banner275
23 Aralık 2013 Pazartesi 17:38
   Yeniçeri:  Siyaseti Yolsuzluğun Aracı Yapmak Utanç Verici Suçtur
banner305
banner331
        Ar, hayâ ve utanma duygusu, duyguların en asilidir. Bu duygular insan cinsine özgüdür. İnsan dışındaki varlıklarda ar, hayâ ve utanma duygusu yoktur. Utanma duygusunun kaynağı imandır. İnsanı yanlış yapmaktan, şer işlere bulaşmaktan, harama gömülmekten, güdülerin kontrolüne kapılmaktan utanma duygusu korur.

            Yüce Peygamber, “Utanmadıktan sonra istediğini yap!diye buyuruyor. Bu bağlamda pişkinlik, arsızlık ve hayâsızlıkla insani düşüklük arasında doğru bir ilişki vardır. “Suçlar arttıkça utanma duygusu azalır” diyenler ise olgunun sadece bir yanını okuyanlardır. Aslında utanma duygusu azaldıkça suçlar artar, suçlar arttıkça da utanma duygusu azalır.

            Siyaseti Yolsuzluğun Aracı Yapmak

            Erdem sanatı olan siyaset, her şeyden önce bir davayı dert edinenlerin yapacağı bir iştir. Mülke mülk, güce güç ilave etmek ya da servete servet katmak için siyaset değil yapılsa yapılsa ticaret yapılır. Siyaseti ticaretin aracı yapmak yasal yönden suç, ahlaki yönden de utanç vericidir.

            AKP iktidarı, siyaseti ticarete karıştırmak bir yana yolsuzluk, rüşvet ve kamu malını yağma yönünden yandaşlarını gırtlağına kadar şaibeye bulaştırmıştır. AKP iktidarı döneminde yolsuzluk sorunu “mızrak çuvala sığmayacak” kadar alenileşmiştir. İş o kadar somutlaşmıştır ki, AKP iktidarı sayesinde ayakkabı kutusundan ayakkabı dışından her şey çıkabildiği görülmüştür. İnsanlar ilk kez bankaların dışında konutlarda para sayma makineleri görmüş, yedi tane kasanın bir evde bulunabilirliğine şahit olmuştur. Milyon dolarların, ayakkabı kutularında hiçbir koruma ve önlem olmadan paylaşım yerlerine taşınır olabildiğine de milyonlar şahit olmuştur.

            Rüşvet ve yolsuzlukla –yapmak bir yana- suçlanmayı bile onur meselesi yaparak istifa hatta intihar eden bir çok devlet yetkilisi vardır. Çünkü rüşvet ya da yolsuzluk hukuk yönünden suç, ahlak yönünden kötü, dinen haram ve insanlık yönünden de utanç vericidir. Rüşvet ve yolsuzluk eskilerin “şüyu vukuundan beter” dedikleri kriminal bir vakıadır. Böyle bir suç onurlu bir insanın yalnız yüzünü değil tırnaklarını bile utancından kıpkırmızı yapar. Ancak ar damarı çatlamış ve utanma duygusunu kaybetmiş insan ya da iktidarlar böyle bir suçlamaya karşı vurdumduymaz ve ilgisiz kalabilirler.

            Utanma Duygusunu Kaybetmek!

            AKP’nin kamuoyunun önüne dökülen onca görüntüye karşın, hiçbir şey olmamış gibi pişkin pişkin zevahiri kurtarmak için olayı saptırarak olan bitenden sıyrılmaya çalışması anlaşılır değildir. AKP iktidarı, hükümetin dört bakanının yani beşte birinin -yalnız bu olgu için- doğrudan ya da dolaylı olarak rüşvet ve yolsuzluk çarkıyla ilgili iddiaların merkezinde olmasına bile aldırmıyor.

            AKP zihniyetinin, siyaseti yolsuzluğun ve sebepsiz zenginleşmenin aracı olarak gördüğü anlaşılıyor. Olan biten karşısında takındığı tavırla iktidar adeta rüşvet almak ve yolsuzluk yapmak da bizim hakkımızdır diyor.

