Kırık bir Şarkı Hikayesinin Devamı
Kırık bir şarkı devam
Yıllar Sonra Aradan yıllar geçti.
Türkiye değişti, şehirler değişti, insanlar değişti.
Ama bazı yaralar… sadece kabuk bağladı.
İzmir yine aynıydı aslında. Kordon’da rüzgâr hâlâ deniz kokuyordu.
Ama o rüzgâr artık daha ağırdı; sanki geçmişten kalan cümleleri taşıyordu.
Orhan, yıllar sonra ilk kez o bankın önünde durdu.
Üniversiteden sonra hayat onu başka şehirlere sürüklemişti.
Gazeteci olmuştu.
Gerçeğin peşinden gitmişti ama bazı gerçeklerden hep kaçmıştı.
Bugün kaçmadı.
Cebinde eski bir kâğıt vardı.
Nezarette yazdığı cümle: “Susmayacağım. Ama bağırmayacağım da.”
Şimdi o cümleyi yaşamaya gelmişti.
Hasan o hikâyede artık yoktu.
Cezaevinde geçen yıllar…
Sonra gelen bir hastalık…
Ve kimsenin tam olarak konuşmadığı bir ölüm.
Ama etkisi bitmemişti.
Hasan gitmişti.
Ama bıraktığı iz, Sevda’nın hayatına kazınmıştı.
Bir insan bazen öldüğünde değil, arkasında bıraktıklarıyla yaşamaya devam eder.
Sevda artık gazinolarda söylemiyordu.
Büyük sahneler yoktu. Işıklar yoktu. Ama sesi vardı.
İzmir’de küçük bir sahnede, kendi kurduğu bir mekânda şarkı söylüyordu artık.
Adını kimse bilmezdi ama gelenler gerçekten dinlerdi.
O akşam da sahnedeydi.
Işık yüzüne vurduğunda, eski Sevda’dan bir parça hâlâ oradaydı.
Ama artık başka bir şey de vardı: Kırılmış ama eğilmemiş bir kadın.
Şarkıya başladı. Sesi ilk notada titremedi. Bu kez güçlüydü.
Kapı açıldı. Orhan içeri girdi.
Ne büyük bir anons oldu, ne de müzik durdu.
Hayat, gerçek karşılaşmaları böyle yapardı: sessizce.
Orhan onu hemen tanıdı.
Sevda ise şarkının ortasında onu gördü.
Bir an… Sadece bir an… Sesi duracak gibi oldu. Ama durmadı. Şarkıyı bitirdi.
Alkışlar geldi. Ama o alkışları duymadı. Sahneden indi. Göz göze geldiler. Yılların ağırlığı, tek bir bakışa sığdı.
İlk konuşan Sevda oldu.
— “Geç kaldın.”
Orhan gülümsedi. Acı bir gülüş.
— “Biliyorum.”
Sessizlik.
— “Nasılsın?” dedi Orhan.
Sevda omuz silkti.
— “Yaşıyorum.”
Orhan başını salladı.
— “Ben de.” Bu iki cümle, yılların özeti gibiydi.
Bir masaya oturdular. Kimse acele etmiyordu .Çünkü kaybedecek zaman kalmamıştı.
Seni koruyamadım,” dedi Orhan.
Sevda gözlerini kaçırmadı.
— “Bu senin görevin değildi.”
— “Ama ben öyle sandım.”
Sevda derin bir nefes aldı.
— “Hepimiz bir şey sandık,” dedi.
— “Sonra gerçek geldi.”
Orhan sustu.
— “Hasan…” dedi.
Sevda başını salladı.
— “Onu affettin mi?”
Sevda bir süre düşündü.
— “Affetmek değil,” dedi.
— “Anladım.”
— “Farkı ne?”
— “Affedersen geçmiş kapanır sanırsın.
Anlarsan… sadece taşımayı öğrenirsin.”
Orhan başını eğdi.
Gece ilerledi.
İçerideki insanlar yavaş yavaş dağıldı. Mekân boşaldı.
İki kişi kaldı.
Orhan ve Sevda.
— “Biz ne olacağız?” diye sordu Orhan.
Sevda uzun süre cevap vermedi.
Sonra pencereye yürüdü.
Dışarıda İzmir gecesi vardı.
— “Biz zaten olduk,” dedi.
— “Sadece geç kaldık.”
