29 Ocak 2014 Çarşamba 16:09
Medeniyetler Yolu üzerinde Gümüşhane
banner305

 Bir açık hava müzesi görünümünde olan Gümüşhane, tarihî İpek Yolu’nun Trabzon’la Doğu Anadolu’nun birbirine bağlandığı noktada bulunmaktadır. Öte yandan, eskiden Tebriz üzerinden Erzurum’a gelenler Gümüşhane üzerinden Trabzon’a ulaşmaktaydı. Gümüşhane bu mühim ticaret yolunun hassas noktasında yer almaktaydı. Bu konumundan dolayı Gümüşhane uzun yıllar önemini hep korumuştur.

 Gümüşhane ve çevresi içerisinde bulunan yollarla ilgili bilgileri sunan Ksenophan’ın belirttiği gibi Onbinlerin bugün kullanılmakta olan Gümüşhane kent merkezinin bulunduğu güzergâhı kullanmadan ilimiz Yağmurdere bölgesi üzerinden Karadeniz’e ulaşan yol’un en önemli geçiş güzergâhı üzerindedir. Roma döneminde Kuzeydoğuda oluşturulan Satala merkezli Roma sınır güzergâhı yıllarca önemini yitirmemiş, 12-14 yüzyıllarda özellikle Çin ve İran’dan gelen ticari mallar Trabzon limanına ulaştırılmıştır.  Osmanlı döneminde önemli bir kervan yolu olarak kullanılan bu güzergâhta Roma yolları, köprüleri, kaleleri ve kaldırım taşlarından oluşan Roma döşemelerinin kalıntıları ile Osmanlı köprüleri ve hanları rahatlıkla izlenebilmektedir. Bu eserlerin, Gümüşhane’nin tarih öncesi önemli olaylara ev sahipliği yaptığının birer işaretidir. Binlerce yıllık tarihinde pek çok medeniyete ev sahipliği yapan Gümüşhane tarihi ve arkeolojik varlığının tanıtımı kapsamında “Medeniyetler Yolu Gümüşhane” projesi ile Süleymaniye, Santa, Krom Şehri, Satala kentlerinin tanıtımının yanı sıra, Karaca Mağarası, Cami Boğazı Yaylası, Çakırgöl Turizm Merkezi, Taş Köprü Yaylası, Sarıçiçek Köy Odaları, Yağmurdere Taş Köprü güzergâhlarının da tanıtımı yapılacak.

 Hemen her yerinde bir antik kent kalıntısı bulunan Gümüşhane de yaşam, tarihi eserlerle iç içe sürüyor. Bu proje ile Gümüşhane ulusal ve uluslararası alanda kendinden daha fazla söz ettirecektir. Önümüzdeki yıl Doğu Karadeniz Bölgesine gelen ziyaretçilerin Gümüşhane ye olan ilgisini daha çok artacaktır.

 

SATALA ANTİK KENTİ;

 

Kelkit ilçesinin 17 km güneydoğusunda bulunan 120 hanelik Sadak köyü, yükseltilerin doğu eteğinde kurulmuştur. Sadak Köyü’nün Antik Çağ’daki Satala ismini taşıyan önemli bir yerleşim olduğuna ilişkin kanıtlar bulunmaktadır.

Sadak köyünde bulunan bazı tuğla parçaları üzerinde XV. Legio Apolilinares’in arması okunmuştur. Arma bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndedir. Bu parça, buranın XV. Legio Apolilinares’in komutasındaki askeri bir yerleşke olan Antik Satala olduğuna ilişkin ilk önemli işaretlerden biridir. Satala’nın, Roma İmparatorluğu’nun doğudaki en önemli askerî yerleşkesi olduğu bilinmektedir. Askeri bir yerleşke olmasına karşın, buluntular burada medeniyetin bir hayli gelişmiş olduğunu düşündürmektedir.