            St. Augustine, “Devlet hırsızlık bandosundan başka bir şey değildir” demişti. Bu bir anlayıştır. Bu anlayışın yüzyıllar sonrasında Türkiye’de belirli bir iktidar uygulaması olarak zuhur etmesi üzüntü vericidir.

Maalesef AKP iktidarının, onbirinci yılın sonunda Türkiye’yi getirdiği yer burasıdır. Bu durum AKP için yolun sonudur. AKP için artık deniz bitmiştir. Pandora’nın kutusu açılmış ve bu kutudan yolsuzluk adına ne var ne yok ortalığa saçılıp dökülmeye başlamıştır. Yolsuzluk macunu tüpten çıkmıştır bir daha onu içeriye sokmak imkânı yoktur. Kamuoyunun ortaya çıkanlardan görebildikleri büyük fotoğrafın ancak küçük bir parçasıdır.

Ahlaken tükenmiş olan AKP iktidarının siyaseten tükenmesi için biraz daha zamana ihtiyaç vardır. Bu zaman sürecinde de AKP’nin kaybettiği utanma duygusunu onlara yeniden kazandırmak gereklidir. Hırsızlık yapanlarla değil de hırsızları yakalayanlarla mücadele edenlerin utanma duygusuna herkesten çok ihtiyacı vardır.

            En Büyük Rüşvet Operasyonu

            Cumhuriyeti tarihinin en büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonu yapılıyor. Kutu kutu dolarlar, sıra sıra para kasaları, para sayma makineleri, milyonlarca dolar ele geçiriliyor. Valizle taşınan on küsur milyon dolarların görüntüleri kamuoyunun gözlerinin önüne saçılıyor. Taksiler, ayakkabı kutularının içine doldurulmuş dolarları götürüyor.

Kaldı ki taksilerle ayakkabı kutusu içinde götürülenler yalnızca görülebilenler, ancak kayıt altına alınabilenlerdir. Bavullarla, sırt çantalarıyla, ayakkabı kutularıyla götürülenler yalnızca dolar değil aynı zamanda bir milletin geleceğidir.

Götürülenler; yapılamayan inşaatların, bitirilemeyen yatırımların, atılamayan temellerin paralarıdır. Götürülenler; tüyü bitmemiş yetimlerin, garip gurebanın hakkıdır. Sonuçta götürülenler kul hakkıdır, yoksulun payıdır.

Özür Dileyip İstifa Etmek

            Hem ulusal hem de uluslararası bağlantıları olan milyarlarca dolarlık bir rüşvet ve yolsuzluk çarkı ortaya çıkıyor. Bu yolsuzluk çarkının kurucuları, örgütleyicileri, planlayıcıları ve paylaşıcıları var. Onların birbirleriyle ve dolarlarla olan ilişkileri var ve nihayet onların doğrudan AKP ile ilişkileri var.

            Rüşveti taşıyanların, paketleyenlerin ve alenen paylaşanların cesaretleri devletin güçlü makamları tarafından korunduklarının da kanıtıdır. Operasyonun ucu, hükümetin birden çok bakanına ve yakınlarına kadar uzanıyor.

Hükümetinin dört bakanı ya da bakan yakını hakkında yolsuzluk ve rüşvetle ilgili iddialar arşı alayı sarmış durumdadır. Bu durumda AKP Hükümetine düşen en asil davranış, Türk milletinden özür dileyip istifa etmekti.

Yolsuzluk ya da rüşvetle ilgili oldukları için değil adları bu tür bir somut iddiayla ilişkilendirildiği için bunu yapmalıydılar.

Başbakan Erdoğan Karşı Hücuma Geçiyor!

Başbakan Erdoğan halk deyimiyle “hem suçlu hem güçlü” bir strateji belirliyor. En iyi savunma taarruz diyerek hücuma geçiyor.

AKP adeta suçüstü yakalanmanın telaşı içinde karşı saldırı ve suçlamalara başvuruyor.

Bütün vatandaşların Başbakan Erdoğan başta olmak üzere AKP’nin kurmay heyetinin bu konudaki sözlerini, tavırlarını ve attığı adımları dikkatle izlemek görevi vardır.

Erdoğan: Ülkemize ihanet eden çeteleri tek tek ortaya çıkaracağız ve tasfiye edeceğiz… Devlette paralel yapı olmaz. İninize gireceğiz…” diyor.

