banner275
27 Şubat 2014 Perşembe 23:53
Özcan Yeniçeri: Başbakan Açıkça Suç İşliyor
banner305
banner331

17 Aralık’ta gerçekleştirilen yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun yıkıcı etkilerinden kurtulmak için iktidar HSYK’da yasal değişikliğe gitti. Böylece demokratik devletin en temel unsurlarından birisi olan kuvvetlerin ayrılığı büyük yara aldı.

“Alo Fatih” hattı ile Tayyip Erdoğan’ın MHP liderinin gurup konuşmasının yayınını kestirmesi, Yaşar Nuri Öztürk’ün programını yayından kaldırtması, gazete manşetine müdahale etmesi ve manşet haberini hazırlayan gazetecileri işlerinden çıkarttırması, basın ve ifade özgürlüğünün baskı altına alındığının somut kanıtlarıdır.

Tayyip Erdoğan’ın araştırma şirketinin sonuçlarına MHP’den al iki puan ekle BDP’ye talimatları vermesi bilimsel araştırma sonuçlarına müdahale ederek halkın iradesinin etkilemeye teşebbüs ettiğinin kanıtıdır.

Tayyip Erdoğan’ın iş adamlarına “yüz milyon dolar sen, yüz milyon dolar da sen vereceksin” şeklinde salma salması hür teşebbüs özgürlüğüne indirilmiş açık bir darbedir.

Bütün bu söz ve kayıtların internete düşmesi üzerine AKP iktidarının İnternete denetim ve sınırlandırma getiren yasayı çıkarması halkın anayasal gerçekleri öğrenme hakkını ortadan kaldırmıştır.

Adana’daki TIR olayı sırasında MİT ile Emniyet karşı karşıya gelince bu defa da iktidarın MİT Yasası çıkartarak, MİT mensuplarını hesap vermez, temel hak ve özgürlükler ile konut dokunulmazlığına dokunur hale getirilmiştir. MİT’e verilen olağanüstü yetkilerde, MİT Müsteşarı’nın Başbakan’a olan sadakatine duyulan güven etkili olmuştur. Ancak mevcut MİT Müsteşarı’ndan sonra bu göreve gelecek kişinin ne yapacağını kimse tahmin bile edemeyecektir. MİT’e sınırsız yetkiler veren ve yargı ve Meclis denetiminden uzak tutan düzenlemeyle korku devleti inşa edilmektedir.

Dershaneler yasa tasarısıyla da hür teşebbüsü kısıtlayıcı, devlet bürokrasisini AKP bürokrasisine dönüştürmenin yolu açılmaktadır.

Demokratik Hak ve Özgürlükler Kısıtlanıyor

İki ay içinde gerçekleştirilen bu yasal değişiklikler, Türkiye’de temel hak ve özgürlüklerin iktidar tarafından büyük bir baskı altına alındığının kanıtıdır.

İktidarın yaptığı son yasal değişiklikler halkın ihtiyaçları için değil yozlaşmış tek parti iktidarını korumak için gerçekleştirmiştir. Bu değişikliklerle, demokratik hak ve özgürlükler, basın, ifade özgürlüğü, kuvvetlerin ayrılığı, hukuk devleti ve halk büyük bir baskı altına alınmıştır.

İktidarın kimyası bozulmuştur. Yapılan son yasal değişiklikler öfke, intikam ve tepki amaçlı olup Tayyip Erdoğan’ın kişisel ve partisinin ihtiyaçlarından kaynaklanmıştır.

Montaj, Dublaj ve Şantaj

24 Şubat gecesi Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal arasında geçtiği iddia edilen 17/18 Aralık 2013 tarihli telefon konuşmalarının tapeleri vahim ötesidir. Demokratik bir ülkede en azından soruşturmanın selameti ve etik değerler bakımından konuşmaların muhataplarının istifa etmeleri gerekmektedir.

Elbette dinleme, kayıt etme ve servis etme bağlamında yapılanlar doğru değildir. Bunu yapanlar elbette yargı karşısına çıkarılmalı ve kendilerinden bunun hesabı sorulmalıdır. Ancak bu ayrı bir konu tapelerdeki vahim konuşmalar başka bir konudur. 17 Aralık’ta ayakkabı kutularından dışarıya taşan dolarların bu kez belki yüz katıyla ilgili iddialar vardır. Bu iddialar görmezlikten gelinemez ve takipsiz kalamaz. 