Orhan’ın içi sızladı.
— “Hiç mi şansımız yok?”
Sevda döndü.
Gözleri dolu değildi.
Ama ağırdı.
— “Şans var,” dedi.
— “Ama o şans… eskisi gibi değil.”
Bir adım yaklaştı.
— “Bu sefer birbirimizi kurtarmaya çalışmadan…
yan yana durabilir miyiz?”
Orhan ilk kez gerçekten gülümsedi.
— “Deneyebiliriz.”
Gece bitti. Ama bu, bir son değildi. Bir başlangıç da değildi. Daha gerçek bir şeydi:
Sevda sahneye tekrar çıktı. Orhan masada oturdu.
Şarkı başladı.
Bu kez hikâye acıdan değil, kabullenişten doğuyordu.
Ve İzmir, yıllar sonra ilk kez onları ayırmadı.
YAKINLIK KORKUSU
İzmir sabahı sakindi.
Sevda erkenden uyanmıştı. Mekânın kapısını açmadan önce sahnenin ortasında durdu.
Boş sandalyelere baktı. Dün gece her şey değişmişti. Ama aslında hiçbir şey değişmemişti.
Orhan’la karşılaşmak…
Geçmişi geri getirmemişti.
Sadece yarım kalanları hatırlatmıştı.
Kapı çaldı.
Sevda dönmeden konuştu:
— “Açık değil daha.”
Kapı tekrar çaldı.
Bu kez ses tanıdıktı.
— “Benim.”
Orhan.
Sevda gözlerini kapadı.
Bir saniyelik bir tereddüt…
Sonra kapıyı açtı.
Orhan elinde iki kahveyle duruyordu.
— “Hatırladım,” dedi. “Şekersiz içiyorsun.”
Sevda hafifçe gülümsedi.
— “Eskiden.”
Orhan duraksadı.
— “Şimdi?”
— “Şimdi… bazen tatlı geliyor hayat.”
İkisi de bunun tam doğru olmadığını biliyordu.
Ama bu kez yalan, korunmak içindi.
II – Aynı Masa, Farklı İnsanlar
Masaya oturdular.
Eskiden konuşmak kolaydı.
Şimdi kelimeler seçiliyordu.
— “Burayı sen mi açtın?” diye sordu Orhan.
— “Evet.”
— “Korkmadın mı?”
Sevda hafifçe güldü.
— “Korku artık ölçü değil Orhan.
Sadece eşlik ediyor.”
Orhan başını salladı.
— “Ben hâlâ korkuyorum.”
Sevda ilk kez dikkatle baktı.
— “Neden?”
Orhan dürüst oldu.
— “Seni tekrar kaybetmekten.”
Sessizlik.
Sevda gözlerini kaçırmadı bu kez.
— “Beni kaybetmen için önce sahip olman gerekir.”
Bu cümle ağırdı.
Ama doğruydu.
Orhan derin bir nefes aldı.
— “Yeniden başlayamaz mıyız?”
Sevda hemen cevap vermedi.
Pencereye baktı.
— “Biz hiç başlayamadık ki,” dedi.
— “O zaman şimdi başlayalım.”
Sevda başını salladı.
— “Geçmiş bizimle geliyor Orhan.
Ben artık o yükle koşamam.”
— “Ben taşırım.”
Sevda sertleşti.
— “Hayır.”
Orhan durdu.
— “Bu sefer kimse kimseyi taşımayacak,” dedi Sevda.
— “Yoksa yine biri ezilir.”
İşte gerçek buydu.
Aşk değil, denge gerekiyordu artık.
Masadaki sessizlik, geçmişi çağırdı.
Orhan yavaşça sordu:
— “Onun yokluğuna alıştın mı?”
Sevda’nın yüzü değişti.
— “Alışılmıyor,” dedi.
— “Sadece… daha az konuşuluyor.”
— “Onu affettin mi?”
Sevda başını iki yana salladı.
— “Affetmek kolay olurdu.”
— “Zor olan?”
— “Onunla yaşamaya devam etmek… içimde.”
Orhan cevap veremedi.
Çünkü bazı yükler paylaşılmazdı.
Dış Dünya İçeri Girer
Kapı açıldı.
İçeri iki adam girdi.
Takım elbiseli. Sessiz.
Sevda’nın yüzü gerildi.
— “Kapalıyız,” dedi.
