Tarih milletlerin hafızası aynı zamanda aynasıdır. Milletin üzerine kurulan geniş bir kubbedir. Tarih aynı zamanda milletimizin manevi yakıtı ve kuvvet kaynağıdır. Geriye dönüp bakıldığında onu görebilmelidir. Dünü bugüne bağlayan köprüdür.

Sadece bu günü anlamak için değil, geleceğimizi kurmak için de tarihimizi bilmeye, anlamaya, ondan ders almaya ihtiyacımız vardır. Tarih şuuru, sadece tarihin akışı hakkında belli bir görüş sahibi olmak demek değildir.  Şuur bir milletin bilinçaltıdır. Ruhuna işleyen her şey onun en gizli mahzenlerine saklanmış ve gerektiğinde kullanılacak ilham kaynağıdır. İnsan toplulukları, birlikte yaşadıkları tarihi süreç içerisinde bir kültür ve bir kimlik kazanırlar. Tarih şuuru insanların köklülük duygusunu geliştirir.  Tarih sayfalarında gezmek istediğimiz zaman, sadece savaşlar ve antlaşmalar arasında kaybolmamalıyız. Tarihi öğrenmek ve okumaktan uzak bir hayat sürerek,  tarih şuurundan söz edemeyiz. Oysaki tarihi iyi okumak, tarihin önemini kavramış fertler meydana getirecektir. Tarih şuuru kendiliğinden oluşacaktır. Tarihi bilmenin ve okumanın önemini Fatih Sultan Mehmet’in  (İstanbul) Asitane’yi fethetmek için, hem de 19 yaşında iken kütüphaneler dolusu tarih ve strateji kitabı okuduğunu, yedi lisan bildiğini unutmamalıyız.

 Bu yüzden gençlerin tarihle olan ilgilerini artırmak amacıyla tarihin öğretiminde öğretmenlere büyük görev düşmektedir. Bu öğretilerde; görsel basın, sinema, tiyatro, çizgi roman gibi birçok faaliyet kolu tarih öğretimi için etkin bir yol olarak kullanılmalıdır.”Tarih Duayenimiz ve tarihçilerin büyük üstadı olan Prof.Dr. Halil İnalcık birinci el kaynakları okuduktan sonra, mutlaka kaynakta bahsedilen yere gider o mekânı görüp, inceler ondan sonra araştırmasını kaleme alırmış”. Tarihi öğrenmenin kalıcı ve anlamlı olması için, öğretenin ve öğrenin Tarihi, Tarih şuuru içinde algılaması gerekir. Çağ açıp çağ kapayan bir kültürün mirasçılarıyız. Ecdadımız asırlarca tüm dünyaya adalet, şefkat ve ışık saçmıştır. Bu başarının arkasında ve önünde ki sır yöneticilerin (Padişah) ilimi ve tarihi birikime sahip olmalarındandır. Elbette ki eksi ve artı yönleri de bulunmaktadır. Çok övmek veya çokta yermenin doğru olmadığını da bilmeliyiz.
On dokuzuncu milli eğitim şurasında; Osmanlıcanın, ortaöğretim kurumlarında ders olarak öğretilmesi yönündeki tavsiye kararı, görsel ve yazılı basında oldukça yoğun bir gündem oluşturdu. Kimi nalına vurdu. Kimi de mıhına. Öyle saltolar atıldı ki, hiç tahmin etmediğimiz bazı muhafazakârlar bile bu karara karşı çıktılar. Aslında bana göre de geç kalınmış bir karardır. Ders olarak okutulmalıdır. Oysaki Osmanlıca; Türklerin yüzyıllar boyunca geliştirdikleri özgün bir dildir. Hem Arapçadan hem Farsçadan faydalanmış ama ikisi de olmamıştır. Osmanlıca Türkçesi dil olarak vardır. Yazılışında güçlük çekilebilir. Fakat insanoğlu azim edince başaramayacağı ve aşamayacağı engel yoktur. Gelecekle geçmiş arasındaki köprüyü biraz daha sağlamlaştıracaktır. Öğrenmenin zamanı ve yaşı yoktur. Öğrenmek, her şeyden önce bir gönül meselesidir. Osmanlıcayı öğrenmek, öz yurdunda kendi kültürüne yabancı kalmış bir neslin vicdan muhasebesi olacaktır. Ecdada ve tarihine karşı vadesi çoktan dolmuş bir fikir ve diyet borcudur. Bu öğrenme konu başlığımızı teşkil eden Şuuru Tarihi her yönüyle etkileyecek ve geliştirecektir. İyi bir planlama ve disiplinize edilmiş müfredatla bu dersin öğretilmesi insanımızın hayrına olacaktır. Hayrola ve kolay gele…..
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner333

banner343

banner309

 
Haber 29 Gazetesi
Herkese Açık grup · 10.000 üye
Gruba Katıl
Haber29.NET Facebook Grubumuza Katılın