banner275
18 Aralık 2013 Çarşamba 23:49
Yeniçeri: Bakanlar İstifa Etmelidir
banner305
banner331


 

Dün Ankara Gölbaşı’ndan havalanan askeri helikopterimizin düşmesiyle dört askerimiz şehit olmuştur. Başta TSK olmak üzere, şehitlerimizin ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum.

AKP İçin Oligarşinin Tunç Kanunu İşliyor!

Demokrasilerin zamanla oligarşiye sapma ihtimali vardır ve  bu durum ‘Oligarşinin Tunç Kanunu’ olarak ifade edilmektedir.

Bu yasaya göre bünyesine demokratik bir şekil verilmiş bütün siyasi organizasyonlar zamanla demokratik amaç ve prensiplerden sapma ile belirli bir grubun hâkimiyetine girme eğilimi gösterirler.

Bu bağlamda siyasi örgütlerin zamanla ideallerinden uzaklaşarak, duruma hakim lider ve çıkar gruplarının etkisi altına girdiği esas alınır. Yine bu yasaya göre demokrasinin bünyesinde oligarşik eğilimler vardır ve demokratik bünye zamanla doğası gereği oligarşiye dönüşür. Bu algı, bozulmanın bürokratik/siyasi iktidardan kaynaklandığını iddia eder.

Kurumların ya da örgütlerin başındakiler bir kez hâkimiyet tesis edince, hâkimiyetini sürekli kılacak yol ve yöntemleri araştırmaya başlar. Buna bağlı olarak bürokratlar iktidarlarını sürekli kılabilmek için başlangıçta savundukları amaç ve ilkelere ihanet edebilirler. Bu anlayışa göre bütün bürokrasilerin ya da siyasi yapıların temel görevi; sosyal ayrıcalıkları garanti altına almaktır.

AKP’nin onbir yıllık iktidarı döneminde Oligarşinin Tunç Yasası bütün alanlarda işlemiştir. AKP işbaşına gelirken savunduğu demokratik amaç ve prensiplerden sapmıştır. AKP fişlemeye karşı çıkarken kendisi fişleme yapar hale gelmiş, İrticayla Mücadele Eylem Planının altında imzası olanları yargının karşısına çıkarırken kendisi irtica ile eylem planı hazırlamıştır. Dinleme, izleme, fişleme ve gözleme faaliyetlerini alabildiğine yaygınlaştırmış ve genelleştirmiştir.

 Diğer yandan AKP oligarkları devlette duruma hakim olduktan sonra hakimiyetlerini sürekli kılacak çalışmalar içine girmişlerdir. Bürokrasi ve siyasi örgütlerdeki “sosyal ayrıcalıklarını garanti altına almak” için AKP canhıraş bir gayret göstermektedir. Yaşananlar bunun kanıtı niteliğindedir.

Türkiye’de yaşananları bu gelişmeler ışığında değerlendirmek gerekir. Biz de öyle yapacağız! Önce yaşam tarzına müdahaleden başlayalım.

            Yaşam Tarzına Müdahale

Başbakan Erdoğan da İzmir’de yaptığı konuşmada “Hiçbir vilayetin yaşam tarzına karışmadık. İzmir’in yaşam tarzına da karışmadık, karışmayız dedi.  Gerçekte vilayetlerin değil o vilayette yaşayan insanların yaşam tarzı olur. Neyse işin bu tarafını bir kenara bırakalım.

AKP iktidarı döneminde Türkiye’de yapılan değerlendirmelerin vilayet ölçüt olarak alarak yapılması dikkat çekecek niteliktedir. Türkiye’nin vilayet vilayet yaşam tarzından söz edenler, ülkenin ve insanların inancını bir bütün olarak görmeyenlerdir.

AKP’den başka hiçbir siyasi parti, Tayyip Erdoğan’dan başka da hiçbir lider halka yaşam tarzına karışmayız diye teminat vermek zorunda kalmıyor. Yaşam tarzına karşımayız” demek; ‘aslında yaşam tarzlarına karışılabilir ama biz karışmayız’ demek anlamına gelmektedir.

Çünkü Tayyip Erdoğan, içkiden kürtaja, üniversite öğrencilerinin kiraladıkları evlerden heykeltraşın heykeline kadar her konuda topluma format belirliyor!  Bundan dolayı halkta oluşan endişeyi yaşam tarzına karışmayız! diyerek gidermeye çalışıyor. Yurttaşların yaşam tarzlarına ancak totaliter sistemlerde devlet karışır. Demokratik ülkelerde yurttaşların yaşam tarzları Başbakanların değil anayasaların güvencesi altındadır.

Yurttaşların yaşam tarzları anayasanın güvencesi altında değil yöneticilerin keyfine bağlı olduğu devlet olsa olsa polis devleti olabilir.