Adamlar masaya yaklaştı.
— “Sizinle konuşmamız lazım.”
Orhan ayağa kalktı.
— “Sorun ne?”
Adam gözlerini Orhan’a çevirdi.
— “Siz karışmayın.”
Sevda araya girdi.
— “Ne istiyorsunuz?”
Adam cebinden bir zarf çıkardı.
Masaya bıraktı.
— “Bazı dosyalar kapanmaz demiştik.”
Sevda’nın eli titredi.
Zarfı açmadı.
Adamlar çıktı.
Kapı kapandı.
VI – Yeni Fırtına
Orhan zarfı aldı.
— “Açalım.”
Sevda başını salladı.
— “Hayır.”
— “Neden?”
— “Çünkü içindekini biliyorum.”
— “Ne var?”
Sevda gözlerini Orhan’a dikti.
— “Geçmiş.”
Orhan kararlıydı.
— “Bu sefer kaçmayacağız.”
Sevda yavaşça oturdu.
— “Kaçmıyorum zaten,” dedi.
— “Ama savaşmak da istemiyorum.”
Orhan sertleşti.
— “O zaman yine kaybederiz.”
Sevda da sertleşti.
— “Belki de bazı savaşlar kazanılmak için değildir.”
Zarf masada kaldı.
Açılmadı.
Ama ağırlığı bütün odayı doldurdu.
Orhan ve Sevda karşılıklı oturuyordu.
Aralarında sadece masa yoktu artık.
Geçmiş, korku ve yeniden başlama ihtimali vardı.
Ve en tehlikelisi:
Birbirlerini gerçekten sevmeye başlamaları.
ZARFIN İÇİNDEKİ HAKİKAT
Zarf masanın ortasında duruyordu.
Kimse dokunmuyordu ama ikisinin de aklı sadece oradaydı.
Sevda pencereye bakıyordu.
Orhan ise zarfa.
— “Bu böyle kalamaz,” dedi Orhan.
Sevda gözlerini kapadı.
— “Her şey açılmak zorunda değil.”
Orhan başını salladı.
— “Biz zaten açılmadığı için bu hale gelmedik mi?”
Bu cümle havada asılı kaldı.
Sevda yavaşça döndü.
Bakışları netti.
— “Açarsan… geri dönüşü olmayabilir.”
Orhan zarfa uzandı.
— “Zaten yok.”
Ve zarfı açtı.
II – Fotoğraflar
Zarfın içinden birkaç fotoğraf düştü.
Siyah beyaz.
Eski.
Ama çok net.
Orhan eğilip aldı.
İlk fotoğrafta Hasan vardı.
Yanında tanımadığı iki adam.
İkinci fotoğrafta…
Orhan’ın eli titredi.
— “Bu…”
Sevda başını eğdi.
— “Biliyorum.”
Fotoğrafta Orhan’ın amcası vardı.
Ama yalnız değildi.
Hasan’la aynı karedeydi.
III – Çarpık Gerçek
Orhan’ın sesi değişti.
— “Bu ne demek?”
Sevda sessiz kaldı.
Orhan devam etti:
— “Hasan… onu tanıyordu.”
Sevda fısıldadı:
— “Sadece tanımıyordu.”
— “Ne?”
— “Beraber çalışıyorlardı.”
Orhan geri çekildi.
— “Bu imkânsız.”
Sevda başını salladı.
— “Değil.”
Masaya bir kâğıt daha düştü.
Eski bir gazete kupürü.
Başlık silinmişti ama içerik okunuyordu:
“Kaçakçılık ve siyasi bağlantılar…”
Orhan’ın nefesi kesildi.
— “Yani…”
Sevda gözlerini kaldırdı.
— “O cinayet… sandığın gibi değildi.”
IV – Gerçek Yıkım
Orhan bir sandalyeye çöktü.
— “Ben yıllarca…”
Cümlesini tamamlayamadı.
— “Düşman bildim.”
Sevda yaklaştı.
— “Herkes öyle biliyordu.”
— “Sen biliyor muydun?”
Sessizlik.
Bu soru her şeydi.
Sevda yavaşça konuştu:
— “Parça parça.”
Orhan başını kaldırdı.
— “Ve bana söylemedin.”
Sevda’nın sesi titremedi.
— “Söylesem ne değişirdi?”
Orhan ayağa kalktı.
