Geçen yıl Gümüşhane’de vergi rekortmenlerinin ödüllendirildiği bir geceye katılmıştım. Gümüşhane Valimiz Sayın Enver Salihoğlu konuşmasının bir yerinde;
            “Bu şehirde vergi rekortmenini bırakın, dükkân açan hemen her esnafa birer ödül vermek gerekir” demişti. Bu güzel temenniye katılmamak mümkün mü?
            Evet, esnafımız Gümüşhane gibi sosyo-ekonomik yapısı gerilerde olan ve hemen hemen hiçbir kurtuluş hal çaresi bulunmayan bir kentte kepenk açmakla cesaretlerin en büyüğünü gösterdiklerinin bile farkında değiller. Çoğu zaman siftah bile yapamayan Gümüşhaneli esnaf inanın dünde olduğu gibi bugün de kan ağlamaktadır.
            Köse’nin Bayburt’la, Kelkit ve Şiran’ın Erzincan’la, Kürtün’ün Giresun’la, Torul ve Gümüşhane Merkez İlçenin de Trabzon’la ekonomik, kültürel ve sosyal bağlamda hasbıhal ettikleri ayan beyan ortada iken ne dediğimi de umarım anlıyorsunuzdur.
            Peki, nedir bizleri bu illere çeken olgular ve çeldiriciler. Gümüşhane’de (Türkiye’de tek) bir halin olmayışı mı? Esnafın müşteriye, müşterinin esnafa ve sunduğu hizmetlere bakış açısı mı? Yoksa fiyatların fahiş olması ya da sunulan mal ve hizmetlerin kalitesi mi?
Kim bilir belki de hepsini alt alta sıralayabiliriz. Esnaf profilinden, müşteri açısından ve bize sunulan hizmet ve malların kalite ve fiyatından tutun da şehrimizde var olan ya da olmayan hemen her obje bu durumda etkili rol oynamaktadır.
Hatırlarsınız bundan birkaç yıl önce kendini gösteren ve zamanla bu tutum ve davranıştan vazgeçilen Gümüşhane Üniversitesi öğrencilerine bakış açımız ve öğrencilerimizin bu şehre bakış açıları ortada idi. Elbette tasvip etmediğimiz nahoş olaylar Gümüşhanelilerin öğrencilere bakış açılarında etkili olmuşlardır. Malum önyargılarda olunca bunun önünü bir türlü kesemedik. Son derece muhafazakâr ve kapalı bir toplum olan Gümüşhane’yi tanımayan öğrencilerimizin apartman dairelerinde kızlı erkekli vur patlasın çal oynasın türünden hareketleri bizleri de son derece rahatsız etmişti. Ancak ortada bir yangın vardı ve biz de bu yangına su yerine benzinle müdahale etmiştik. Sonuç işte ortada.  
Hafta sonları inanın Trabzon’a saat başı 5–6 araba kaldırılıyor. Gümüşhane tamamen bir hayalet kent hükmünde müşterisini bekleyedursun var olan müşteride çareyi büyük marketlerde arıyorlar. Elbette rekabet kaliteyi kalitede hizmeti getirecektir. Ancak Gümüşhane gibi kendine yetemeyen küçük iller bunu kaldıracak kuvveti bulamamaktadır.
Cumhuriyet Caddesi üzerinde küçücük bir dükkânın kirası bile dudak uçuklatırken ayakta kalmaya çalışan esnafın dükkân sahibi olduğu da unutulmasın. Gümüşhane’de esnafı tek tek sayabileceğim bir ortamda inanın para kazanan çay ocakları ve dört-beş marketten başkası değil.
Peki, bu durumun yok mu bir hal çaresi? Elbette vardır ancak benim havsalam buna müsaade etmiyor. Büyüklerimiz daha iyi bilir diyerek esnafımıza sabır dilemekten başka bir hal çaresi de bulamıyorum.
Yazımın başlığında da vurguladığım gibi; "Bu şehirde yaşamak ve hele de esnaf olabilmek ateşten gömleği giymek" demektir. Son yıllarda tüm hesaplarını gurbetçilerine bağlamış olan Gümüşhane üç-dört iş kolu dışında yine mağdurları oynamaktadır. Bir şehir nasıl olur da tüm ekonomisini sadece pestil ve kömeye endeksleyebilir? Bu nasıl bir hazin durumdur.
Diğer yandan internet üzerinden yapılan ve küçücük bir malı dahi 12 taksite sunan bir alışveriş mekanizması içerisinde Gümüşhaneli esnaf nasıl ayakta kalabilecektir?
O yüzden hemen her gün Gümüşhane’de dükkânlar kepenk kapatmakta, alternatif aramakta ve alternatif ararken yaptıkları tadilat masraflarını dahi karşılayamadan birkaç ay içinde silinip gitmektedirler.
İşte o yüzden bu şehirde vergi rekortmenleri aranmıyor. Gümüşhane’de dükkân açan ve işletebilen her Gümüşhaneli esnaf bence yılın esnafıdır, övgüye layıktır, ödüllere layıktır.