Satala Küçük Asya’nın nehir boylarını ve dağlık kesimlerini aşarak denize uzanan önemli ticaret ve askeri yolların yaşamsal önemde bir parçasıdır. İmparator Domitianus (MS 81–96) ve Nerva (MS 96–98) zamanında, Kapadokya Krallığı döneminde bu yolların önemi giderek artmıştır. Doğu yollarından biri, XV. Legion’un komuta ettiği Satala’dan,  Melitene’ye (Eski Malatya. Burası da Roma askeri yerleşkelerinden biridir), oradan Samosata’ya, (Adıyaman/ Samsat)  ve Suriye’ye varmaktadır. Justinianos’un ölümünden sonra şehir önemini kaybetmiştir. Heraklios zamanında Persler tarafından alınan şehir İslam akınlarıyla iyice harap olmuş, Ortaçağ tarihçileri ismini bile saptamakta güçlük çekmiştir.Bugün Sadak’ta bulunan harabeler, amfi-tiyatro şeklinde yükselen bir dağın eteğindedir. Kalenin Pers tehlikesine karşı İmparator Justinianos tarafından onarıldığı düşünülmektedir.

Satala Antik Kenti’ne ait olan ve çeşitli müzelerde sergilenen eserler şunlardır:

İstanbul Arkeoloji Müzesi;Kandil (Toprak) 2 adet,Yüzük taşları XV. Legio Apollinares’in arması,Kulplu testi,Armalı kemer tokası,Madeni parçalar

Londra British Museum;Phidias ünlü heykeli bronzdan Afrodit büstü

Satala, Artemis ya da Afrodit kültü olarak adlandırılan, bir Tanrıçanın etki alanındadır.Söz konusu olan tanrıça büstünün, ince çekiciliği hakkında Newton, 10 Nisan 1873 tarihli Times’da bir mektubunda bahseder. O zamanlar eser, Alessandro Castellani’ye aittir. Newton’a göre bu baş, “Phidias devrinde (dünyanın 7. harikası sayılan Zeus heykelini yapan heykeltıraş) Grek bronz sanatının tek örneğidir.” Saçlar bir bant ile sıkıştırılmıştır. Bandın üzerinde altından olduğu sanılan süslemelerin izi ayrımsamaktadır. İki bukle alna düşmüştür. Gözler oldukça iri ve bakanı bakılan kılacak gibi karşıya bakmaktadır. Burun keskin belirginliktedir. Dudaklar hafifçe aralık, fakat ciddi, çene enerjiktir. Böylece burada özgün bir çalışma ortaya konulduğu görülmektedir. Ayrıca Trabzon ve Erzurum müzelerinde Sadak’tan çıkarılan mezar taşları, mezar stelleri, sütun başlıkları, lahit kapakları sergilenmektedir.

 ONBİNLERİN DÖNÜŞÜ

        

 M.Ö 430 yılında doğan ve yaklaşık M.Ö 355 yılı civarında öldüğü kabul edilen, Yunanlı tarih yazarı Ksenophon’un Anabasis (Onbinlerin Dönüşü) adlı eseri, MÖ 401 yılı dolaylarında Pers kralı Artakserkses’in kardeşi Kyros’un, krallığı ele geçirmek amacıyla ağabeyine karşı başlattığı savaşa katılarak paralı Yunan askerlerinden oluşan ordu ile yaptığı uzun ve zorlu yolculuktan derlediği notlarının üzerine kurulu bir eserdir. Anabasis’te ordunun izlediği yol, batıda Lydia Bölgesi’ndeki Sardes’ten başlamış, Mezopotamya’daki Kunaksa’ya kadar ulaşmıştır. Kunaksa’da nihayet Artakserkses ve askerlerine saldıran Kyros ve ordusunun ulaşmak üzere oldukları zaferleri, Kyros’un savaş sırasında aldığı bir mızrak darbesi yüzünden ölmesi ile yerini büyük bir umutsuzluğa bırakır. Ordu önce başsız kalır, sonra da anlaşma süsü verilerek kurulan tuzakla ordunun komutanları kralın askerleri tarafından öldürülür. Geldikleri yoldan da dönebilmeleri mümkün olmayan ve bu nedenle de anayurtları Yunanistan’a nasıl geri dönebileceklerini de bilemeyen kalabalık ordu, çok yabancı oldukları doğu topraklarında öylece kalakalır. Anayurtlarına geri dönebilmeleri için ilkin orduyu komuta edecek birine ihtiyaç duyarlar. Böylece Ksenophon bir anda başsız kalan kalabalık ordunun komutanlık vazifesini üstlenmek durumunda kalır. Edebi kimliğinin yanı sıra on binlerle ifade edilen ordunun Kunaksa’dan anayurtları Yunanistan’a dönüşü boyunca savaşmak zorunda kaldığı halklara karşı yaptığı stratejik hamleleri ile bir komutan olarak da kendisini kanıtlar. Anayurtlarına geri dönebilmenin en makul yolu deniz kıyısına varabilmek ve deniz yolu ile yolculuklarına devam etmek olan ordunun Pontus Eukseinos’a (Karadeniz) ulaşma istekleri, onları Kunaksa’dan Trapezos’a (Trabzon) sürükler. Ksenophon komutasındaki ordu, bugünkü Erzurum-Gümüşhane hattını kullanarak, Thekes Dağı’nı (Zigana Dağını) aşar ve Trapezos’a varır.