Bu iddialar internete sansür uygulayarak, televizyonlara yasak getirerek, dublaj, montaj ve şantaj denilerek geçiştirilemez. Ortada vahim bir tablo vardır ve bu tablo açık toplumlarda olduğu gibi şeffaf yöntemlerle ortaya çıkarılmalıdır.

Hâlbuki iktidar medyası ile merkez medya ve hatta meclis televizyonu birlikte Tayyip Erdoğan-Bilal Erdoğan tapelerine sansür uygulayarak sorunu kapatmaya çalıştı. Ancak bu tapelerin bütün tedbirlere karşı yaygınlaşması engellenemedi. Günümüzde mızrağın çuvala sığdırılmasının mümkün olmadığı gibi sansürde bu tür vahim iddiaları kapatmaya yetmemektedir.

Dinleme Sorunu ve Mevzuat

Bir yanda ortalığa servis edilen ses kayıtları diğer yanda iktidar yanlısı medyanın manşetlerine düşen telefon dinleme skandalı arasında toplum şaşırmıştır. Yedi bin kişinin dinlenmesinden söz ediliyor. Bunlar hakkında da gerekenin yapılmalıdır. Ancak konuyla ilgili mevzuata ve sorumlularına burada dikkati çekmek gerekiyor.

Suç şüphesiyle telefon dinlemeyi düzenleyen CMK 135-137 maddeleri hiçe sayılmıştır. Bu maddelere göre en azından “kuvvetli suç şüphesi” bulunması ve telefon dinleme dışında “başka surette delil elde edilmesi imkânının bulunmaması” şarttır. Yasaya göre suçun olmadığı tespit edildiğinde dinleme kayıtlarının imhası ve bu durumun dinlenen kişilere bildirilmesi gereklidir.

Yargıda telefon dinleme hususunda tam bir kargaşa yaşanmaktadır. İzmir’de bir hâkim, kendi telefon numarasının da bulunduğu bir listeye dinleme izni vermişti.

Ancak dinleme prosedürü sanıldığı gibi basit de değildir.

Dinleme faaliyetinin başlayabilmesi için önce savcının talepte bulunması, hakimin bu talebi onaylaması, TİB’in bu onayı inceleyip hat açması ve ardından fiili dinlemenin adil kolluk (polis) tarafından yapılması şeklinde yürüyen dört aşamalı bir süreç söz konusudur.

Üstelik bir kez yapılan bir işlemden de söz etmiyoruz. İstihbari dinlemede –bir yıllık dinlemeden sonra- üçer aylık, adli dinlemede ise –altı aydan sonra- birer aylık sınırsız uzatma talebi alınması gerekiyor hakimden.

Bu durumda, dinlemede olan binlerce insan için bu uzatma prosedürlerinin –mantıken- yüzlerce, belki de binlerce defa tekrarlanmış olması gerekir. Bunun sonucu devlet sisteminin işleyişi içinde her bir işlem kayda alınmış olması gerekir.

Eğer bu prosedüre uyulmamış, yasanın ön gördüğü şartlar yerine getirilmeden dinleme yapılmışsa bu dinleme yasal değil keyfi dinlemedir.

Yasalarımıza göre dinlemeyi Emniyet, Jandarma ve MİT talep eder, kararı mahkeme karar verir, uygulamayı TİB yapar.

TİB de noter değildir. 2007’de çıkarılan Yönetmeliğe göre, istihbari nitelikli telefon dinlemelerinde, hâkim kararı bulunsa bile, kanuni şartlar gerçekleşmemişse, TİB buna itiraz edebilir, uygulamayarak iade edebilir.

Adli amaçlı telefon dinlemelerinde ise, Adalet Bakanlığı Yönetmeliği’ne göre, hakimin imzası olsa bile, TİB Başkanlığı kanuna uygun olmayan dinleme kararlarına itiraz edebilir. (Madde 10)

“Kuvvetli suç şüphesi” hayat bile edilemeyen kişiler hakkında, hem de kitleler halinde telefon dinleme kararlarına TİB niye itiraz etmedi?

