banner275
05 Kasım 2013 Salı 01:29
TİKA’nın Yurt Dışı Yatırımları ve Projeleri Çok Büyük Rakamlara Ulaşmıştır.
banner305
banner331

Türkiye 90’lı yıllarda Orta Asya’da Bağımsızlığını yeni kazanan ülkelerde yaşayan soydaşlarımız için sosyal, ekonomik ve kültürel alanda birçok faaliyet yürütmüştür. Bu durum Türkiye’nin bahsi geçen yerlerdeki faaliyetlerini ve dış politika önceliklerini uygulamak ve koordine etmek ihtiyacı Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) 1992 yılında kurulmasıyla sonuçlanmıştır.

Dış politikada TİKA ortak değerlere sahip olduğumuz ülkeler başta olmak üzere birçok bölge ve ülkede Türk dış politikasını uygulamanın aracı haline gelmiştir.

TİKA’nın o yıllardaki amacını Türk Cumhuriyetlerinin kendi sosyal yapısını üretmesi, kendi kimliğini sağlıklı bir şekilde inşa etmesi, kültürel ve siyasi hakların gelişmesi, teknik alt yapı konusunda eksiklerin giderilmesi olarak özetleyebiliriz. TİKA Program Koordinasyon Ofislerinin ilki Türkmenistan’da açılmış; ilerleyen dönemlerde Avrasya bölgesinde bulunan ofis sayısı 6’ya çıkmıştır. Böylelikle Türkiye’nin dostluk, kardeşlik ve işbirliği eli bağımsızlığı yeni kazanmış genç Türk Cumhuriyetlerine ulaşmıştır.

2002 yılından sonra TİKA önce ofis sayısını 12’ye çıkarmış, sonra da faaliyetlerini 30 ülkeye yaygınlaştırmış ve ofislerinin sayısını da 33’e yükselmiştir. Bu bağlamda TİKA, 100’den fazla ülkede yüzlerce projeye imza atmıştır. TİKA, AKP ile birlikte DİKA’ya dönmüştür. 

TİKA, Moğolistan’dan Kosova’ya, Senegal’den Afganistan’a, Ukrayna’dan Madagaskar’a kadar geniş bir coğrafyada işbirliği ve destek çalışmaları yapmaktadır.

TİKA’nın yurt dışı yatırımları ve projeleri çok büyük rakamlara ulaşmıştır.

85 Milyon Dolardan 3 Milyar 436 Milyon Dolara Yükselen Yatırımlar

TİKA’nın 2002 yılında 85 Milyon Dolar olan dış yardım miktarı 2010 yılı itibari ile (STK’lar dahil) 1 milyar 718 Milyon Dolara çıkmıştır. Bu rakam 2012 yılında, yıllık  resmi kalkınma yardımlarının yüzde 100’e yakın bir artışıyla 2 milyar 533 milyon dolara ulaşmıştır.

Türkiye'ye sığınan Suriyeli mültecilerin aldığı payla TİKA kalkınma yardımlarının toplam miktarı 3 milyar 436 milyon dolar olmuştur.

TİKA'nın 2012 yılındaki yardımlarının dökümü şöyledir;

- 2 milyar 533,3 milyon Dolar resmi kalkınma yardımı (bunun 2033,3 milyon Doları bağış, 500 milyon Doları resmi kredi yardımı)

-56,53 milyon Dolarlık kredi bazında sağlanan yardım (2011 yılında bu rakam 11,72 milyon Dolar olarak gerçekleşmişti)

-Toplam yardımın 2422,5 milyon Doları doğrudan ülkelere yapılan yardım, 110,8 milyon Doları ise uluslararası kuruluşlara yapılan katkılar.

Gözden Uzak-Gözetimden Muaf-Denetimden Irak

TİKA faaliyetlerini ve bu bağlamda projelerini yurt dışında gerçekleştirmektedir. Bu faaliyetler için harcamalar da yurt dışında yapılmaktadır. Adeta TİKA gözden uzak, gözetimden muaf, denetimden istisna tutulacak bir biçimde faaliyet göstermektedir.

