Ama bahar, küçük şeylerin değerini hatırlatır. Bir dalın ucundaki tomurcuğun acele etmeden açmasını… Bir derenin suyu gibi yolunu bularak akmayı… Gökyüzünün bulutlardan sonra yine mavi olmasını…
İnsan da böyle değil midir zaten?
Bir süre yorulur, kararır, içine kapanır. Sonra bir sabah, sebebini bile bilmeden içinden yeniden yaşamak gelir. Bahar işte tam olarak budur. Hayata yeniden “evet” deme mevsimi. Belki de hepimizin ihtiyacı olan şey biraz bahardır; takvimde değil, ruhumuzda. Kendimize biraz güneş vermek… Kalbimizin donmuş yerlerine biraz su bırakmak… Kuruduğunu sandığımız umutları yeniden sulamak…
Çünkü insan bazen en çok kendine geç kalır. Bir çiçek açarken acele etmiyor. Toprak çatlamadan filiz vermiyor. Güneş doğarken bir anda öğle olmuyor. Her şey zamanını bekliyor. O halde insan neden kendine bu kadar yükleniyor? Belki de bu bahar, biraz durup nefes alma mevsimidir. Bir ağacın gölgesine bakıp dinlenme… Bir yağmur damlasını sadece yağmur olarak değil, hayatın devam ettiğinin işareti olarak görme, b ir dere sesinde huzuru hatırlama, bir papatyanın sadeliğinde güzelliği yeniden keşfetme…
Ve en önemlisi… Kendine yeniden inanma. Çünkü hayatta bazı mevsimler dışarıda başlamaz; insanın içinde başlar. Belki uzun zamandır kırgınsın. Belki çok yoruldun. Belki bir şeyler istediğin gibi gitmedi. Belki kaybettin, belki vazgeçtin, belki çok sustun.
Ama unutma… Kış da ağacı öldürdüğünü sanır oysa ağaç sadece baharı bekliyordur. Belki sen de biraz baharı bekliyorsundur. Ve belki tam şu anda, hiç fark etmeden içinde küçücük bir tomurcuk oluşuyordur. Hayat bazen bir çiçeğin açışı kadar sessiz ama bir bahar sabahı kadar güçlü başlar yeniden.
O yüzden pencereni aç. Gökyüzüne bak. Yağmurdan sonra gelen toprağın kokusunu içine çek, bir kuşun sesini dinle, bir ağacın yapraklarına dikkat et, ve kendine şunu hatırlat: Hayat hâlâ burada, sen hâlâ buradasın ve bahar, her şeye rağmen yeniden başlamak için var. Çünkü bazı mevsimler sadece doğayı değil, insanı da yaşama çağırır. Bahar, işte tam da böyle bir çağrıdır. Ve o çağrıya kulak veren herkes, kendi içindeki güneşi bir gün mutlaka bulur.
Herkes kendi baharını yaşasın… ama önce, içindeki kışı affetsin.
O son sözlerin kendinle verdiğin savaşların
Yağmurla kavga edişlerin
Beni yeniden sevişlerin
Gülüşünle dokunuşunla
Hep yeniden derdin, haydi kalk gidelim…
Beni kendinden kurtar korkularımdan Azad et
Büyük korkularımla savaş halindeyim
Unutmaktan seni ve tekrar dokunamamaktan
Sarı saçlarına
Buz olmuş ellerini avucumun içine alıp ısıtamamaktan mesela
Fatma TURAN KARADENİZ