Muhalif İş Adamını ve Bürokratı Fişlemek!

Diğer yandan AKP iktidarının uygulamaları, muhalefet partilerine mensup vatandaşlara bakış tarzı düşmancadır. AKP’nin muhalefete mensup yurttaşlara karşı ayırıcı, dışlayıcı ve ötekileştirici uygulamaları çarşaf çarşaf gazetelere düşmektedir.

Taraf Gazetesinin geçtiğimiz günlerde verdiği habere göre MHP’li ve CHP’li işadamlarına devlet ihalelerini vermemek için MİT vasıtasıyla fişleyip, özel telefondan Başbakanlığa bildirdikleri iddia edilmişti. Gazetenin açıkladığı MİT belgelerine göre, MİT’in fişlemesinden önce devletten ihale alan MHP’ye yakın isimler, şirketlerinin fişleme raporuna girmesinin ardından tek bir ihale bile alamamışlar.

            Gazete; MİT ve Başbakanlık arasında bir telefon hattı kurulduğunu, kamu kurumlarına atanacak kişiler ve ihalelere girecek firmalarla ilgili fişleme belgelerinin de bu telefonla “şifahi olarak” Başbakanlığa iletildiğine ilişkin iddialar ortaya atmıştı.

            Konuyla ilgili olarak yetkililerin yurttaşları rahatlatacak açıklamalar yapacak yerde mahkemeler devreye sokulmuştur. Mahkeme verdiği kararla söz konusu haberler hakkında Anayasa’nın 24. ve 26. maddelerinde yer alan “Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması ilkesi”nin ihlali ve gizli bilgi, belgelerin yayınlanması gerekçesiyle soruşturma başlatmış ve ilgili belgelerin içeriği hakkında yayın yasağı koymuştu. Demek ki sözü edilen belgeler gerçekmiş!

            Ortaya atılan iddialar görmezlikten gelinecek ya da üstü kapatılacak tip ve türden olmadığı yeni iddia ve belgelerle ortaya konulmuş bulunmaktadır.

            Milli Eğitim Bakanlığında Fişleme İddiası

            Bu defa da Milli Eğitim Bakanlığı kamudaki görevlileri fişlemiş. Milli Eğitim Bakanlığı'nın da tıpkı Milli İstihbarat Teşkilatı gibi kamudaki görevlileri fişlediği ve fişlenen isimlerin tasfiye edildiği ortaya çıktı.

Taraf Gazetesinin iddiasına göre; Milli Eğitim Bakanlığı, üç ay öncesine ait belgelerde kadrosundaki bazı görevlilerin isimlerinin yanına "MHP'li, görev verilmemeli, İHL'li, bize yakın, F tipi, kadrosu iptal edilmeli" gibi notlar düşmüş. "Bakanlık Merkez Teşkilatı Yönetici İstatistiği" adı altında "Açıklama" bölümünde fişlemeler yapılmış. Öyle görülüyor ki, MEB yalnız fişleme yapmakla kalmamış, gereğini de yapmış. Bakanlık muhalif gördüğü bürokratları tasfiye etmiş!

AKP’nin polis devleti gibi bürokrasiyi çalıştırdığı bu yöntemlerle  devleti ve yurttaşları formatladığı ortaya çıkmıştır. 2004 MGK belgeleri, yaşam tarzı tartışmaları ve fişlemeler AKP’nin hesabını veremeyeceği gerçeklerdir. Türkiye’de adalet, özgürlük ve demokrasiyi yeniden kurmakla AKP’den kurtulmak arasında yakın bir ilişkinin olduğu bir kez daha ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığının Yapması Gerekenler!

İddiaların doğru olmadığını kanıtlamak Milli Eğitim Bakanlığının görevidir. Bunun yolu da ‘hayır böyle bir fişleme yoktur’ şeklinde ucuz bir açıklama yapmaktan geçmez. Bakanlık çalışanlarından MHP’li görev verilmemeli diye kartın açıklama kısmında belirtilen kişilere bakanlık görev vermiş midir? Bu açıklanmalıdır. Yine “F Tipi kadrosu iptal edilmeli’ diye fişlenmiş olanlardan kadrosu iptal edilen var mıdır? Bu açıklanmalıdır. ‘İHL’li bize yakın’ denilen kişilere bir üst kadro ya da görev verilmiş midir? Bunlar açıklanmalıdır.

Fişleme iddiaları kamuoyu nezdinde ancak böyle somut ve kanıtlı bir biçimde çürütülebilir.

