(Müzik Önerisi: Şebnem Ferah – Sil Baştan)
"Dün seni düşüren yollar, bugün yürümeyi öğrendiğin okulundur. Kendine kızmayı bırak. Unutma; taş kırılmadan içindeki elmas, kalbin kırılmadan içindeki insan ortaya çıkmaz."
Okurla Baş Başa: "En Çok Kendine Geç Kaldın"
İlk iki durakta önce kırıklarımızla yüzleştik, sonra o deli koşturmacanın ortasında durup içimizin sesini dinledik. Şimdi ise yolculuğun en cesur, en sarsıcı ama bir o kadar da şefkatli yerine geldik: Onarılmak.
Fark ettin mi sevgili dostum, hayatta en acımasız mahkemeyi kime karşı kuruyoruz biliyor musun? Aynada gördüğümüz o insana, yani kendimize. Başkaları hata yaptığında "İnsandır, olur öyle" diyerek gösterdiğin o sonsuz hoşgörüyü, sıra kendine geldiğinde neden bir giyotine dönüştürüyorsun? Yıllar önce yaptığın bir yanlışı, verdiğin yanlış bir kararı, yanlış bir insana harcadığın o güzelim yılları düşünüp hâlâ kendini nasıl da acımasızca kırbaçlıyorsun...
Seni kıranları, yarı yolda bırakanları affetmekten bahsetmiyorum burada. Onlar kendi hikayelerinin hesabını verecek. Ben senin, kendini affetmenden bahsediyorum.
Kendini suçlayarak geçmişi değiştiremezsin. Geçmişin yükünü sırtında taşımaktan yorulmadın mı? Artık o ağır bavulu peronda bırakma vakti geldi. Şimdi o yorgun kalbinin elinden tut ve onunla barış.
Hikaye: Kırık Saksı ve Kintsugi Felsefesi
Uzak Doğu’da yüzyıllardır aktarılan çok zarif bir felsefe vardır: Kintsugi. Bu felsefeye göre, kırılan bir seramik veya porselen nesne çöpe atılmaz. Aksine, kırılan parçalar altından yapılmış çok değerli bir yapıştırıcıyla tek tek birleştirilir. Amaç, kırığı gizlemek veya onu hiç kırılmamış gibi göstermek değildir; aksine, o kırık hatlarını altınla parlatarak nesnenin yaşanmışlığını, aldığı yaraları görünür kılmaktır. Kintsugi yapılan bir vazo, kırılmadan önceki halinden çok daha benzersiz ve değerlidir.
Şimdi gözünün önüne küçük bir ev balkonu getir. Orada, içinde rengarenk çiçeklerin açtığı, toprağı can kokan bir saksı duruyordu. Bir gün sert bir rüzgar esti ve o saksı büyük bir gürültüyle mermer zemine düşüp paramparça oldu. Toprak etrafa saçıldı, kökler dışarıda kaldı.
Saksının sahibi ne yaptı biliyor musun? Öfkelenip o parçaları çöpe fırlatmadı. Sabırla eğildi, toprağı topladı. Kırılan o saksı parçalarını tek tek bir araya getirdi ve aralarındaki o boşlukları altın sarısı bir harçla doldurarak saksıyı yeniden inşa etti.
Saksı artık eskisi gibi pürüzsüz değildi, üzerinde altın sarısı yara izleri vardı. Ama içine yeniden toprak koyup o çiçeği ektiğinde, saksı eskisinden çok daha güçlü, çok daha göz alıcı duruyordu. Rüzgar bir daha estiğinde, o altınla onarılan yerler kolay kolay kırılmayacaktı.
İşte sen de tam olarak o saksısın. Yaşadığın hayal kırıklıkları, aldığın yaralar, kalbindeki o derin çatlaklar seni değersiz kılmıyor. Seni sen yapan, seni derinleştiren ve ruhuna o benzersiz bilge kokuyu veren şey, işte o altınla onardığın yara izlerindir. Kusurlarınla, kırıklarınla güzelsin. Onları saklamaya çalışma, parlat.
Hayatın Satır Araları
İçindeki o suçluluk duygusu ne zaman son bulacak bilir misin? Kendine sil baştan başlama şansı verdiğin an. Şebnem Ferah’ın o her dinlediğimizde içimizi titreten, ruhumuzu ayağa kaldıran dizelerini hatırla:
"Sil baştan başlamak gerek bazen
Hayatı sıfırlamak
Sil baştan sevmek gerek bazen
Her şeyi unutmak"
Bu sözler, hayata karşı verilmiş en asil sözleşmedir. "Her şeyi unutmak" derken geçmişi hafızandan silmekten bahsetmez şarkı; geçmişin sendeki o yıkıcı etkisini, canını yakan o suçluluk duygusunu unutmaktan bahreder. Sayfayı çeviremiyorsan, defteri kapatıp yeni bir defter açacaksın. Hayatını sıfırlamak bir yenilgi değil, kendine verdiğin en büyük hediyedir. Bugün senin miladın olsun. Sil baştan başla.
Hata yapmak, yürümenin kuralıdır. Düşmeyen bir çocuk yürümeyi öğrenebilir mi? Sen de ruhsal yolculuğunda düşe kalka büyüyeceksin. Geçmişteki "cahilliğine" kızma; eğer o gün o hatayı yapmasaydın, bugün bu satırları bu kadar derinden anlayacak o bilge dosta dönüşemezdin. Geçmişteki kendine teşekkür et ve onu özgür bırak.
Kendini onarmak, bencil olmak demek değildir. Kendini onarmak; başkalarına harcadığın o şefkati, artık hayatta kalabilmek için kendine de harcamaya karar vermendir. Sen iyi olmazsan, sevdiğin hiç kimseye bir faydan dokunamaz.
Bu Bölümün İlacı: "Aynadaki Dostla Helalleşme"
Bu bölümü bitirirken, mümkünse bir aynanın karşısına geçmeni istiyorum. Eğer ayna yoksa, gözlerini kapat ve zihnindeki o en yalın halini karşına al. Kendinin gözlerinin içine bak.
Ve bugüne kadar kendinden esirgediğin o cümleleri fısılda:
"Seni çok yordum, biliyorum. Başkalarını mutlu etmek için en çok seni kırdım. Yanlış kararların faturasını hep sana kestim. Ama bugün hepsi bitti. Seni olduğun gibi, hatalarınla, günahlarınla ve kırıklarınla kabul ediyorum. Geçmişte bıraktığımız her şey için seninle helalleşiyorum. Seni affediyorum. Sen benim bu dünyadaki en sadık yoldaşımsın."
Şimdi göğsündeki o ağırlığın yavaşça hafiflediğini hisset. Kırıklarını altınla doldurdun, artık eskisinden daha güçlüsün.
Derin bir nefes al... Yüzündeki o huzurlu tebessümle sayfayı çevir. Çünkü bir sonraki bölümde, bu güçle ayağa kalkmayı ve dünyaya meydan okumayı, yani "Cüret Etmeyi" konuşacağız. Şarkımızı değiştiriyoruz!