Trapezos’ta ordunun bir kısmı deniz yoluyla ilerlerken, geride kalanlar karadan devam ederler. On binlerin bölge boyunca karşılaştıkları yaşayış, gelenek ve görenekleri, savaş teknikleri ve bölgenin tarihi coğrafyası Ksenophon’un kaleminden o dönemin Karadeniz Bölgesi’ne ışık tutar.

 SANTA HARABELERİ;

 Bugün Gümüşhane ili sınırları içinde yer alan, bir tarih ve medeniyet hazinesi, güneşin aydınlattığı yamaçlarda, “Saklı Kent” olarak adlandırabileceğimiz Santa’ya ( Dumanlı Köyü) Gümüşhane’den geçerek 2200 m. Yükseklikte Kostan dağını aştıktan sonra Yağmur dere, üzerinden Taşköprü yaylasına üzerinden yol alıp, ulaşabilir. 

2140 metre yükseklikte Sessiz ve huzurlu bir ortamda,  tabiatla baş başa, kır çiçekleriyle bezenmiş,Santa Gümüşhane’ye yaklaşık 75 km mesafede bu  kenti vadilerle birbirinden ayırmış 3 ayrı yamaçta yer alıyor. Küçük bir kentin, 3 ayrı mahallesi gibi.

Bölgenin ilk olarak ne zaman iskân edildiği bilinmiyor. Orta Çağ’da var oluşu bilinen kentin, 17.yüzyılda nüfusunun arttığı biliniyor. Etrafı Ziyaret ve Karakaban dağları, Zincirli ve Uzun sırt, Deveboynu tepesi gibi 2400 metrenin üzerinde yükseltilerle kuşatılmış olan bölgenin girişe elverişli olan yeri Taşköprü yaylası ve vadinin kuzey kısmıdır.Yörenin doğal halinin korunaklı olması yerleşimin temel nedenini oluşturmuştur. Birbirini kuş bakışı çok net bir şekilde görebilen 3 ayrı yamaç üzerine kurulmuş olan Santa’da mahalle olarak 7 yerleşme bulunmaktadır. Eski isimleriyle Piştoflu, Binatlı, İhsanlı, Terzili, Çakallı, Zincanlı ve Zurnacılı, mahallelerinde yaylacılar kalmaktadır.

Bu yerleşim yerlerinde özellikle 18. yüzyılın son yarısında inşa edilen resmi binalar son derece dikkati çekicidir. Günümüzde hala yaylacılar tarafından kullanılan bu binalar, yapılan ilavelere rağmen göz alıcı durumdadırlar. Buradaki yapılar, yerli gri renkli ve yumuşak taşlardan inşa edilmiştir. Santa’da yer alan dini yapılar, Piştoflu, İhsanlı, Binatlı, Çingıllı, Goballı, Terzili, Zurnacılı gibi mahallelere dağılmıştır. Santa’da tarım ve hayvancılığın yanı sıra, çevrede var olan kurşun ve demir gibi maden ocakları da işletilmiş, hatta demircilik önemli bir sanat kolu haline gelmiştir.