Bürokrasiyi ya da çalışanları ‘bizden olan ya da olmayan’ şeklinde ayırmak bölücülüklerin en büyüğüdür. Bu tür ayrımları ancak totaliter ve anti demokratik iktidarlar yapar. Gelişmiş ve demokratik ülkeler çalışanlarını ‘işini iyi yapanlar ya da yapmayanlar’ şeklinde ayırır.

Milli Eğitim Bakanlığı her türlü şaibe ve söylentiden temizlenmelidir. Bu görev de Milli Eğitim Bakanı Sayın Nabi Avcı’ya düşmektedir.

AKP’nin Yolsuzlukla İmtihanı

Yolsuzluk, Onbir yıllık AKP iktidarının en zayıf karnıdır. Özelleştirmeler, Belediye şirketleri marifetiyle gerçekleştirilen gayrimenkul, arsa, arazi satışları, kiralamaları, ihaleler her yanı tartışmaya açıktır.

Milyar dolarlık ihaleler ile ilgi olarak sorulan sorulara cevap vermeye dahi gerek görmeyen bir iktidarla Türkiye karşı karşıyadır. AKP, Türkiye’nin yalnız yönetiminin değil mülkiyetinin de kendi üzerlerine geçirmenin her yolunu denemektedir.

Sürekli değiştirilen bir kamu ihale mevzuatı, istisna tutulan alım satımlar AKP’li bürokratların istediği ihaleyi istediğine vermek için başvurduğu yöntemlerden bazılarıdır.

Sayıştay Denetim Raporları Olmadan Bütçe Görüşülüyor?

AKP iktidar ülkede toplanan vergilerin, kaynakların nerelere nasıl harcanacağını belirleyen temel belge olan bütçeye iki yıldır şaibe bulaştırıyor. Bütçenin denetimi; yani kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını TBMM adına Sayıştay yerine getiriyor. Sayıştay’ın bu denetimi yapabilmesi için AKP hükümetinin muhasebe, kayıt, hesap ve belgelerin Sayıştay’a göndermesi gerekir. Bu belgeler gönderilmemişse ya da eksik gönderilmişse Sayıştay’ın da yapacağı bir şey olamaz.

AKP, TBMM adına harcamaları denetleyen Sayıştay’ın raporlarının Meclis’e 2013 yılı bütçesi görüşülürken getirmemiştir. 2013 bütçesi görüşülürken, Sayıştay’ın 3 temel raporu TBMM’ye gelmemişti. Sayıştay’ın anayasal görevi TBMM kamu harcamalarını denetlemektir. Bütçenin yasal mevzuata uygun harcanıp harcanmadığını Sayıştay denetlemektedir. Sayıştay raporları gelmeden geçen yılın bütçesi TBMM’den geçmiştir. TBMM fiilen bütçe hakkını kullanamamıştır.

2014 yılı bütçesi görüşüldüğü şu anlarda da gerçek anlamda Sayıştay raporları orta yerde yoktur. Sayıştay’ın hazırladığı 132 rapor TBMM’ye sunulmamıştır. Hükümet resmen harcamalarının hesabını vermekten kaçmaktadır. Yürütme organı, yasama organına hesap vermez haldedir.

Yolsuzluk Operasyonları

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Organize Suçlarla Mücadele ve Mali Şube ekiplerince kamu ihalelerine fesat karıştırma ve rüşvet iddiaları kapsamında bir operasyon başlatılmıştır. Bu operasyonla ilgili olarak çok sayıda kişi de gözaltına alınmıştır.

Aralarında işadamlarının, bakan çocuklarının, AKP’li danışman ve bürokratların, AKP’li Fatih Belediye Başkanı’nın ve bir kamu bankası genel müdürünün de bulunduğu şüpheliler vahim suçlamalarla sorgulanmaktadır. Soruşturmanın hassasiyeti, masumluk karinesi dolaysıyla dikkatli olmak gerekir.

Adalet Bakanı Hatay’dan Ankara’ya Niçin Geldi?

Rüşvet ve yolsuzluk operasyonu başladıktan bir süre sonra Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in Ankara’ya geldiği ve HSYK üyeleriyle görüştüğü iddiaları var.

Bu görüşme akla, Deniz Feneri ve Mit Müsteşarı Hakan Fidan hakkında yürütülen soruşturma dolaysıyla iktidarın işlettiği süreci getiriyor. Bilindiği gibi Deniz Feneri Davası’nda savcılar görevden alınmış ve haklarında soruşturma açılmıştı; Mit Müsteşarı’nın yargılanmasının engellenmesi için de yasa çıkarılarak yargılama Başbakanın iznine bağlanmıştı.

Adalet Bakanının Ankara’ya gelmesi, HSYK üyeleriyle görüşmesi soruşturmaya yürüten yargı ve yargıçlar üzerinde bir baskı yaratacaktır. Adalet Bakanının telaşla ve adeta yangından mal kaçırma psikolojisiyle hareket etmesi doğru değildir.

