Özhanlar Mobilya

banner333

banner309

banner421

18.02.2026, 09:56

Masumiyet Müzesi gerçekten Masum mu?


Sevgili okuyucular takipçilerim artık  her hafta bir kitap bir dizi analizini yapacağız sizlerle,istediğiniz kitap,dizi,film isimlerini  bu yazının altına yazabilirsiniz

ilk inceleyeceğimiz dizi Orhan Pamuk'un en çok satan kitaplarından biri olan Masumiyet Müzesi ,Netflix'de Yayınlan  Başrollerini Selahattin Paşalı ve Eylül Liza Kandemir'in paylaştığı aynı isimden uyarlanan diziyi ,olayları ve topluma yansımalarını konuşacağız.


Hikaye, Kemal’in nişanlısı Sibel’e hediye almak için bir butiğe girmesiyle başlıyor. Orada karşılaştığı uzak akrabası Füsun, Kemal için bir "aşk" değil, aslında hayatı boyunca sürecek bir istifleme saplantısının ilk parçası oluyor. Ben bir erkek olarak, Kemal’in bu tavrını "büyük bir aşk" olarak nitelendirmeyi reddediyorum.

Gerçek sevgi, sevdiğinin özgürlüğünü ve mutluluğunu kutsar. Oysa Kemal, hayatındaki kadınları kendi konfor alanına hizmet eden birer nesne gibi görüyor. Sibel’i toplumdaki imajı için "vitrininde" tutarken, Füsun’u ise gizli arzularının ve takıntılarının merkezine hapsediyor. Kemal Basmacı aşık değil, hayatındaki kadınları konfor alanı için terk edemeyen bir korkaktır. Bu bir aşk hikayesi değil, bir erkeğin narsisistik bir tutkuyla iki kadının hayatını da nasıl enkaza çevirdiğinin belgesidir.

Sekiz Yıllık Sessiz Bir Taciz: "Misafirlik" Maskesi
Dizinin en can alıcı ve izlerken insanın tüylerini ürperten kısmı, Füsun evlendikten sonra geçen o sekiz yıllık süreç. Kemal, Füsun’un evine her akşam bir "akraba" maskesiyle gidiyor. Düşünsenize; evli bir kadının evine sekiz yıl boyunca her akşam gidip sofrasına oturmak, onu ve ailesini varlığınızla hapis tutmak modern bir tabirle "stalking" yani sistemli bir tacizdir.

Kemal sadece Füsun’un zamanını çalmıyor; onun evinden çatal, çakmak, tuzluk, sigara izmariti gibi eşyalar çalarak bu tacizi fiziksel bir boyuta taşıyor. Başkasının mahreminden eşya çalıp bunları kendi evinde biriktirmek hangi aşk tanımına sığar? Füsun’un oyuncu olma hayalleri, parlayabileceği o dünya, Kemal’in "ya benimsin ya eşyam" diyen hastalıklı kıskançlığıyla bilinçli bir şekilde söndürülüyor. Kemal için Füsun, hayalleri olan bir birey değil; müzesinde sergilenmesi gereken, sesi kısılmış cansız bir mankendir.

Kaza mı, Yoksa Bir "Kurtuluş" İntiharı mı?
Hikayenin sonundaki o trajik trafik kazası üzerine çokça düşünmek gerek. Ben buna sıradan bir "kaza" diyemiyorum. Füsun, sekiz yıl boyunca Kemal tarafından her akşam izlenmiş, psikolojik olarak kuşatılmış ve en sonunda hayallerinden koparılmış bir kadın olarak o direksiyonu aslında özgürlüğe kırıyor. O sıkışmışlığın içinde, o çıkmaz sokakta Füsun’un yapabileceği tek şey, bu esaretten ebediyen kurtulmaktı. Bu kaza, bir kadının artık nefes alamadığı o "erkek egemen" koleksiyondan tek çıkış yolu; yani bir intihardır.

Sonuç: Müze Masum mu?
Kemal Basmacı, hikayenin sonunda bir müze kuruyor. Ölen sevgilisinin eşyalarını sergileyerek kendini dünyaya "acılı bir aşık" olarak pazarlıyor. Ama sormak lazım: Sibel’in çalınan gençliğinin, Füsun’un karartılan geleceğinin ve bir ailenin huzurunun üzerine kurulan bir müze ne kadar masum olabilir?

Bu dizi bize şunu gösteriyor: Bir erkeğin takıntısı, estetik bir dille ve Selahattin Paşalı gibi dev bir oyuncunun karizmasıyla ambalajlandığında toplum bunu "romantizm" sanabiliyor. Ancak gerçek şu ki; o müze, masumiyetin değil, marazlı bir mülkiyet tutkusunun anıtıdır.

Sizce Kemal Basmacı bir aşk şehidi mi, yoksa bencil bir zorba mı? Selahattin Paşalı'nın performansı sizi de Kemal'e karşı karmaşık duygulara itti mi? Yorumlarınızı ve haftaya hangi eseri incelememi istediğinizi aşağıya bekliyorum.

Yorumlar (1)
Hasan Ali Karaca 3 saat önce
Masumiyet Müzesi, 1970’lerin İstanbul’undaki seçkin burjuvazi ile orta-alt sınıf arasındaki aşılması güç uçurumu merkeze alır. Kemal, Batılılaşmış Nişantaşı elitlerini ve "modern" değerleri temsil ederken; Füsun, bu dünyaya girmeye çalışan ancak geleneksel ahlak kalıpları ve sınıfsal engeller nedeniyle dışarıda kalan tarafı simgeler.
​Orhan Pamuk, bu aşk hikayesi üzerinden zengin sınıfın "modernlik" maskesi altındaki kibrini ve yoksul mahallelerin melankolisini çarpıştırır. Kemal’in Füsun’un evine yaptığı sekiz yıllık ziyaretler, aslında bir sınıfsal suçluluk duygusunun ve üst sınıfa mensup bir erkeğin, alt sınıftan bir kadını ancak "eşyalaştırarak" ve bir müze nesnesine dönüştürerek sahiplenebileceğinin trajik bir kanıtıdır.
Tebrikler sevgili Buğra
3
hafif yağmur
Namaz Vakti 18 Şubat 2026
İmsak 06:06
Güneş 07:37
Öğle 12:28
İkindi 14:48
Akşam 17:09
Yatsı 18:35