Tepkilerimizi Şekillendiren Sessiz Güç: Umut
İnsan, yalnızca başına gelenlerle değil, başına gelenlere verdiği tepkilerle de tanımlanır.
Bu tepkilerin kaynağı çoğu zaman dışımızda değil, iç dünyamızdadır. O iç dünyanın en güçlü
aktörlerinden biri de "umut"tur. Umut, sadece bir beklenti değildir; insanın varoluşunu
anlamlandırma, geleceğe tutunma ve her türlü zorluğa rağmen yürüyebilme direncidir.
Psikolojide umut, hedef belirleme, o hedefe ulaşmak için yol ve yöntem geliştirme ve bu
yolda ilerleyeceğine dair inanç bütünüdür. Bu yönüyle umut, bir duygudan fazlasıdır: Bir
duruş, bir direniş biçimidir.
Gündelik yaşamda bile karşımıza çıkan engeller karşısında verdiğimiz tepkiler, taşıdığımız
umut düzeyine göre biçimlenir. Umutsuz birey, başına gelenleri mutlak bir son gibi
yorumlarken; umutlu birey, o anı bir süreç olarak görür, geçici olduğuna inanır ve çözüm
üretme potansiyelini harekete geçirir. Bu da bireyin hem psikolojik dayanıklılığını artırır hem
de topluma katkı sunan bir rol üstlenmesine imkân verir.
Özellikle kriz dönemlerinde umut duygusunun önemi katlanarak artar. Büyük travmalar
yaşayan bireylerin ve toplumların yeniden ayağa kalkabilme becerisi, sahip oldukları umutla
doğru orantılıdır. Umut, kaynağını yalnızca hayalden almaz; aynı zamanda bireyin kendi iç
gücüne, milletine, kurumlarına ve ortak değerlerine olan inancından beslenir. İşte bu inanç,
kişiyi yılgınlıktan kurtarır, harekete geçirir.
Nöropsikolojik araştırmalar umut duygusunun beyinde dopamin salgılanmasını artırdığını ve
bu durumun motivasyonu, öğrenmeyi ve direnci güçlendirdiğini ortaya koyuyor. Yani umut
sadece bir psikolojik iyilik hâli değil, aynı zamanda fizyolojik bir iyileştirici güce de sahiptir.
Umutlu birey daha sağlıklı, daha üretken ve daha barışçıldır. Bu bireylerin toplumsal barışa ve
kalkınmaya katkısı da göz ardı edilemeyecek ölçüdedir.
İşte tam bu noktada, ülkemizin yıllardır kanayan yarası olan terör meselesine bakmakta fayda
var. PKK’nın zaman zaman dillendirilen silah bırakma olasılığı, her ne kadar ihtiyatla
yaklaşılması gereken bir konu olsa da, psikolojik düzlemde bir toplumsal umut kaynağı
olabilir mi sorusunu da beraberinde getiriyor. Evet, bu millet çok şey gördü, çok şey yaşadı.
Ancak barışa dair her ihtimal, milletin geleceğe olan inancını tazeler. Her silahın sustuğu
haber, bir annenin yüreğinde umut çiçekleri açtırabilir. Belki bir çocuğun okul yolundaki
korkusunu hafifletebilir. Ve belki de bir toplumun kolektif bilincinde, “yeniden birlikte
yaşama” fikrini filizlendirebilir.
Son söz niyetine: Umut, yalnızca bireysel bir iyilik hâli değil, toplumsal bir kalkınma
aracıdır. Umudu canlı tutan toplumlar, en karanlık dehlizlerde bile yolunu bulur. Bugün, eğer
PKK'nın nihai olarak silah bırakmasından söz edilebilecek bir süreç ufukta görünüyorsa, bu,
toplumun tüm kesimleri için psikolojik ve ahlaki bir nefes alma fırsatı olabilir. Ve belki de
tam da bu yüzden, umut etmekten vazgeçmemeliyiz.
Zira halkın yüzyıllardır süzülüp gelen özlü deyişiyle:
“Umut, fakirin ekmeğidir.”
İmsak | 06:06 | ||
Güneş | 07:37 | ||
Öğle | 12:28 | ||
İkindi | 14:48 | ||
Akşam | 17:09 | ||
Yatsı | 18:35 |