Physical yeterlilik testinde kendisine “Bize güven” denilerek yetkililerin yönlendirmesiyle testi bırakmasının istendiğini, ardından bu durumun “koşmadı” gerekçesine dönüştürülerek klasmanının düşürüldüğünü belirten Demir; karşılaştığı baskıları, değerlendirme süreçlerindeki çelişkileri ve kadın hakemlerin önüne çıkarılan engelleri anlattı. Yaşadığı haksızlıkları ve itirazlarını yıllar önce resmî başvurularla kayıt altına aldığını vurgulayan tecrübeli isim, “İlkelerimden vazgeçmedim, beni sistemin dışına itmiş olabilirler ama susturamadılar” diyerek Türk futbol camiasını sarsacak açıklamalarda bulundu.
İzmir’in Karaburun ilçesindeki Atatürk Ortaokulu'nda beden eğitimi öğretmeni olarak görev yapan, aslen Gümüşhane'nin Şiran ilçesine bağlı Akbulak köyü nüfusuna kayıtlı eski futbol hakemi ve master atlet Ayşe Demir, 15 yıllık hakemlik kariyerine dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.
8 Mart 2025 tarihinde kendi iradesiyle hakemlikten istifa eden Demir, gündeme gelen gelişmelerin ardından geçmişte yaptığı açıklamaları ve resmî başvurularını hatırlattı.
Süreci ilk kez bugün dile getirmediğini belirten Demir, “Ben bugün konuşmaya başlamadım. Yaşadıklarımı, gördüklerimi ve itirazlarımı geçtiğimiz yıllarda da açıkça anlattım. Sosyal medya hesaplarımda paylaştım, ilgili kurumlara yazılı başvurular yaptım. Bugün de bana yöneltilen sorulara aynı açıklık ve şeffaflıkla cevap veriyorum” dedi.
“Bir Türk kadını olarak en büyük hayalim FIFA kokartını takmaktı”
2010 yılında hakemliğe başlayan Ayşe Demir'in en büyük hedefi, FIFA kokartını takarak Türkiye'yi uluslararası futbol arenasında temsil etmekti. “Bir Türk kadını olarak FIFA kokartını takmak en büyük hayalimdi” diyen Demir, bu hedef doğrultusunda yıllarca emek verdiğini ancak kadın hakemlerin uluslararası kariyer fırsatları konusunda ciddi soru işaretleri yaşadığını söyledi.Demir, UEFA'nın Türkiye'den başarılı kadın hakemler talep ettiği bazı dönemlerde TFF tarafından erkek hakemlerin görevlendirildiğini öne sürerek, kadın hakemlerin uluslararası temsil imkânlarının sorgulanması gerektiğini ifade etti. Kadın hakemler için kâğıt üzerinde bir kariyer yolu bulunduğunu ancak görev yaptığı dönemde bu yolun şeffaf ve öngörülebilir biçimde işletilmediğini belirten Demir, kadın ve erkek hakemlere sunulan fırsatların eşitliğinin değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.
Hakemliğinin yanı sıra beden eğitimi öğretmeni, futbol antrenörü ve sporcu kimliğiyle de tanındığını belirten Demir, sahada kendisini kabul ettirme sorunu yaşamadığını, aksine kısa sürede güven kazandığını anlattı: “Hakemliğim, eğitimci kişiliğim ve güler yüzüm sayesinde futbol camiasında kısa sürede güvenilir bir hakem olarak tanındım. Futbolcular, antrenörler ve kulüp başkanları beni sahada gördüklerinde rahatlıyorlardı. Hatta aleyhlerine karar verdiğim karşılaşmalardan sonra bile adaletime ve kişiliğime güvendiklerini söyleyen spor insanları oldu. Yönettiğim maçların ardından Merkez Hakem Kurulu'na adıma tebrik ve takdir e-postaları gönderen kulüpler vardı. Bunlar TFF kayıtlarından da araştırılabilir.”
Bölgesel Amatör Lig'de şampiyonluk mücadelesini, lig sıralamasını ve ligin kaderini doğrudan etkileyebilecek kritik karşılaşmalarda görev aldığını belirten Demir, bazı müsabakalarda orta hakemlerin üst klasmandan görevlendirildiğine dikkat çekti.
Bu karşılaşmalarda olumlu gözlemci değerlendirmeleri aldığını ve bazı performanslarının bonus olarak nitelendirildiğini ifade eden Demir, buna rağmen kariyerinde beklediği yükselişi yaşayamadığını kaydetti: “Sahada yeterliliğini kanıtlayan, ligin kaderini etkileyebilecek karşılaşmalarda güvenilen bir kadın hakemin sezon sonunda neden yükseltilmediğinin açıklanması gerekmez mi? Benim sahada kendimi kabul ettirme sorunum yoktu. Asıl sorun, sahada gösterdiğimiz performansın kariyer basamaklarında aynı karşılığı bulup bulmadığıydı.