— “Her şey!”
— “Hayır!” diye yükseldi Sevda.
— “Sen yine onu öldüren adamın kardeşine âşık olacaktın!”
Sessizlik.
Bu, en çıplak gerçekti.
V – Hasan’ın Son Hamlesi
Orhan tekrar fotoğraflara baktı.
— “Bunlar sana nasıl geldi?”
Sevda zarfı işaret etti.
— “Onlar göndermedi.”
— “Kim?”
Sevda yavaşça söyledi:
— “Hasan.”
Orhan dondu.
— “Ama o…”
— “Ölmeden önce.”
Sevda’nın gözleri doldu ama ağlamadı.
— “Bana ulaştı.
‘Gerçek ortaya çıkmadan gitmeyeceğim’ dedi.”
Orhan’ın elleri titredi.
— “Neden şimdi?”
Sevda acı bir gülümsemeyle cevap verdi:
— “Çünkü biz yeniden karşılaştık.”
VI – Aşkın En Zor Hali
Orhan Sevda’ya baktı.
Artık sadece aşk yoktu aralarında.
Birbirlerinin geçmişi, hataları, sessizlikleri vardı.
— “Bunu sakladın,” dedi Orhan.
— “Seni korumak için.”
— “Kendini korumak için.”
Sevda geri çekildi.
— “Belki.”
Orhan derin bir nefes aldı.
— “Ben artık gerçek olmayan hiçbir şey istemiyorum.”
Sevda başını salladı.
— “Gerçek ağırdır Orhan.”
— “Ben de artık güçlüyüm.”
Sevda’nın gözleri ilk kez yumuşadı.
— “Ben hâlâ değilim.”
VII – Yeni Yol
Orhan zarfı topladı.
— “Bunun peşine düşeceğim.”
Sevda hemen tepki verdi:
— “Hayır.”
— “Bu benim hayatım!”
— “Bu bizim sonumuz olabilir!”
Orhan durdu.
— “Zaten yarım bir şeyin sonu olmaz.”
Sevda sustu.
Çünkü bu doğruydu.
VIII – Kapanış
Kapı tekrar açıldı.
Aynı adamlardan biri geri geldi.
— “Zarf ulaştı mı?”
Orhan döndü.
— “Evet.”
Adam başını salladı.
— “O zaman artık siz de içindesiniz.”
Kapı kapandı.
Sevda ve Orhan yalnız kaldı.
Ama artık yalnız değillerdi.
Aynı gerçeğin içindeydiler.
Ve bu gerçe aşktan daha tehlikeliydi.
– Başlangıç: Bir Karar
Gece geç saatlerdi.
Mekân kapanmış, sandalyeler ters çevrilmişti.
Masada sadece zarf ve içindekiler vardı.
Orhan ayaktaydı.
Sevda oturuyordu.
İkisi de aynı şeyi biliyordu:
Bu noktadan sonra geri dönüş yoktu.
— “Yarın başlıyorum,” dedi Orhan.
— “Neye?” dedi Sevda, bilmesine rağmen.
— “Gerçeğe.”
Sevda başını salladı.
— “Gerçek dediğin şey… bazen insanı hayatta bırakmaz.”
Orhan yaklaşarak konuştu:
— “Ben zaten yarım yaşıyorum.”
Sevda bu cümleye cevap veremedi.
Çünkü o da aynıydı.
II – Eski Gazeteler, Yeni Şüpheler
Ertesi sabah Orhan kendini İzmir’de eski bir gazete arşivinde buldu.
Tozlu raflar…
Sarı sayfalar…
Unutulmuş manşetler…
Görevli adam gözlüğünün üzerinden baktı.
— “Ne arıyorsun?”
— “1970’ler… kaçakçılık haberleri… Hasan Kara… ve…”
Durdu.
— “Yılmaz ailesi.”
Adam bir an sustu.
— “Eski dosyalar karışıktır,” dedi.
— “Ama bazı şeyler özellikle karıştırılır.”
Orhan arşive girdi.
Saatler geçti.
Sonunda bir dosya buldu.
Başlık silinmişti ama içerik netti:
“Yerel iş insanları ile yeraltı bağlantıları…”
İsimler arasında biri vardı.
Orhan’ın eli dondu.
Amcasının adı.
III – Sevda Kaçmak İster
Aynı saatlerde Sevda bavulunu hazırlıyordu.