     SÜLEYMANİYE (Eski Gümüşhane)

 Eski Gümüşhane’de M.Ö 2000 başlarında Mezopotamya’daki Asur Devletinin kolonileri aracılığıyla Gümüşhane yöresindeki maden yataklarından çıkarılan bakır, gümüş ve altın madenlerini Asur’a göndermişlerdir. M.Ö 1750-1200 yılları arsında Hitit İmparatorluğu döneminde Azzi ülkesi olarak anılan Gümüşhane’nin önemini sürdürdüğü, gümüş madenlerinin işletildiği, külçe ve çubuk gümüş üretimi yanında çivi yazısı yazmak amacıyla ince levhalar şeklinde de üretildiği bilinmektedir.

Gümüşhane 1071 yılında yapılan Malazgirt Savaşından sonra, Mengüçeklerin kurduğu Erzincan emaretine bağlanmış daha sonra Selçuklu Hükümdarı Süleyman şah döneminde Selçuklu egemenliğine girmiştir. Trabzon’un Fatih Sultan Mehmet tarafından 1461 yılında fethedilmesiyle birlikte Gümüşhane Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Fermanlardan anlaşıldığına göre, 1519-1786 yılları arasında Anadolu’da en önemli maden ocakları Gümüşhane’deydi. Madenlerde çalışmak üzere çevreden gelen halkın yükümlülükleri affedilir, reayadan (Vergiden) ayırt edilerek madencilik hizmetinde kullanılırdı. Madenlerde çalışanlar,” imdad-ı menzil, hazariye ve seferiye, nal ve kaftan baha, öşr-i dem ve diyet” gibi yükümlülüklerden muaftılar. İşlerine valiler ve hâkimler müdahale edemezlerdi. Aralarında ve başkaları ile davaları olduğunda, maden işlerinin geri kalmaması için davaları maden eminleri vasıtasıyla görülür, davalarını halletmek için başka vilayetlere gitmelerine izin verilmezdi. Gümüşhane madenleri Osmanlı devletinin en büyük gelir kaynaklarından birisiydi. Gümüşhane’nin eski adı Deftarhane-i Al-i Osman’da Canca yazılmıştır. Bu devirde Canca’da bir darphane bulunmaktaydı.Bu kadim şehirde Osmanlı Padişahları Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim, III. Murat, I. Ahmet, I.Mahmut adlarına altın ve gümüş para kestirilmiştir. 1894 yılında madencilere sağlanan imtiyazların feshedilmesi sonucu madenciler burayı terk etmiş XIX yüzyıl sonunda ise teknik yetersizlikler nedeniyle ocakların tamamen kapatılmasıyla kent canlılığını yitirmiştir.

Bu yerleşimde geçmişin izlerini taşıyan camiler, minareler, kiliseler, hanlar, köprüler, hamamlar, medreseler gibi 43 tarihi eserin yer aldığı kültürel değerler günümüze kadar gelmiştir. Süleymaniye Mahallesi 2003 yılında Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunca Kentsel ve Doğal Sit alanı, 2010 yılında ise Kültür ve Turizm Bakanlığınca Kış Sporları ve Turizm Merkezi ilan edilmiştir.

 KROM ŞEHRİ;

Gümüşhane'nin Yağlıdere köyü sınırları içerisinde bulunan ve şehir merkezine 33 kilometre mesafedeki Krom Vadisi'nde bir zamanlar 10 bin kişinin yaşadığı rivayet ediliyor. İrili ufaklı 37 manastır ve kilisenin bulunduğu ve tarihi İpek Yolu'nun geçtiği Krom Vadisi'ndeki (Kromni) kiliselerin bazılarının 300 yıllık olduğu tahmin ediliyor.

Bazı uzmanlara göre bölgede bu kadar fazla kilise ve manastır olmasının nedeni olarak, Osmanlı'nın çöküş döneminde bölgede yaşayan azınlıkların propaganda amaçlı çok sayıda manastır ve kilise yaptıkları ifade edilmekte. Öte yandan bölgenin maden açısından da zengin olduğunu ifade eden uzmanlar, bu yüzden bazı kayalıkların rengarenk olduğunu bunun ise Alterasyon Zonu'na işaret ettiğini söylüyorlar.

 

 

 

 

 

Son Güncelleme: 29.01.2014 16:11
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner333

banner309