TİKA’nın yalnızca 2012 yılı için yaptığı harcamaların tutarı 3 milyar 436 milyon dolardır. Bu çok büyük bir rakamdır. Bu bakımdan TİKA’nın yurt dışında gerçekleştirdiği ihale, yatırım, ödeme vb. faaliyetlerini yasal mevzuata uygun gerçekleştirip gerçekleştirilmediğinin öğrenilmesi hayati öneme haizdir.

Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının ödediği vergilerle yurt dışında TİKA tarafından gerçekleştirilen projelerin belirlenmiş amaçlara ve yasalara uygun gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini anlamak için, ilgili bakana çeşitli projeler ve faaliyetlerle ilgili 224 soru yönelttik.

 

Bu sorularda aşağıdaki bilgiler edinilmeye çalışılmıştır;

·         TİKA kapsamında gerçekleştirilen yurt dışındaki ihalelerde yasal mevzuata uygun davranılıyor mu?

·         TİKA’nın yurt dışında yaptığı ihaleler nasıl gerçekleştiriliyor? Bu ihaleleri hangi şirketler alıyor? Aynı işler için verilen diğer teklifler nelerdir?

·         Yurt dışında TİKA kapsamında gerçekleştirilen ihaleleri birbirleriyle ilişkili şirketler mi gerçekleştiriyor?

·         TİKA’nın yurt dışında gerçekleştirdiği projeleri için satın alınan hizmet ya da malzemeler için ne kadar para ödeniyor?

·         İhaleleri alan şirketlerin referansları ve iş deneyimleri nedir?

TİKA’nın bağlı olduğu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, 224 soruya yarım sayfalık bir cevap vermiştir. Bozdağ cevabında projelere ilişkin bilgiler, TİKA Faaliyet Raporlarında yer almakta olup söz konusu raporlardan birer adet ekte sunulmuştur demektedir.

Bekir Bozdağ’ın sunduğu TİKA faaliyet raporunda, ihalelerin hangi firmaların aldığı, ihalelerin hangi usulle yapıldığı, bahsi geçen işler için kimlerden hangi tekliflerin alındığı, satın alınan hizmetin ve mallara ne kadar para ödendiği, ihale alan şirketlerin referans ve kuruluş tarihleri konusunda hiçbir bilgi yoktur.

Faaliyet raporunda tahmin edileceği gibi fotoğraflar, bol bol resimler, sosyal içerikli yazılar, tarihi eserler ve çeşitli amaçla gerçekleştirilen toplantılara ilişkin görüntüler yer almaktadır.

Daha doğrusu bizim sorduğumuz soruların hiç birinin cevabı sözü edilen faaliyet raporunda yer almamaktadır.

Cevap Veriyor Gibi Yapmak!

Bunun üzerine 26.07.2013 tarihinde soruların cevaplandırılmasından kaçınıldığı ve sorulara cevap verilmediği gerekçesiyle 224 sorunun ilgili bakanlık tarafından tekrar cevaplandırılması istenmiştir.

Bekir Bozdağ, yine kendisine yöneltilen yeni 224 soruya yarım sayfalık kaçamak cevap vermiştir. Özetle cevapta şunlar söylenmiştir: “TBMM İçtüzüğü’nün “Sorulamayacak Konular” kenar başlıklı 97. Maddesinde; başka bir kaynaktan kolayca öğrenilmesi mümkün olan konular ile tek amacı istişare sağlamaktan ibaret konuların ve konusu, evvelce Başkanlığa verilmiş gensoru önergesiyle aynı olan soruların sorulamayacağı hüküm altına alınmıştır”. Ardından da sorulara daha önce cevap verilmiş ve dolaysıyla önergede yer alan konular hakkında şahsınız bilgilendirilmiştir denilmiştir.

Bizim sorduğumuz soruların cevabının kolayca her hangi başka bir kaynaktan elde etmeyi bırakın yasal zorunluluğa rağmen ilgili Bakandan bile öğrenemiyoruz. Sorulan soruların amacı parayı nereye, kime, nasıl, ne karşılığında ödenmesinin öğrenilmesi olduğuna göre bu “istişare” olarak da nitelenemez. Bu konuda evvelce başkanlığa verilmiş bir gensoru da yoktur.