Bazı erkek meslektaşlarımın benden daha düşük gözlemci notlarına sahip olmalarına rağmen üst klasmanlara yükseldiğini, benim ise bulunduğum kademede kaldığımı gördüm. Sorguladığım yalnızca kendi terfim değil, bu kararların hangi objektif kriterlere göre verildiğiydi. Sahada saygı görmek başka, o emeğin kurumsal karşılığını alabilmek başka bir meseleydi.”
“Bize güven dediler, güvendim; sonra neden koşmadığım soruldu”
Demir'in hakemlik kariyerindeki en önemli kırılma noktalarından biri, fiziksel yeterlilik testi sırasında yaşadığını anlattığı süreç oldu.
Testin son bölümüne doğru MHK üyeleri ve bölge sorumlularıyla arasında geçen görüşmeyi aktaran Demir, sahada İzmir İl Hakem Kurulu yetkililerinin de bulunduğunu belirtti.
Demir, yetkililerin kendisine, “Burada on tane adamız. Senin bölgedeki hakem kurulu üyen de burada. Bize güven.” dediğini aktardı. Test sırasında kendisine mevcut koşuyu bırakması gerektiğinin, devam etse bile diskalifiye edilmiş sayılacağının ve ekim ayında yeniden koşabileceğinin sözlü olarak iletildiğini belirten Demir, yöneticilerin yönlendirmesine güvenerek hareket ettiğini söyledi. Ancak Demir'in ifadesine göre, daha sonraki klasman değerlendirmesinde yetkililerin yönlendirmesiyle testi bırakması kendi tercihiymiş gibi ele alındı ve “koşmadı” gerekçesi kariyerinin aleyhine kullanıldı:
“Bana ‘Bize güven, bu testi bırak, ekim ayında koşacaksın’ denildi. Ben de kurum yöneticilerinin sözüne güvenerek hareket ettim. Sonrasında ise koşmamam kendi tercihimmiş gibi değerlendirildi ve klasmanım düşürüldü. Üstelik yaşanan hatanın basına açıklanamayacağı söylendi.Beni asıl yaralayan koşuya alınmamak değildi; bana koşmamam söylendikten sonra klasmanımın düşürülmesi ve ‘Hata yaptığımızı basına açıklayamayız’ denilmesiydi. Sorguladığım tam olarak buydu: Kurumun sözüne güvenerek hareket eden bir hakem, neden daha sonra aynı durum gerekçe gösterilerek cezalandırılır? Beni üzen yalnızca klasman kaybı değildi; güven duygumun zedelenmesiydi.”
“Yazılı sınavda bazı erkek hakemlerin telefonlarına baktıklarını bizzat gördüm”
Hakemlik kariyerinde karşılaştığı bir diğer konunun yazılı sınav süreci olduğunu belirten Demir, katıldığı bir sınav sırasında gözlemlediği durumu şöyle aktardı:
“Katıldığım bir yazılı sınavda bazı erkek hakemlerin cep telefonlarına bakarak cevap yazdıklarını bizzat gördüm. Ben ise herhangi bir yerden yardım almadan kendi sınav kâğıdımı doldurdum.
Bu benim doğrudan gözlemimdir. Ancak bu gözlemden hareketle sınav notlarının değiştirildiğini veya resmî belgede sahtecilik yapıldığını kesin olarak söylemiyorum. Benim için önemli olan, bütün hakemlerin aynı koşullarda ve objektif ölçütlerle değerlendirilmesidir.”
Kariyerinin son döneminde yaşadığı olayların yalnızca mesleki hayatını değil, ruhsal ve fiziksel sağlığını da olumsuz etkilediğini vurgulayan Demir, aynı dönemde ciddi bir sağlık sorunu geçirdiğini ifade etti: “Bu süreçte çok yoğun stres, baskı ve yıpranma yaşadım. Yaşadıklarımın ruhsal ve fiziksel etkilerini hissettim. Aynı dönemde geçici iskemik atak geçirdim ve hastanede tedavi gördüm. Yaşadığım stresin sağlığımı olumsuz etkilediğini düşünüyorum. Ancak geçirdiğim sağlık sorununun tıbbi nedenini kesin olarak belirlemek doktorların değerlendirebileceği bir konudur. Benim için artık mesele yalnızca hakemlik değildi. Sağlığım, onurum, emeğim ve kendime olan saygım söz konusuydu. Hiçbir makamın, hiçbir klasmanın ve hiçbir kariyer hedefinin bir insanın sağlığından ve onurundan daha değerli olmadığına inanıyorum.”