Bu sahne ona yabancı değildi.
Gitmek…
Her şey kötüleştiğinde yaptığı ilk şeydi.
Ama bu kez farklıydı.
Kapıya geldi.
Elini kapı koluna koydu.
Durdu.
Orhan’ın sesi aklına geldi:
“Zaten yarım bir şeyin sonu olmaz.”
Sevda gözlerini kapadı.
Bavulu bıraktı.
— “Bu sefer kaçmayacağım…” diye fısıldadı.
Ama korku gitmedi.
Sadece içinde yer değiştirdi.
IV – İlk Tehdit
Orhan arşivden çıktığında hava kararmıştı.
Sokakta yürürken bir araba yavaşladı.
Cam açıldı.
İçerideki adam kısa konuştu:
— “Geçmişle uğraşma.”
Orhan durmadı.
Yürümeye devam etti.
— “Geçmiş dediğin şey hâlâ yaşıyor,” dedi.
Adam gülümsedi.
— “O yüzden tehlikeli.”
Araba uzaklaştı.
Orhan ilk kez bunu hissetti:
Bu sadece bir hikâye değildi.
Bu yaşayan bir sistemdi.
V – Parçalar Birleşir
Gece mekânda tekrar buluştular.
Orhan dosyaları masaya koydu.
— “Amcam…” dedi.
— “…temiz biri değilmiş.”
Sevda sessiz kaldı.
Orhan devam etti:
— “Hasan onu durduk yere öldürmemiş.”
Sevda yavaşça sordu:
— “Ne yapmış?”
Orhan sayfayı çevirdi.
— “Bir sevkiyat… bir ihbar… ve sonra…”
Durdu.
— “İhanet.”
Sevda’nın gözleri doldu.
— “Yani Hasan…”
— “İntikam aldı.”
Sessizlik.
Ama bu sessizlik farklıydı.
Bu kez ikisi de aynı taraftaydı.
VI – İlişki Testi
Sevda Orhan’a baktı.
— “Şimdi ne olacak?”
Orhan netti.
— “Bunu yazacağım.”
Sevda hemen karşı çıktı.
— “Hayır!”
— “Bu gerçek!”
— “Bu ölüm demek!”
Orhan yaklaştı.
— “Korkuyorsun.”
Sevda bağırmadı.
Ama sesi ağırdı:
— “Evet!”
İlk kez açıkça söyledi.
— “Korkuyorum. Seni kaybetmekten…
kendimi kaybetmekten…
yine aynı şeyleri yaşamaktan.”
Orhan yumuşadı.
— “Bu sefer yalnız değiliz.”
Sevda gözlerini kaçırdı.
— “Bazen iki kişi olmak daha büyük hedef demektir.”
VII – Büyük İsim
Orhan dosyanın son sayfasını açtı.
— “Bir isim var,” dedi.
— “Kim?”
Orhan yavaşça okudu.
Sevda’nın yüzü dondu.
— “O…”
Evet.
O.
Şehrin saygı duyduğu, dokunulmaz biri.
Siyasetle iç içe, geçmişi temiz görünen…
Ama dosyada geçen.
Sevda fısıldadı:
— “Bu adamı kimse karşısına alamaz.”
Orhan cevap verdi:
— “Birinin alması gerekiyor.”
Gece ağırlaştı.
Zarf artık sadece bir başlangıçtı.
Masada yeni dosyalar vardı.
Yeni tehlikeler.
Yeni gerçekler.
Sevda ve Orhan karşı karşıya oturdu.
Bu kez aralarında sadece aşk yoktu.
Ortak bir savaş vardı.
Ve bu savaşta kaybedecekleri şey:
Sadece birbirleri değildi.
Hayatlarıydı.
GDOKUNULMAZ
I – İsim
Gece boyunca konuşmadılar.
Masadaki dosya açıktı.
Ama içindeki isim, sanki ikisinin de ağzını kilitlemişti.
Sabah olduğunda Orhan hâlâ aynı sandalyedeydi.
Sevda yavaşça yaklaştı.
— “Söyle artık,” dedi.
— “Kaçamayız bundan.”
Orhan başını kaldırdı.
Gözleri uykusuzdu ama kararlıydı.
— “Kemal Arslan.”
Sessizlik.
Sevda’nın nefesi kesildi.
Bu isim sadece bir insan değildi.