O halde Sayın Bakan bütün bu soruları nasıl geçiştirebiliyor. Bakan Bozdağ, bütün bunları gözlerimizin içine baka baka, insan zekasıyla alay ede ede nasıl yazabilmektedir. Bakan garip gurebanın, fakir fukarının toplanmış 3.6 milyar Dolar civarındaki vergileri harcamanın hesabını vermekten kaçınmaktadır. Bunu da meydan okuyarak yapmaktadır.

Sorulan soruların ilgili bakan tarafından cevaplandırılmamış ve geçiştirilmiş olmasının nedensiz olmadığı açıktır.

Bizim aklımıza yöneltilen soruları geçiştirmenin ve gerçeklere uygun biçimde cevaplandırmanın zorunluluktan kaynaklandığı geliyor. Yapılan ihaleler, ihaleleri alanlar, yapılan işle ödenen para arasındaki orantısızlığın sorulara ayrıntılarıyla cevaplamaya imkân vermediği anlaşılıyor. Harcanan kamu parasının hesabı verilemez boyutta olduğu görülüyor.

Yoksa yasal mevzuata uygun çalışan, yanlışı, yolsuzluğu, kuralsızlığı, şaibesi olmayan kuruluşların istenilen bilgiyi vermekten, bunun kamuoyuna duyurulmasından rahatsız olması asla söz konusu olamaz. İhalelerle ilgili sorulara cevap verilmemesi, işlerin gizlilik içinde yürütülmesinin tek nedeni kirliliktir. 

Bu durumda Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarından yalnızca 2012 yılı için TİKA kapsamında yapılan 3 milyar 436 milyon Dolar paranın nasıl harcandığına ilişkin bilgi kamuoyundan saklanmıştır. Açık hükümlere karşın bakanlık konuyla ilgili sorulara cevap vermeyerek ya da geçiştirerek konuyla ilgili kuşkuların oluşmasına neden olmuştur.

 AKP’li yetkililer hesap vermek yerine hesap sormayı tercih ederek, bağırıp çağırarak, geçmişi suçlayarak akçalı konuları geçiştirmektedir.

AKP iktidar ülkede toplanan vergilerin, kaynakların nerelere nasıl harcanacağını belirleyen temel belge olan bütçeye bile şaibe bulaştırmıştır. Bütçenin denetimi; yani kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığının ortaya konması TBMM adına Sayıştay tarafından yerine getirilmektedir. Sayıştay’ın bu denetimi yapabilmesi için AKP hükümetinin muhasebe, kayıt, hesap ve belgelerin Sayıştay’a göndermesi gerekir. Bu belgeler gönderilmemişse ya da eksik gönderilmişse Sayıştay’ın da yapacağı bir şey olamaz.

AKP, TBMM adına harcamaları denetleyen Sayıştay’ın raporlarının Meclis’e 2013 yılı bütçesi görüşülürken dahi getirilmemiştir. 2013 bütçesi görüşülürken, Sayıştay’ın 3 temel raporu TBMM’ye gelmemişti. Sayıştay’ın anayasal görevi TBMM kamu harcamalarını denetlemektir. Bütçenin yasal mevzuata uygun harcanıp harcanmadığını Sayıştay denetlemektedir. Sayıştay raporları gelmeden geçen yılın bütçesi TBMM’den geçmiştir. TBMM fiilen bütçe hakkını kullanamamaktadır.

Bir Başka İlginç Cevap da Mehmet Şimşek’ten

Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek’e “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün güvenliğini sağlamak için satın alınan ileri teknoloji komuta kontrol izleme aracıyla” ilgili olarak aşağıdaki soru yöneltilmiştir.

-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün güvenliğini sağlamak için satın alınan yüksek teknolojili komuta kontrol izleme aracının karşılığında ödenen bedel ne kadardır?

-Satın alınan ileri teknoloji komuta kontrol izleme aracını kullanacak olan personelin eğitimi karşılığında ödenen bedel ne kadardır?

-Satın alınan bu aracın alım işi, hangi koşullarda, hangi usullerle yapılmış, hangi teklifler alınmış ve hangi gerekçelerle hangi firma bu iş için seçilmiştir?

