Hükümet politikalarını eleştirmek ve yanlışlarını kamuoyuna sunmak cidden en zor mesele. Seksenli ve doksanlı yıllardaki aşırı dinci diye adlandırıp onları takiyeci ve irticacı diye çağıranlara karşı ses çıkaramama durumun benzeri şimdilerde yaşıyoruz. Tek fark var var taraflar makamları değişti birileri koltuğu bırakıp sokaklara indi diğer taraf ise makam ve mevki sahibi olup sokakları unuttu. Bu örneği iki zaman arasındaki mukayeseyi ve karşı tarafların empatik bir bağlantı kurmaları açısından iyi bir benzetme olduğunu düşünüyorum.


Milli eğitim bakanlığımız 19 Dokuz mayıs Gençlik ve Spor Bayram`ının her okulun kutlamasına gerek yok denildi. Liselerde ki öğrencilerin stadyumlardaki gösterilerine son verildi. Aslında son verilen şey liseli gençlerin bu iki yada üç saatlik gösteriler için eğitim döneminin iki aylık diliminde günün belli saatlerini bu gösterileri hazırlama için çalışmaları yapması ve derslerden uzak kalması. Gerekçe olarak bakanlıktan yapılan açıklama. Bu iki aylık süre zarfında öğrenciler derslerden uzak kalıyor. Gerekçe en az alınan karar kadar komik ve bir o kadar da tatminkarsız bir açıklama. Akla ilk gelen şey milli eğitim bakanlığının eğitim anlayışının dört duvar arasında anlatılan ve öğrencilerin gelecekte hiçbir işime yaramayacak kaygısıyla dinledikleri derslerden ibaret olduğu mu ? Yoksa bir ideoloji savaşı mı bir öç alma hamlesi mi ? Benim düşüncem bu kadar bilinçsizce insanların bir araya toplanıp milli eğitim bakanlığını oluşturamayacağına göre bu bir ideoloji savaşı, bu bir geçmişin intikamı.


Hükümet sözcüsü sayın Hüseyin Çelik bir televizyon programında Geçliğe Hitabe ve Andımız tartışmaya açılsın diyor. Ve ardından kurtarıcı ve kurucu liderimiz MUSTAFA KEMAL ATATÜRK`ü koruma yasasının ise kaldırılması gerektiğini ön görüyor. Peki ATATÜRK `ü koruma kanunun kime ve hangi ideolojilere bir zararı kimin maddi çıkarlarına ters. Sadece birilerinin ideolojisine ters olabilir. Onlarda zaten kurucumuza, kurtarıcımıza saygısı olmadığı gibi aynı zamanda çeşitli cemiyetlerde bunu dile getiriyorlar her ne kadar basından ve kamuoyundan saklamış olsalar da bu çeşitli yöntemlerle internet sayfalarına düşüyor. Ve Hüseyin Çelik açıklamasının devamında vatandaşın ilgisini ve desteğini çekmek adına hemen benzetmeyi yapıştırıyor. Nerden buldu bu bağlantıyı hala muallâktayım ama basit bir içler dışlar çarpımından din sömürüsü çıkıyor. Hesap makinem yok yanımda beklide sonuç bu değildir. İsterseniz bir sağlamasını yapın. Sayın Çelik diyor ki : “Geçliğe Hitabe ayet değil diyor .” ve akabinde “Peygamberi koruma kanunu diye bir şey yok neden Atatürk`ü koruma kanunu diye bir şey olsun.”


Sayın okur bu eğitimi düşünme değil , bu milleti özgürleştirmek hiç değil. Bu tamamen ideoloji savaşı , bu geçmişin intikamı. Ama ön göremedikleri bu geçmişinde bir geçmişliği ve bugünde bir gün geçmiş olmuş olacağı. Bu ideoloji savaşında mağlup yada namaglup yok çünkü bugünün galipleri geçmişin mağlupları değimliydi. Bunlar bir savaş halindeyken zararı kendileri vermiyor. Zararın faturasını ise taraf tutmayanlara kesiliyor bu bazen maddi bazen ise manevi olarak. Ama zarar kesinlikle tarafsızlara kesiliyor. Hatıratımızda unutulmazlar arsında yer alan “Taraf olmayan bertaraf olur” sözü sayın başbakan değiştirerek bu son haliyle zihinlerimize kazıdı. Sözün orjinali “Bitaraf olan bertaraf olur.”