Bir güçtü.
Siyasetin içinde, iş dünyasında, basında…
Herkesin bildiği ama kimsenin dokunamadığı biri.
— “Bu… imkânsız,” dedi Sevda.
— “Dosyada geçiyor.”
— “Dosyalar yalan söyler bazen.”
Orhan sertleşti.
— “Ama insanlar daha çok yalan söyler.”
II – İlk Hamle
Orhan yazısını hazırladı.
Daktilonun sesi mekânın içinde yankılanıyordu.
Her harf, bir riskti.
Her cümle, bir meydan okuma.
Başlık netti:
“Geçmişin Gölgesindeki İsimler”
Sevda onu izliyordu.
— “Bunu yayınlarsan…”
— “Biliyorum.”
— “Gerçekten biliyor musun?”
Orhan durdu.
Sevda’ya baktı.
— “Hayır,” dedi.
— “Ama yine de yapacağım.”
III – Baskı Başlar
Yazı gönderildi.
Ama yayınlanmadı.
Saatler geçti.
Telefon çaldı.
Orhan açtı.
— “Bu yazıyı kim verdi sana?” dedi sert bir ses.
— “Gazeteciyim,” dedi Orhan.
— “Kaynak söylemem.”
— “Bu haber çıkmayacak.”
— “Çıkacak.”
Kısa bir sessizlik.
Sonra cümle geldi:
— “O zaman sonuçlarına katlanırsın.”
Telefon kapandı.
IV – Sevda Hedefte
Akşam mekân açıldı.
Her şey normal görünüyordu.
Ama değildi.
Sevda sahneye çıktığında masaların yarısı boştu.
Gelenler konuşmuyordu.
Gözler üzerindeydi.
Şarkıya başladı.
İkinci şarkının ortasında elektrik kesildi.
Karanlık çöktü.
Bir çığlık duyuldu.
Sonra bir ses:
— “Uzak dur!”
Işıklar geri geldiğinde bir sandalye devrilmişti.
Ve duvarda sprey boyayla yazılmış bir cümle vardı:
“Susmazsan susturulursun.”
Sevda dondu.
Orhan sahneye koştu.
— “İyi misin?”
Sevda cevap veremedi.
Ama gözleri her şeyi söylüyordu:
Artık oyun başlamıştı.
V – Kırılma Noktası
Gece mekân kapandıktan sonra ikisi yalnız kaldı.
Sevda ilk kez bağırdı:
— “Bu yüzden kaçmak istedim!”
Orhan da yükseldi:
— “Bu yüzden kalmalıyız!”
— “Bu senin savaşın!”
— “Artık değil!”
Sessizlik.
Bu cümle ikisini de sarstı.
Sevda yavaşça konuştu:
— “Ben bunu tekrar yaşayamam Orhan…”
Orhan yaklaşmak istedi.
Sevda geri çekildi.
— “Bu sefer seni kaybetmek istemiyorum.”
Orhan durdu.
— “O zaman birlikte kaybetmeyelim.”
VI – Beklenmedik Ziyaret
Kapı çaldı.
İkisi de dondu.
Orhan kapıya yürüdü.
Açtı.
Karşılarında yaşlı bir adam vardı.
Yorgun, ama gözleri net.
— “Geç kaldınız,” dedi.
Orhan kaşlarını çattı.
— “Kimsiniz?”
Adam içeri girdi.
Masadaki dosyaya baktı.
— “O ismi araştırıyorsunuz.”
Sevda öne çıktı.
— “Nereden biliyorsun?”
Adam derin bir nefes aldı.
— “Çünkü ben… o dosyanın içindeydim.”
Sessizlik.
— “Ve eğer devam ederseniz,” dedi adam,
— “sadece geçmişi değil… kendinizi de yok edersiniz.”
VII – Kapanış
Adam masaya bir kaset bıraktı.
Eski, tozlu bir kaset.
— “Gerçek burada,” dedi.
— “Ama dinlerseniz… geri dönüş yok.”
Kapıdan çıktı.
Gitti.
Orhan kasete baktı.
Sevda ona baktı.
İkisi de aynı şeyi düşündü:
Bu artık sadece bir hikâye değildi.
Bu bir hesaplaşmaydı.
Ve bu hesaplaşmada…
ya gerçek kazanacaktı,
ya da kimse sağ kalmayacaktı.