Bu soruya Maliye Bakanı Şimşek aynen şu cevabı vermiştir: “Sayın Cumhurbaşkanımız, gelişmiş dünyada devlet başkanları nasıl ve ne şekilde korunuyorsa benzeri tedbirler alınarak korunmaktadır. Diğer taraftan sözü edilen araçla ilgili işlemler, Yüce Makamın ihtiyaçları doğrultusunda yürürlükteki mevzuat hükümlerine uygun ve tasarruf prensiplerine dikkat edilerek yapılmaktadır. Önergede dile getirilen tüm hususlar da bu kapsamdadır”.

Görüldüğü gibi sorulan soruyla hiç ilgisi olmayan cevaplar verildiği için Sayın Mehmet Şimşek’e sorulan sorulara cevap vermesi için ikinci kez soru önergesi verilmiştir.

Bu defa aynı soru önergesine Bekir Bozdağ’dan şöyle bir cevap gelmiştir: “Bilindiği üzere TBMM’nin denetleme yetkisi, Anayasanın 87. Maddesinde “Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek şeklinde belirlenmiş, 98. Maddesinde de denetim yolları düzenlenmiştir”.

Bu denetim yolları arasında sayılan ve Anayasanın 98’inci maddesinin ikinci fıkrasında “Bakanlar Kurulu adına, sözlü veya yazılı olarak cevaplandırılmak üzere Başbakan ve bakanlardan bilgi istemek” şeklinde tanımlanan soru, Bakanlar Kurulunun ve Bakanların TBMM önünde sorunluluğunun gereği olarak öngörülen bir denetim yoludur.

 

Buna karşılık Anayasanın yukarıdaki hükümleriyle 105. Maddesine göre Sayın Cumhurbaşkanının TBMM karşısında sorumluluğu bulunmadığından, Cumhurbaşkanımız veya Cumhurbaşkanımız hakkında soru gibi denetim yolları uygulanamamaktadır. Bu sebeple, TBMM karşısında sorumluluğu bulunmayan Sayın Cumhurbaşkanımızın işlemleri hakkında milletvekilleri tarafından soru önergesi verilmesi hukuken mümkün bulunmamaktadır”.

Önce şu çelişkiye dikkati çekmek istiyorum. İlk sorduğumuz soruya Sayın Mehmet Şimşek cevap vermiştir. Ancak hep yapıldığı gibi cevap veriyor gibi yaparak istenilen bilgilerin dışında genel sözlerle soru önergesini geçiştirilmiştir. Sorunun cevaplanmadığı geçiştirildiği gerekçesiyle ikinci soru önergesi verdiğimizde bu defa Sayın Bekir Bozdağ, soruyu Cumhurbaşkanın TBMM karşısında sorumluluğu olmadığı gerekçesiyle soruyu cevaplandırmamıştır.

Eğer sorduğumuz soru TBMM’nin Cumhurbaşkanının sorumsuzluğuna ilişkin konulara giriyorsa o zaman Sayın Mehmet Şimşek neden cevap vermiştir. Sayın Mehmet Şimşek’in cevap verdiği bir soru önergesine Sayın Bekir Bozdağ “Cumhurbaşkanının sorumsuzluğunu” gerekçe göstererek neden cevap vermemiştir?

Soruyorum bu çelişkinin nedeni nedir?

Halbuki bu soru önergesinde Cumhurbaşkanın sorumluluğu ya da sorumsuzluğuyla ilgili herhangi bir yasal denetim amacı taşımamaktadır. Buradaki amaç satın alının aracın meşru, yasal ve hukuki yollardan temin edilip edilmediği, kamu zararına meydan verilip verilmediğinin öğrenilmesidir. Cumhurbaşkanlığının mutlak takdir yetkisine sahip olduğu değerlendirilmesi demokratik cumhuriyetlerde değil krallıklarda söz konusudur. Biz, demokratik, millet egemenliğine dayanan bir parlamenter sıfatıyla anayasal soru sorma yetki ve hakkımızı kullanmış bulunmaktayız. Denetimden kaçınmak demokratik sistemin meşruiyetine zarar verir. Hiçbir alan demokratik bir devlette denetim dışı bırakılamaz. Cumhurbaşkanlığına alınan bu sistemin bu kapsamda düşünülmesi gerekmektedir. Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Bekir Bozdağ hangi sıfatla bu soru önergesine cevap verdiği de anlaşılamamıştır. Çünkü kendisi Cumhurbaşkanı adına yetki kullanmamaktadır. Hazine adına söz söylemek de onun görev ve yetkisinde değildir.

