Gümüşhane Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nafiz Maden, Libya Temsilciler Meclisi’nin Türkiye ile imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakatı onaylamasını Mavi Vatan doktrini açısından stratejik bir milat olarak değerlendirdi. Doğu Akdeniz’deki devasa hidrokarbon kaynaklarının bölgesel gerilimlerin temel odağında yer aldığını belirten Prof. Dr. Maden, Türkiye’nin içinde bulunmadığı veya yok sayıldığı hiçbir uluslararası enerji projesinin sahada başarıya ulaşamayacağını vurguladı.
27 Kasım 2019 tarihinde Türkiye ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında imzalanan anlaşmanın Tobruk merkezli Libya Temsilciler Meclisi tarafından da onaylanması, Akdeniz’deki jeopolitik dengeleri Türkiye lehine perçinleyen tarihi bir dönüm noktası olarak kayıtlara geçti.
"Mavi Vatan Doktrinimiz Sahada Karşılık Buldu"
Anlaşmanın meclis onayından geçerek tam anlamıyla yürürlüğe girmesinin stratejik boyutlarına dikkat çeken Prof. Dr. Nafiz Maden, Türk diplomasisinin izlediği kararlı tutumun netice verdiğini ifade etti.
Sürecin diplomatik ve hukuki kazanımlarını değerlendiren Maden, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
*"Türkiye'nin 27 Kasım 2019 tarihinde Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile yaptığı Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatı'nın Libya Temsilciler Meclisi tarafından da onaylanması, Türk diplomasisinin büyük bir başarısıdır. Bu anlaşmayla Akdeniz'de istikrarın ve huzurun sağlanması Türkiye tarafından benimsenmiştir.
Esasında bu onay, Mavi Vatan doktrinimizin sahada karşılık bulmuş hâlidir. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi tarafından anlaşmanın onaylanmasında büyük emeği vardır. Bu süreçte Türkiye 'tek Libya' vurgusunu öne çıkarmış ve böylece hakkaniyetli bir stratejik hamle gerçekleştirmiştir. Anlaşmayla birlikte, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının (TPAO) bölgede arama ve sondaj ruhsatı alması konusundaki hukuki ve siyasi engeller de tamamen kalkmıştır."
"Doğu Akdeniz’deki 30 Milyar Varillik Enerji Kaynağı Krizlerin Temel Nedeni"
Anlaşmanın ilanının ardından Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Mısır ve İsrail gibi aktörlerin gösterdiği tepkilere değinen Prof. Dr. Maden, bölgedeki devasa rezervlerin uluslararası güçlerin iştahını kabarttığına dikkat çekti.
Doğu Akdeniz’in enerji potansiyelini rakamlarla açıklayan Maden, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü:
*"Amerikan Jeolojik Araştırmalar Kurumu’nun (USGS) Doğu Akdeniz’le ilgili hazırladığı kapsamlı raporda, bölgede toplam 30 milyar varil petrol eşdeğeri enerji kaynağının bulunduğu açıkça belirtilmiştir. Yaşanan bölgesel krizlerin ve diplomatik çekişmelerin temel nedeni bu devasa zenginliktir.
Açık denizlerde doğal gaz boru hatları ve denizaltı elektrik kabloları döşenebilir. Ancak bu hatlar başka bir ülkenin kıta sahanlığından veya Münhasır Ekonomik Bölgesinden (MEB) geçiyorsa, ilgili ülkenin uluslararası hukuktan doğan yetkilerinin ve egemenlik haklarının dikkate alınması zorunludur. Türkiye ile Libya arasındaki deniz yetki alanları mutabakatı ile bu konuda tüm dünyaya net bir siyasi ve hukuki mesaj verilmiştir. Akdeniz'de inşa edilmesi planlanan hatlar Türkiye'nin hakları gözetilmeden hayata geçirilemez."
"Türkiye'siz Hiçbir Enerji Projesi Başarıya Ulaşamaz"
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de her zaman adil ve hakkaniyetli bir paylaşımı savunduğunu, ancak hiçbir oldu bittiye de izin vermeyeceğini kaydeden Prof. Dr. Nafiz Maden, enerji arama faaliyetlerinin Karadeniz ve Akdeniz’de eş zamanlı ve bütüncül yürütüldüğünü ifade etti.
Maden, açıklamasını şu hayati mesajla tamamladı:
"Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin yer almadığı, ülkemizin dışlandığı hiçbir proje veya uluslararası faaliyet başarıya ulaşamayacaktır. Türkiye yalnızca Doğu Akdeniz'de değil, Karadeniz'de de enerji arama çalışmalarını kararlılıkla sürdürmektedir. Sakarya Gaz Sahası'nda üretim her geçen gün artarak devam ederken, Barbaros Hayreddin Paşa sismik araştırma gemimiz de Rize ve Trabzon açıklarında çalışmalarını sürdürmektedir. Türkiye bölgesel gücünü ve teknik kapasitesini uluslararası hukuk çerçevesinde kullanmaktadır. Hiçbir aktör Türkiye'yi Doğu Akdeniz'de yalnızlaştıramayacaktır."




