Okulların eğitim (ki buda tartışılır oldu), dershanelerin öğretim olduğu 21.yy da, Milli Eğitim Sisteminin çöküşünü kabullenme duyarlılığından uzaklaşmak, maalesef ki toplumsal patlamaya değil, rantların çıkar patlamasına neden oldu.


Bilgi çağı diye adlandırdığımız bu yüzyılda, ülkemizin Milli Eğitim yapısında ki tutarsız uygulamalar gelecek nesiller başta olmak üzere günümüz toplumunu maddi ve manevi her yönden etkilemiştir. 


Coğrafyamızda eğitimin temelleri ulaşılamayacak kadar derinde olsa da, zorunlu eğitim kapsamında 1824 yıllında II.Mahmud tarafından ilköğretim zorunlu hale getirilerek eğitim devlet hizmeti çatısı altında millileştirilmiştir. Medrese eğitimi süre gelirken, devletin ve milletin ihtiyaçlarından doğan günümüz geleneksel eğitim sistemi zamanla sanayi, askeri, tıbbi vb. alanlarda gelişme göstermiştir. Yine görebiliyoruz ki, devletin ihtiyaç duyduğu Mühendishane-i Bahri-i Hümayûn ve Mühendishane-i Berri-i Hümayûn adı ile deniz ve kara mühendislik okullarını açarak eğitim alanında köklü temeller atılmıştır. Aynı şekilde öğretmen okulları, kız liseleri vb. birçok okul zamanla eğitim ve öğretim verebilir hal almıştır. 


Ayrıca tarih sahnesinde bizi bugün belki de şaşırtacak ancak şaşırmaya da gerek olmadığını gösteren 1876 Kanun-i Esasi ‘nin 15.maddesinde her Osmanlı vatandaşının özel veya genel öğretim yapmasına izin verilmesi bugünlerin yorumuna bırakılacak en güzel örnektir. 


Günümüz için diğer şaşırtıcı durum ise tarih adına onur verici olan öğretmene ve eğitime verilen değeri, desteği; Mart 1861 de çıkarılan bir Nizamname ile eğitim ve öğretim verebilecek öğretmenlerin, öğretmenlik eğitimi alan fertler arasından olması yasallaştırılarak beklenmedik  bir durum olmaksızın meslek mensubu dışından meslek birimlerine atama yapılmayacak kanunu önümüze çıkmaktadır.   


Cumhuriyet dönemi ile latin alfabesinin kullanılmaya başlanmasıyla birlikte zorunlu eğitimin 189 yıllık mazisi dönem dönem gelişmiş, dönem dönem ne yapılacağına karar verilemeyen ziyankar bir durum haline gelmiştir. 

Bugünlerde tartışılan dershane, dershanecilik adını ne koyarsak koyalım önemli değil, tarihte de görüldüğü gibi eksiklikten, boşluktan ve ihtiyaçtan doğmuştur. Milli Eğitim müfredatının öncelikle Avrupa Birliği uyum sürecine uygun çalışmaların yürütülerek kendi tarih, coğrafya, kültür, toplum, aile ve birey ihtiyaçlarının ikinci plana atılması Milli Eğitim sisteminin mahiyetini ortaya koymaktadır.


Ölçme ve değerlendirme kapsamın da öğrencilerin sınava tabi tutulması ile geleceklerine yön vermesi, aslında öğrendiklerini sergilemesi için öğrenciye sunulan imkandır. Ne yazık ki görülen durum, Milli Eğitim ve ÖSYM’nin yapmış olduğu sınavları öğrencilerin Milli Eğitim müfredatı ve eğitim sistemi ile başarma olasılığı belki de %5 dir. Yani Milli Eğitim Bakanlığı ve ÖSYM kazmış oldukları kuyuya düşmeyi bırakın, bu kuyudan çıkamaz olmuşlardır. 


Türkiye nüfusunun büyük bir kısmını oluşturan dar gelirli ve orta düzey gelirli ailelerin her 3 çocuğunu yıllık 4.000 TL vererek dershaneye göndermek için can mı atıyor? Yoksa bu parayı nasıl ödeyeceğim diye can mı çekişiyor? 


Aile çocuğunun okulda almış olduğu eğitimi bilerek, çocuğunun geleceği için diğer çocuklarından, eşinden ve kendisinden fedakarlıklara katlanarak, sınav sisteminin yönlendirmiş olduğu dershane eğitimine gönderiyor. Ama ne hikmetse yine suçlu dershaneler ve aileler oluyor.


Milli Eğitim kurum olarak hantal bir hal almakta olup, halen kendi tarihini, edebiyatını kendi kaynaklarından okuyamaz ve okutamaz haldedir. Müfredat zenginliği açısından da olması gereken konumdan halen uzaktır.


 Ayrıca ailelerin, gençlerin, okur yazar neslinin, toplumun ve ülkenin menfaatlerinin yerine bireylerin, cemiyetlerin ihtiras tutkuları geçmesi, rantın, faizin ve söz savaşının toplum değerine üstün gelmesi maalesef ki topyekün çıkmaza girilmez durumlar ortaya çıkmaktadır. 


Milli eğitim ve öğretim sisteminin öngörmüş ve uygulamış olduğu eğitimin kaliteli, eksiksiz olması ile öğrencilerin dershanelere gerek kalmayacağı donanımla eğitimlerini tamamlaması, kendiliğinden dershane sektörünü ortadan kaldıracaktır. Dershane sektörünü teşvik eden Milli Eğitim ve ÖSYM ‘dir. 


Dershaneler zor kullanarak kimsenin çocuğunu dershaneye kayıt ettirmiyor, aksine aileler “benim çocuğumu da dershanenize alın” diye yalvarıp yakınıyor. Dershane adında kurumlar açarak bekleyen kişileri suçlu tutmak ne derece doğrudur düşünmek ve tartışmak gerekir sanırım.


Ayrıca Kamu kurumlarının yetki mercilerine, ilgili kuruma başarı getirebilecek donanımlı, bilgili, bilim adamlarının, düşünürlerin getirilerek o emektarları ödüllendirmek daha doğru bir tercih olacağı aşikardır. En azından bu esnada da bilgisinden faydalanılmış olunur.  


Milli Eğitim kapsamında temelleri tamamen ilme, bilme, tarihe, sanata ve insanlık değerine önem veren bir sistem olmadığı sürece Türkiye’de kalifiyeli eğitim olmayacaktır. Böylece geleceğin nesilleri temel eğitim ve öğretimden yoksun bu ülkeyi ve bu coğrafyayı yönetecek, yönlendirilecek ve yönetileceklerdir. 




  
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Selçuk Meydan 2014-06-21 08:57:36

Kadirim gerçekten çok guzel tespitlerde bulunmussun.Herkes ihtiyacini en iyi sekilde karsilayacagina inandigi şeye talip olur...Sen bu htiyaci karsilayacak duruma gelirsen kimse keyfinden etek dolusu parayi birilerine

Avatar
Selçuk Meydan 2014-06-21 09:02:01

Öğretmenlerin bastakiler tarafindan onlar çalismiyorlar zaten ne iş yapiyorlar gibi sözlerle itibarsizlastirmalariyla ilgili bir yaziyi kaleme almani bekliyorum...

banner333

banner329

banner309

 
Haber 29 Gazetesi
Herkese Açık grup · 9.162 üye
Gruba Katıl
Haber29.NET Facebook Grubumuza Katılın