Sayın Bozdağ, adeta kendisini soru önergelerine nasıl, ne şekilde ve hangi gerekçeyle cevap verilmeyeceğinden sorumlu görüyor. Sayın Bozdağ denetimden kaçmaktan sorumlu devlet bakanı gibi davranmaktadır.

 Bu vesileyle hükümet yetkililerine şu gerçeği hatırlatmak isterim: Sayıştay 151 yıl önce, 1862 yılında bir Padişah fermanıyla kurulmuştur. Padişah bu fermanıyla kendi harcamalarını ve devletin harcamalarını denetim altına almak istemiştir. Bir yanda Padişahın bile kendisini denetletmek için kurum oluşturduğu diğer yanda anayasal demokratik cumhuriyetin iktidarının denetimden kaçınmak için şeytanın dahi aklına gelmeyen yöntemlere başvurması söz konusudur.

Kamu İhale Mevzuatı Sürekli Değişmektedir!

Diğer yandan Kamu İhale Mevzuatının yüzlerce defa değiştirilmesi de üzerinde durulması gereken önemli bir husustur. Kamu İhale Mevzuatının değiştirilmesi yetmemiş çıkarılan çeşitli yasalara da yapılacak alım/satımların Kamu İhale Mevzuatına tabi olmayacağına yönelik onlarca hüküm de konulmuştur. Bir de tabi Kamu İhale Mevzuatından istisna tutulan hususlar vardır. Kamu İhale Mevzuatında istisnalar bölümünde neredeyse alfabede harf kalmayacak kadar çok istisna getirilmiştir.

AKP iktidar algısına göre Kamu İhale Mevzuatı adeta uygulanmak için değil uygulanmamak için yürürlüktedir.

AKP iktidarı döneminde alım/satımlarda Kamu İhale Mevzuatına uymak istisna, Kamu İhale Mevzuatına tabi olmamak kural haline gelmiştir.

AKP iktidarı yasaları bile yolsuzluk ve soygun aracı haline getirmiş bulunmaktadır. Türkiye’de bugün yasallaştırılmış bir soygun düzeni kurulmuştur. Bu soygun düzeninden soygunu yapanlar değil soyguna izin veren yasaları yapanlar sorumludur.

            Karanlık Odakların İstihbarat ve Ajan Faaliyetleri

            İhale, yolsuzluk ve usulsüzlüklerle ilgili verdiğimiz soru önergelerinin akabinde karanlık merkezler harekete geçmektedir. Soru önergelerindeki bilgilerin nereden, bürokrasinin hangi kanalından geldiğini tespit etmek amacıyla istihbarat ve ajan faaliyetleri devreye sokulmaktadır.

            Muhtemelen Fatih Projesi’ndeki yolsuzluklarla, belediye şirketleri, Gizli TOMA İhalesi, TİKA’nın yurt dışında yaptığı ihaleler vb. ilgili olarak yönelttiğimiz soru önergeleri bazı karanlık odakları rahatsız etmiş olabilir. TBMM’deki ofisimize bizim olmadığımız saatlerde birilerinin girip bilgi, belge kontrol ve araştırması yaptığı tarafımızdan tespit edilmiştir. Konu ilgili güvenlik birimlerine şifahen aktarılmıştı. 

Çeşitli defalar kullandığımız bilgisayarlara sızma teşebbüsleri olmuştur. Son olarak aynı amaçla danışmanlarımıza yönelik olarak benzer teşebbüslerin yapılmıştır.

            Geçtiğimiz seçim sürecinde iktidar tarafından muhalefet partilerine karşı ahlak dışı ve yasa dışı operasyonlar gerçekleştirilmişti. Bu karanlık operasyonları yapanlarla ilgili olarak hala hiçbir şey açığa çıkarılmış değildir. İktidarı rahatsız edecek yolsuzlukların ortaya çıkmaması için bu tür teşebbüslerin yapıldığını düşünüyoruz.

           


Kaynak: Haber29.NET

Son Güncelleme: 05.11.2013 01:32
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner333

banner329

banner309