Burada yasaları ihlal eden, kuralları uygulamayan ya da yasal görevini yerine getirmeyen her kurum ve kuruluş zincirleme sorumludur.

Bu dinlemelerden her şeyden önce iktidar sorumludur. İktidarın emrindeki TİB’in görevi yapmamasının da sorumlusu onu denetlemeyen ve engellemeyen de yine AKP iktidarıdır. AKP iktidarının bu dinlemelerden kendisine yönelik mağdurluk çıkarması da utanç vericidir.

AKP Hem Sanal Hem de Banal Bir İktidara Dönüşmüştür

İktidar Partisi, günah keçileri ilan ederek olanı biteni onların üzerine atıp olanları daha da anlaşılmaz hale getiriyor. Bir süre önce kötülüklerin kaynağı “darbeciler”di. Sonra “faiz lobisi” oldu. Şimdilerde de “paralel yapı” bütün olan bitenin sorumlusu olarak ifade edilir olmuştur.

Sormak gerekir bu “paralel yapı” dediğiniz yapı, savcı marifeti, yargıç kararı ve polis operasyonuyla başkalarını dinlerken ve o dinlemeler aracılığıyla bürokrasiyi halaç pamuğu gibi atarken siz ne yapıyordunuz?

Bunu fena halde saf olmakla herhalde AKP’liler açıklayacak değildir. Eğer bu tür saflardansınız size devlet falan değil üç koyun ile bir hindi bile emanet edilemez.

AKP bu dinlemelerden rakip olarak gördüklerini imha etmek için fena halde yararlandı. Hatta dinlemeyle ilgili kayıtları AKP’nin yandaş gazeteleri çarşaf çarşaf yayınladı. Televizyonları bangır bangır ilan etti.

Suç olan gizli telefon dinleme kayıtlarını AKP’nin yandaş kalemleri yayınladığından suç işlemişlerdi. Bu nedenle AKP iktidarı Telefon kayıtları, herhangi bir nedenle aleniyet kazanırsa yayınlamak suç değildir” diye yasa çıkarttı.

Dinlemeyle ilgili olarak Binali Yıldırım, “Ne o? Saklınız, gizliniz mi var? Yasadışı işler mi çeviriyorsunuz? Gizlin saklın yoksa niye korkuyorsun kardeşim telefonunun dinlenmesinden?” diye açıklama bile yaptı.

AKP’li iktidar oligarklarının muhalifler için ön gördükleri muamele şimdilerde kendilerine dönmüştür.

İktidar giderek sanallaşıyor, sanallaştıkça da banallaşıyor.

Tepki, Öfke, Korunma ve İntikam Yasaları

On iki yıldır ülkenin başındaki parti yetkilileri, kendilerinin biçimsel olarak iktidarda bulunduklarını fiilen devletin derinliklerinde örgütlenmiş ‘paralel yapının’ gerçekte iktidar olduğunu iddia ediyorlar. Milli orduya ‘kumpas’ kuranın da bu yapı olduğundan söz ediyorlar. Bu ülkenin Başbakanı bu yapının Sahte ihbar mektuplarıyla, yasadışı dinlemelerle, sahte delillerle tasarlanmış ve ayarlanmış bir kısım yargı mensuplarıyla insanların nasıl mahkûm edildiklerini bugün çok daha belirgin şekilde görebiliyoruzdiyor.

Adalet Bakanı Bozdağ ise, Biz de hata yaptık. Soruşturma veya kovuşturmanın muhatapları farklı olduğunda sesimizi biraz daha gür çıkarmamız lazımdı” açıklamasını yapıyor.

İktidarın başında olan Başbakan, onun danışmanı ve adalet bakanı Ergenekon ve Balyoz vb. davalardaki kumpastan…uydurulmuş delillerden…ayarlanmış yargı…yapılan hatalardan söz ediyorlar.