 

 

 

Bakanlar İstifa Etmelidir!

Büyük operasyon Ankara'da Bakanların yakınlarına kadar uzandı. Üç bakanın danışmanları ve özel kalem müdürlerinin de aralarında bulunduğu 5 kişi de gözaltına alınıp İstanbul Emniyeti'ne götürüldüğü haberleri var. Şimdi bakanların danışmanları, özel kalem müdürleri ve bakan çocukları göz altında iken bakanlar hiçbir şey olmamış gibi görevlerine devam edemezler.

 Soruşturmada isimleri geçen bakanlar toplum vicdanını rahatlatmak, soruşturmanın selameti ve etik yönden, soruşturma sonuçlanıncaya kadar derhal görevlerinden istifa etmelidir!

Başbakan Erdoğan; “Kirli İttifaka Geçit Yok!”

Başbakan Erdoğan, olanı bitenin ne olduğunu kamuoyuna açıklayacak ve bu kadar çok bakanın içinde olduğu bir yolsuzluk operasyonuyla ilgili olarak millete hesap verecek yerde olayı saptırıyor. Diyor ki, Arkasına Türkiye’nin içinde ve dışında bir takım karanlık çevreleri alanlar, Türkiye’nin istikametiyle oynayamazlar. Birilerinin topu, tüfeği, birilerinin her türlü hilesi, hurdası vara, bizim Allah’ımız var”.

Tayyip Erdoğan BOP eşbaşkanıdır ve dış çevrelerle Başkan-Eşbaşkan bağlamında ilişkisi birinci sınıftır. Kendi ifadesiyle AB ile ilgili ilişkileri cebinde gezdirmektedir AB ile de ilişkileri en üstü seviyededir. Barzani ve Şivan ile seçim kampanyası yürütecek kadar samimidir. Top, tüfek derse o da Tayyip Erdoğan’ın emrindedir. Onların “topu tüfeği varsa bizim Allah’ımız var” sözü de doğru ifade değildir. Çünkü Allah herkes içindir. Kimse unutmasın herkesi Allah yaratmıştır!

Faiz Lobisi/İsrail Etkisi/Cemaat Tepkisi

Ortada vahim iddialar, somut olgular ve ciddi kanıtlar olduğu anlaşılıyor. Hükümetin bakanlarına kadar uzanan böyle bir operasyona somut olgular olmadan kimse cesaret edemez. Gelişmeler,  siyasi gidişatı alt üst edecek ve yeni dalgalanmalara neden olacak niteliktedir.

Artık söz yargınındır. Olay da bireysel değil toplumsaldır. Çünkü söz konusu olan yolsuzluk ve rüşvet iddialarıdır. Bu nedenle konu soğukkanlılıkla takip edilmelidir. Bu operasyonu faiz lobisi”, “İsrail etkisi”, “cemaat tepkisi” sloganları arasına sıkıştırmaya kimse kalkmamalıdır. Yargının vereceği karar sükûnetle beklenmelidir.

Operasyonunu Gerçekleştiren Polis Şefleri Görevden Alınması!

İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde 5 şube müdürü görevden alındı. Görevden
alınan müdürler arasında İstanbul'daki yolsuzluk operasyonunu yürüten
isimler de var.

Bu durum AKP’nin paniklediğinin kanıtıdır. Görevini yasalar çerçevesinde yapan insanları, ‘görevini niye yapıyorsun?’ diye görevden almak demokratik bir iktidarın yapacağı iş değildir. Görevden almalar, sürgün etmeler ya da tehditlerle kapatılamayacak kadar büyük bir olayla iktidar karşı karşıyadır.

AKP, Deniz Feneri Davasında savcıları görevden alınarak sorunu çözmüştü. MİT Müsteşarıyla ilgili soruşturmada da yasa çıkarılarak işin içinden sıyrılmıştı.

Sırf bu durum bile AKP iktidarının ahlaki temellerinin ne denli çürük olduğunun kanıtıdır. Türkiye’de bu operasyondan sonra yalnızca hükümetin değil siyasetin de kimyası değişmiştir. Hiçbir şey operasyon öncesinde olduğu gibi devam edemez.

Hükümetin bakanlarının neredeyse beşte birinin işin içinde olduğu bu soruşturmada polis müdürlerini görevden alarak sorun örtbas edilmeye çalışılıyor. Ok bir kez yaydan çıkmıştır, AKP de bunu biliyor ama birilerine gözdağı vermek için elindeki imkanları kullanıyor. Ancak iktidar Türkiye’de halkın korku duvarını aştığının farkında değil.

 


Son Güncelleme: 18.12.2013 23:51
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner333

banner329

banner309