“8 Mart'ta istifa ettim; bugün olsa yine aynı kararı veririm”
İtirazlarını ve hakemlik kariyerini bırakma gerekçelerini 2025 yılında TFF'ye, ilgili etik mercilere ve CİMER'e yaptığı yazılı başvurularla kayıt altına aldığını belirten Demir, 8 Mart 2025 Dünya Kadınlar Günü'nde kendi iradesiyle istifa etti. İstifasının ardından kendisine standart bir teşekkür yazısı gönderildiğini ancak bu yanıtın dile getirdiği itirazların esasına cevap vermediğini belirten Demir, şunları kaydetti:
“Yaklaşık 15 yılını hakemliğe vermiş bir kadının neden bu mesleği bırakma noktasına geldiğinin sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. Ben 15 yıllık kariyerimi korumak uğruna karakterimden, ilkelerimden ve vicdanımdan ödün vermeyi kabul etmedim. 8 Mart 2025'te sahadan ayrılırken gelecekte neler yaşanacağını öngörmüştüm ve nasıl bir yapının içerisinde bulunmak istemediğimi biliyordum. O gün verdiğim kararın arkasındayım. Bugün de olsa aynı kararı verirdim.” Kadın hakem arkadaşlarından beklediği dayanışmayı göremediğini dile getiren Demir, bazı kişilerin yaşananlar karşısında sessiz kalmayı tercih ettiğini söyledi. Aynı dönemlerde yaşanan bazı terfilerin kendisinde soru işaretleri oluşturduğunu ancak bu terfilerle sessizlik arasında bir ilişki olup olmadığının yalnızca objektif kayıtlarla ortaya koyulabileceğini vurguladı. Demir, mücadelesinin başka kadın hakemleri hedef almak olmadığını, kadın hakemlerin adil, şeffaf ve liyakate dayalı bir kariyer sisteminde değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
“İlahi adalete olan inancımı hiçbir zaman kaybetmedim”
Gündeme gelen gelişmeleri değerlendirirken geçmişte yaptığı başvuruları ve açıklamaları hatırlatan Demir, süreci vicdanı ve inancı üzerinden şöyle yorumladı: “İlahi adalete her zaman inandım. Yaşadıklarımı daha önce açıkça dile getirdim; sosyal medya paylaşımlarım, CİMER ve TFF başvurularımla süreci resmî kayıtlara geçirdim. Bugün kamuoyuna yansıyan haberleri gördüğümde, geçmişte verdiğim mücadelenin ve yaptığım itirazların ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım. Kimsenin yaşadığı mağduriyetten sevinmem; kişiler hakkında hüküm vermek de benim görevim değildir. Ancak hiçbir haksızlığın sonsuza kadar gizli kalmayacağına ve adaletin er ya da geç yerini bulacağına inanıyorum. Benim için bunun adı ilahi adalettir. Demir, kendisine yöneltilen soruların geçmişte yaşadıklarını yeniden anlatmasına vesile olduğunu, amacının herhangi bir kişiyi mahkûm etmek ya da kendi kariyeriyle ilgili yeni bir talepte bulunmak olmadığını ifade etti.
“FIFA kokartını takamadım ama öğrencilerimin karşısına başım dik çıkabiliyorum”
Hakemliğe başlarken en büyük hayalinin FIFA kokartını takmak olduğunu yineleyen Demir, 15 yıllık emeğin ardından verdiği istifa kararını yalnızca bir meslekten ayrılış olarak görmediğini belirtti:
“Bir Türk kadını olarak ülkemi FIFA kokartıyla temsil etmeyi çok istedim. Yıllarca bunun için emek verdim. Sabrettim, mücadele ettim ve mesleğime inandım. Ama bir noktadan sonra insan şunu anlıyor: Bazı hedeflere ulaşmak için verdiğiniz mücadelede kendinizden vazgeçmeniz isteniyorsa, orada yeniden düşünmeniz gerekiyor.
Ben FIFA kokartını takamadım ama öğrencilerimin karşısına başım dik çıkabiliyorum. Millî sporcu kimliğimi, öğretmenliğimi ve insan olarak duruşumu hiçbir makama değişmedim. Bugün çocuklarıma yalnızca spor yapmayı, kazanmayı ya da başarılı olmayı öğretmiyorum. Gerektiğinde haksız buldukları bir duruma karşı kendi değerlerinden vazgeçmeden durabilmeyi de öğretmeye çalışıyorum.”
“Beni sistemin dışına itmiş olabilirler ama susturamadılar”
Hakemlikten ayrılmasının ardından öğretmenlik, antrenörlük ve master atletizm kariyerine devam eden Demir, yaşadıklarının sporla olan bağını koparmadığını vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı: “Ben yaşadıklarımı bugün ilk kez anlatmıyorum. Daha önce de söyledim, yazdım, ilgili kurumlara başvurdum ve kamuoyuyla paylaştım. Bana sorulan sorulara bugün de aynı açıklıkla cevap veriyorum. Benim yeniden incelenme ya da hakemliğe geri dönme gibi bir talebim yok. Benim için mesele hiçbir zaman yalnızca bir klasman, bir unvan veya bir makam olmadı. Mesele, insanın inandığı değerlerin arkasında durabilmesiydi. Beni sistemin dışına itmiş olabilirler. Fakat beni susturamadılar. Hakemlik kariyerim sona erdi ama mücadeleci kimliğim, öğretmenliğim ve sporculuğum devam ediyor. En büyük gururum da budur.”
Haber: Burak Buğra Üzüm