Bu sözleri Tayyip Erdoğan, milletin kanını emen rüşvet ve yolsuzluk çarkına karşı değil muhayyel bir odağa karşı söylüyor.

Hizmet ve Örgüt olmak üzere hedeflerini ikiye ayırıyorlar. Kime hizmet neye örgüt dediklerini ise açıklamıyorlar.

AKP kurmayları ve yandaş medyası ABD’yi, İsrail’i, rant lobisini herkesi suçluyor ama ayakkabı kutularının içindeki milyonlarca dolardan hiç söz etmiyor!

Onca helal (!) paranın ayakkabı kutularının içine sırt çantalarına ve valizlere nasıl yerleştirildiğini kimse açıklamıyor.

Devlete Paralel Yapı KCK’dır.

Başbakan Erdoğan “Devlete paralel yapı olmaz” diyor. Türkiye’de paralel devlet yapılanması vardır o da PKK’nın eli kanlı ele başısının kurduğu KCK’dır. Bayrağı, vatandaşlığı, organları ve sözde anayasası vardır!

 

Hadi diyelim ki devlet içinde bir başka paralel devlet yapılanması daha var. Ey AKP siz on iki yıldır iktidardasınız bunun için on bir yıldır niye beklediniz? Bir yerlerle ilişkileriniz iyi ise onları hizmet eden insanlar olarak niteleyeceksiniz. Aranız açıldığında ise aynı insanları paralel devlet yapılanması içindeki örgüt olarak niteleyeceksiniz? Buna çifte standart denir. Açıklamalarınız inandırıcı olmaz!

Evet varsa böyle bir yapı onu derhal yok ediniz. Ancak konu o değil ki sorun milletin kanını, iliğini emerken görüntülenenlerdir. Millete ait on milyonlarca dolarları kutu kutu evlerine taşıtanlardır. İşte onlar ülkesine de milletine de garip gurebaya da ihanet eden suç çeteleridir.

Kan ve ilik emerken görüntülenen rüşvetçilere ne yaptınız? Onu söyleyin!

Kutularca Doları Götürenler Değil Yakalayanlar Suçlanıyor!

Rüşvetçilere değil ama AKP iktidarı kendine yakışanı yapıyor; ‘rüşvet ve yolsuzluğu niye ortaya çıkardın!’ der gibi yolsuzluğu ortaya çıkaran ekibe operasyon yapıyor. Dolarları ayakkabı kutularıyla kaçırıp, evlerdeki kasalara yerleştirenleri göz altına alan polis müdürlerini görevden uzaklaştırıyor. Erdoğan, yolsuzluk ve rüşvetle mücadele edenleri tehdit ediyor, görevden alıyor, sürüyor ve karalıyor…AKP tokadı hırsızlara, yolsuzlara, rüşvetçilere, soygunculara ve gaspçılara değil onlarla mücadele edenlere atıyor! 

Anlaşılan AKP, yolsuzluk ve rüşvete ahlaki/hukuki/dini değerler yüzünden değil başkaları yaptığı için karşı çıkıyordu. AKP’lilerin rüşvet ve yolsuzluklarını görüntüleriyle ortaya çıkaranları “kökü dışarıda bir tezgah…yerli piyonların komplosu…Türkiye düşmanı çevrelerin rant operasyonu” olarak nitelemesi, rüşvetçileri ve yolsuzluk yapanları korumaya yöneliktir.

Yargıyı Tehdit Etmek!

AKP yalnız emniyetin rüşvet ve yolsuzlukla mücadele eden kadrolarını tasfiye etmekle kalmıyor bir yandan da yargıyı tehdit ediyor.

Şu sözleri Tayyip Erdoğan söylemiştir: "Yargıya sesleniyorum: Siz de içinizdeki kirlileri temizleyin. Siz de öyle tertemiz değilsiniz. Bizim de bildiklerimiz var".

Bu sözleriyle Tayyip Erdoğan, yargıyı açıkça tehdit etmiştir. Başbakan bildiklerinin olduğunu söylüyor.

