Adı Ahmet KILIÇ, 83 yaşında okuma yazmayı kendi kendine öğrenmiş, ” odunların yanmayan uçlarındaki islerle bütün duvarları karalardım” diyor. Yazları kuran kursuna giderken Kur’an okumanın yasak olduğu yılarda hocası talebelerine yeni alfabeyi de öğretmiş jandarma baskın yaptığında bakın biz yeni yazı öğreniyoruz demek için bir tedbir olarak öğrenmişler.” Bir yeni yazı defterimiz, birde kuran cüzlerimiz vardı; iki nöbetçi jandarmayı gözetlerdi; jandarma gelince yeni yazı defterlerimizi çıkarırdık” diyor.


 Bir gün okullar için memurluk sınavı duyurusu yapılmış okuma yazma bilmek yeterli.10 soruluk yazılı sınavdan en yüksek notu almış; jüri, özellikle matematik sorularındaki başarısına şaşırmış ve sonrasında tam 30 yıl okullarda mutemetlik yapmış. Memur maaşlarını (o zaman bilgisayar yok) tek tek hesaplayıp elden teslimini hiç hatasız gerçekleştirmiş. Bayramın ikinci günü kendisini ziyarete gittiğimizde anlattıkları beni çok duygulandırdı. Diyor ki: okumayı çok seviyorum, gazete kitap ne bulursam okurum. ”eğer dünyaya yeniden bir kez daha gelsem hayata okumaktan başlarım” dedikten sonra bir anısını şöyle anlattı: çocuklarımın beş tanesini de yüksel tahsil yaptırdım. Öğretmen olan oğlumun ilk tayini Konya’nın bir köyüne çıktı. Köye gittik okul perişanlık içinde: masalar, sıralar ,dosyalar, yerlere serpilmiş. Köylüler geldi dediler ki; muallim bey bu köyde öğretmen durmuyor,sende haftada bir görünürsen yeter,bizim çocuklar pek okula gitmez. O nasıl söz dedim olur mu öyle şey diyerek okuldaki bütün dolapları temizledim, bütün evrakları desimal dosya sistemine dönüştürüp dolaplara yerleştirdim, sınıfları temizleyerek oğlana dedim ki; “ hadi doğru dersinin başına”dönüp köylülere de demiş ki ;bakın bu oğlum bir gün derse girmezse bana haber vereceksiniz. Gerçekten de öğretmenimiz burdaki görevi sırasında bir dersi dahi aksatmamış. aradan seneler geçmesine rağmen ne öğretmeni, nede babası Ahmet amcayı unutmuşlar.


 “Herkes görevini iyi yaparsa ne cahillik kalır,ne hurefe kalır, nede bidat olur;ben kızımı okula gönderdim diye bana demediğini bırakmayan bu halktı; şimdi bakıyorsunuz farklı şekilde cehalet kol geziyor. Toplumda özellikle imamların ve öğretmenlerin büyük sorumluluğu var.Onlardır bizi karanlığa veya aydınlığa götürecek kişiler. Kimse kendi sorumluluğunun farkında değil” derken yüz ifadesi zaman zaman ciddileşip, zamanla  pembemsi bir kızarıklığa dönüşüyordu. Ailelerin çocuk yetiştirmedeki sorumluluklarını anlatırken gözü zaman zaman bizimle oturan lise Müdürü olan oğluna kayıyor; bizim üzerimizden ona tembihlerini gönderir gibi kararlı cümleler kuruyor;.Konyaya daki tembihlerim senin içinde geçerli der gibiydi.


 Ahmet amcanın elini öperken boynumuza sarıldı. Baba şefkatiyle bizi uğurlarken ben de bu vesileyle hem ona olan minnet borcumu ödeyeyim, hemde devlet memurlarına bir küçük hatırlatmada bulunalım istedim.

  Memur kardeşlerim şimdi hemen diyeceklerdir sen nasıl bize görev hatırlatması yaparsın? Ben size demiyorum; kim sözümü önemsiyorsa ona hitaben demek isterim ki: Üniversiteyi bitirmiş dünya çapında memurluk yapacağına devletin inandığı kişi görevine atanınca ona bir görev verildiğinde “ben bunu yapamam veya ben bu işi bilmiyorum“ diyor. Bende diyorum ki;okumayı sonradan öğrenen ,hiçbir okula gitmemiş ve 30 yıl maaş mutemetliği yapan Ahmet Amca size kızıyor. Hepsi bu kadar.

Sevgi ve saygılarımla..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.