İktidarda bulunanlar bu sözleri ediyorlarsa ve söyledikleri samimiyse iki şeyi yapmaları gerekirdi. Birincisi derhal ‘kumpas’ sonucu ya da ‘sahte deliller ve ayarlanmış yargı mensuplarıyla’ hapishaneye doldurulan milli ordu mensuplarına ve diğer insanlara karşı yapmaları gerekeni yaparlardı. İkincisi de birileri bu ülkenin ordusuna ve insanlarına kumpas kurarken iktidarda fazlaca “saflık” yaptıklarını ve acizlik gösterdiklerini söyleyerek kamuoyundan özür dileyip istifa etmeleri gerekirdi.

İktidar sahipleri ikisini de yapmadı. Beceriksizlik ve acizliklerini “fazlaca saf” olmalarına bağlayarak var gücüyle yakınmaya devam ettiler. Hala mağdurluk ve mazlumluk edebiyatlarını sürdürüyorlar.

Bu bağlamda Başbakan, ‘bir başbakanın eşiyle ve çocuklarıyla konuşması dinlenir mi?’ diye halka soruyor.

Halkın içinden birisi de çıkıp Ey Başbakan! Siz iktidar değil misiniz, bütün bunlar olup biterken sizin eliniz armut mu topluyor? diye sormuyor. Ülkenin Başbakanı iktidarın gösterdiği zafiyetin hesabını verecek yerde bir de dönüp geniş kalabalıklara beni ve cumhurbaşkanını dinliyorlar diye yakınıyor. Ellerinden yakınmaktan ve şikâyet etmekten başka bir şey gelmeyen çaresiz bir ekip görüntüsü veriyorlar.

 

 

Fas’tan televizyonlara müdahil olarak yayın kestiren, Yaşar Nuri Öztürk’ün programına müdahale ederek programı sonlandıran, gazetelerin manşetlerine müdahale eden, iş adamlarına salma sararak 630 milyon doları toplayan birisinin kumpasçılar karşısında çaresiz duruma düşmüş olması kabul edilebilir mi?

Erdoğan Sonunda Obama’yı da Devreye Soktu!

İşin vahimi de Erdoğan’ın, yakınmayı ABD Başkanı Obama'ya kadar ulaştırmasıydı. Erdoğan Obama’ya, "İçişlerimize karışan o zat sizin ülkenizde misafir. Oradan buraya müdahale ediyor" dediğini açıklamasıdır. Obama'nın da "mesaj alınmıştır" dediği medyaya yansımıştır.

Cumhuriyet tarihinin en ilginç iktidarı ile Türkiye karşı karşıyadır. İktidar yetkilileri “merdi kıpti şecaat arz ederken sirkatini söylermiş” sözüne uygun biçimde paralel yapıdan yakınırken gerçekte kendi beceriksizliğini itiraf etmektedir. İktidar yetkilileri başta başbakan olmak üzere kendi güvenliklerini dahi sağlayamadıklarını, on iki yıldır iş başında olmalarına karşın hala gerçekte iktidar olamadıklarından söz etmekte, itiraf etmektedir. On iki yılının dokuz yılında her şeyi “darbecilere” bağlayan, son üç yılında ise olanın bitenin “paralel yapı” tarafından organize edildiğini söyler hale gelmişlerdir.

Gündelik olayların peşinden giden, stratejik hiçbir öngörüsü çıkmayan, güncelin peşine takılmadan geleceği düşünemeyen bir zihniyet Türkiye’yi rehin almış durumdadır. Özel Yetkili Mahkemeleri kuran da ondan yakınan da iktidarın kendisidir. Özel Yetkili Mahkemelere her türlü yetkiyi veren de bu yetkinin iktidara karşı kullanılmasından şikayet eden de Tayyip Erdoğan’ın kendisidir. Eski Genelkurmay Başkanının terör örgütü mensubu olarak suçlanarak içeri atılmasını seyreden de bunun doğru olmadığını söyleyen de iktidar mensuplarıdır. “Paralel” dedikleri yapıya “ne istediniz de vermedik” diyen de onu günah keçisi ilan eden de iktidarın kendisidir.


Prof. Dr.Özcan Yeniçeri MHP Ankara Milletvekili

Son Güncelleme: 27.02.2014 23:55
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner333

banner329

banner309

 
Haber 29 Gazetesi
Herkese Açık grup · 9.162 üye
Gruba Katıl
Haber29.NET Facebook Grubumuza Katılın