İktidarlar bildiklerini söyleyenlerin oturdukları yerler değildir. Aksine bildiklerinin gereğinin yapıldığı yerlerdir. İcra makamlarıdır. Sayın Başbakana buradan soruyorum: Bildikleriniz nelerdir? Bu bildiklerinizin ne ise onun gereğini neden onbir yıllık iktidarınız boyunca yapmadınız?

AKP’nin yaptığının adı; devlet gücünü kullanarak rüşvet ve yolsuzlukların üstünü örtmektir!

            Yargıya Yürütmenin Müdahalesi!

            Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu duyulur duyulmaz Adalet Bakanı, Hatay’dan Ankara’ya dönüyor. HSYK ile toplantı yapıp başkanlık ediyor. İstanbul’a gidiyor ve operasyonu yürüten Cumhuriyet Başsavcısı ile görüşüyor. Geçtiğimiz haftasonu Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ da benzer ziyaretler yapıyor. Bütün bunlar rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu dahi işin başında iken amacından saptırmaya yöneliktir.

            İktidar ilk iş olarak operasyonu yürüten ekipten beş müdürü görevden alıyor. Ardından görevden almalar Ankara’ya ve diğer illeri ulaşıyor  ve onlarca insan görevden alınıyor.

            Görevden almalar yetmiyor bu kez de alelacele Adli Kolluk yönetmeliği değiştiriliyor. Yeni yönetmeliğe göre emniyet ve jandarma görevlilerinin olaylarda amirlerine bilgi vermesi zorunlu hale getiriliyor. Bu Anayasaya, yasalara, kuvvetlerin ayrılığı ve yargının bağımsızlığına meydan okumak anlamına gelmektedir.

            Mevcut yasal mevzuata göre Savcılar suçu ortaya çıkarma, delilleri toplama takdiri ve soruşturmanın safhaları konusunda tam yetkilidir. Savcı polisi, adli kolluk olarak kullanıp delilleri toplatır. İddianameyi hazırlar ve mahkemeye sunar.

Savcının hazırladığı iddianamenin içeriğini denetleyecek tek isim iddianamenin gönderildiği mahkemenin hakimidir. Hakim iddianamede her hangi eksiklik, yanlış uygulama tespit ederse dosyayı iade eder. Bunun dışında herhangi bir hukuksuzluk dışında yalnızca HSYK devreye girebilir.

            Bugüne kadar CMK’ya uygun olarak savcı kolluk amiriydi. Resmi Gazetede yayınlanan yeni Adli Kolluk yönetmeliğindeki değişikliğe göre idari görevi olan başsavcı, her soruşturmaya savcı olarak otomatik bir biçimde atanmaktadır. Yapılan değişiklikle yasalara aykırı bir biçimde yönetmelikle başsavcı, savcının soruşturma amiri oluyor. Polise de yürütülen soruşturma içeriğini emniyet amirine bildirme sorumluluğu getiriliyor. Burada da emniyet amiri adli kolluk görevlisi olarak görev yaparken, savcının iradesi yok edilerek yürütmenin uzantısı emniyet amiri soruşturma sürecine dahil olmuş oluyor. Bu değişiklikle savcıların soruşturmalarda görevlendirdikleri adli kolluk birimleri, vali, kaymakam ve jandarma komutanlarını soruşturmalardan haberdar edecek!

            Bu durum soruşturmalara hukuk dışı müdahalelerin yolunu açmış olacaktır. Kuvvetlerin ayrılığı prensibi de çiğnenecektir.

            Telaş, Panik ve Değiştirilen Yönetmelik

            Adli Kolluk Yönetmeliğine bir gece yarısı yapılan jet operasyonun bir tek nedeni var o da AKP’nin içine düştüğü telaş ve paniktir. Telaş ve paniğin nedeni ise AKP hakkındaki sayısız rüşvet ve yolsuzluk iddialarının soruşturulmasını engellemektir. Yolsuzluk ve rüşvetten daha vahimi bu yolsuzluk ve rüşvet iddiaları üzerine hükümetin takındığı tavırdır.

            Bu yolsuzluk ve rüşvet iddiaları üzerine kamuoyu bizzat hükümet yetkilileri tarafından yanlış ve tek taraflı bilgilendirilmiştir. 

Hükümet yetkilileri gözaltılar üzerine, polisler ve savcıların amirlerini soruşturmadan haberdar etmeyerek suç işlediklerini ileri sürmüşlerdi. Hatta polis şeflerine bundan dolayı görevi kötüye kullanmak suçlamasıyla soruşturma açılmış ve görevden uzaklaştırmalar yaşanmıştı. Anlaşılan mevcut yönetmeliğe göre operasyonu yapanlar yönetmeliğe uygun hareket etmişler. Onları görevden alanların yönetmeliği değiştirmekle işe başlamaları yaptıkları işin yanlış olduğunu göstermektedir.

            Bugünden itibaren Danıştay tarafından iptali mukadder olan bu yönetmelik Adli Kolluk Yönetmeliği olmaktan çıkmıştır. İktidar yeni yönetmeliği yargıyı kontrol aracı kullanmak üzere çıkarmıştır. Örneğin hükümet üyeleri ya da emniyet amiri ya da herhangi bir vali hakkında bir yolsuzluğu savcı soruşturmaya başladığında durum valinin kendisine, hakkında soruşturma yapılan emniyet amirine ve kendisi hakkında soruşturma olan hükümet yetkililerine bildirilecektir. Adli kollukla yapılan değişiklikle soruşturma bilgi ve belelerinin mülki amirle paylaşılma zorunluluğu getiriliyor. Mülki amirler yürütmenin bir parçasıdır. Bu değişiklikten sonra, savcıların yürütmenin bilgisi dışında soruşturma yapması mümkün olmayacaktır. Bundan böyle bakan ya da yüksek bürokrat hakkında gizli soruşturma yapma imkanı büyük ölçüde ortadan kalkmış bulunmaktadır.

            Bugün Adli Kolluk Yönetmeliği iktidarca kullanılan Adi Kulluk Yönetmeliği haline gelmiş bulunmaktadır.

            Tüfekli ve Kefenli AKP Mitingleri

            Başbakan Erdoğan’a Giresun mitinginde tüfek hediye edilmesi ve Başbakanın da bu tüfekle görüntü vermesi ibretlik bir durumdur. Diğer yandan Trabzon mitinginde ise alanın ön kısmına kefen giydirilmiş kişilerin konuşlandırmış olması hayret vericidir.

Başbakan Erdoğan bu tutum ve tavrıyla bir yerlere mesaj mı vermektedir?

            Yoksa Başbakan Erdoğan, seçimden, sandıktan ümidini kesmiş de tüfekle ya da kefenle mi iktidarda kalmayı planlıyor?

 

 

Bu nasıl bir siyaset anlayışıdır. Demokratik bir ülkede hem de o ülkenin Başbakanı miting alanına tüfek, kefen ve ölüm temalarıyla geliyorsa bu hayra alamet bir tutum değildir.

            Bir başka siyasi partinin de kararlılığını makineli tüfek ve şehit örtüleriyle aynı meydanlarda göstermeye kalkması halinde ülkenin içine düşeceği durumu herkesin düşünmesi gerekmektedir.

            Tayyip Erdoğan’ın elinde tüfekle Saddamvari görüntüler vermesi kendi bileceği bir iştir. Ancak demokratik bir ülkede bu tür görüntüler kabul edilemez.

AKP, kitabı bırakmış tüfeği eline almış, gelinliği bırakmış kefeni giymiş, diriyi bırakmış ölüyü seçim meydanlarına sürmüştür.

            Umarız AKP, milleti tüfek, kefen ve ölümle tehdit etmeyi bir kenara bırakır.

            Ancak anlaşılan o ki, rüşvet ve yolsuzluk operasyonları sonrasında AKP iktidarının sağduyusu kaybolmuş, kimyası bozulmuş, dengesi yok olmuştur.

            İktidarı kaybedince her şeyini kaybedeceğini gören çıkar gurupları her yolu deneyerek AKP’yi ayakta tutmaya çalışmaktadır. Bir iktidarın, iktidarını kaybedeceğini anladığı an bir millet için en tehlikeli andır. AKP’nin tüfekli ve kefenli anlarının kısa sürmesine ve 30 Mart’ta sona ermesini diliyoruz.

            

Son Güncelleme: 23.12.2013 17:41
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner333

banner329

banner309