Gümüşhane’nin bir dönem sözlü kültür hafızasında derin izler bırakan ancak şiirlerinin büyük kısmı zamana yenik düşerek kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kalan cezbe sahibi halk şairi Kabaköylü Ummani Baba (Sabri Şenel), edebiyat dünyasına yeniden kazandırıldı. Şehrin yerel tarihini ve kültür varlıklarını titizlikle kayda geçiren araştırmacı-yazar Talat Ülker’in kaleme aldığı “Kabaköylü Ummani Baba - Meczup Bir Hak Şairinin Terekesi” başlıklı çalışma, Taş Medrese Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Eser, yalnızca genç yaşta vefat eden bir halk şairinin hazin yaşam öyküsünü değil; aynı zamanda Gümüşhane, Şiran ve Kelkit üçgenindeki köy odası geleneğini, irşad sohbetlerini ve kayıp bir şiir defterinin izini süren çarpıcı bir araştırma sürecini gözler önüne seriyor.
İnziya, Trajedi ve Manevi Bir Uyanışın Anatomisi
Kitapta yer alan biyografik verilere göre, asıl adı Sabri Şenel olan Ummani Baba, 1926 yılında Gümüşhane’nin Merkez ilçesine bağlı Kabaköy’de (günümüzde Bahçeli beldesine bağlı bir mahalle) köklü İboğulları ailesinin mensubu olarak dünyaya geldi. İstiklal Harbi gazisi Şükrü Şenel’in ilk evladı olan Sabri, henüz küçük bir çocukken annesini kaybetmesiyle ilk ağır ruhsal travmasını yaşadı. Annesinin vefatının ardından derin bir iç kabuğa çekilen Şenel, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını akranlarından uzak, tamamen yalnızlık içinde geçirdi. Yörede anlatılanlara göre gecelerini Gavres Deresi mevkisinde yer alan yaşlı bir dut ağacının kovuğunda geçiren şair, 17 yaşına geldiğinde gördüğü manevi bir rüya tecrübesinin ardından deyişler söylemeye başladı.
Ruh dünyasındaki bu hızlı değişim ve sergilediği cezbe hali önceleri çevresi tarafından tam olarak anlaşılamasa da zamanla köylüleri ve çevre belde sakinleri tarafından "Allah dostu" bir meczup ve Hak şairi olarak kabul gördü. 1941 yılında henüz 15 yaşındayken köyünden bir kızla hayatını birleştiren Şenel, 1946 yılında askerlik vazifesini yerine getirmek üzere jandarma er olarak Zonguldak’a gitti. Askerlik süreci, hayatının en kırılgan ve trajik noktalarından birine sahne oldu.
Asker ocakta gelen acı haber ve gurbet yılları
Zonguldak’ta vatani görevini sürdürdüğü esnada eşinin vefat haberini alan Şenel’in bu acıyı babasından önce hissettiği ve durumun kendisine hissettirilmeden malum olduğu anlatılara yansıdı. Eşinin vefatının ardından dünyevi bağlarını neredeyse tamamen koparan Ummani Baba, 1948’de askerliğini tamamlayıp memleketine döndüğünde doğduğu topraklara sığamayarak kendini yollara vurdu.
Kendi iç dünyasına çekilerek Şiran köylerini, Uluşiran’ı (Erenkaya) ve Kelkit beldelerini adım adım dolaşan şair, özellikle köy odalarında düzenlenen sohbetlerin merkez figürü haline geldi. Günlerce süren sohbetlerde anlattığı dini kıssalar, tasavvufi deyişler ve irşad konuşmalarıyla geniş bir dinleyici kitlesi topladı. Şiran’da Mehmet Bey’in kızı Sabire Hanım ile ikinci evliliğini yapan şairin bu evlilikten dünyaya gelen kız çocuğu da yine küçük yaşta hayatını kaybetti. Hayatı evlat ve eş acılarıyla şekillenen Ummani Baba, manevi iklimini Bayburtlu Ağlar Baba (İrşadi) ve Şeyh-i Şeyranî Hacı Mustafa Rumî gibi bölgenin büyük tasavvuf önderlerinin ekolünden beslenerek inşa etti.
Zamana Yenik Düşen Defter: 100 Sayfadan Kalan 20 Sayfa
Kitabın ve edebiyat tarihinin en dramatik başlıklarından birini ise şaire ait kayıp şiir defteri oluşturuyor. Zihninde oluşturduğu usta işi dörtlükleri kağıda dökme alışkanlığından ziyade güçlü hafızasında tutarak sohbetlerde dile getiren Ummani Baba’nın, hayatının bir döneminde tüm şiirlerini topladığı yaklaşık 100 sayfalık bir defterinin bulunduğu belgelendi. Ancak şairin vefatının ardından bir yakını ya da seveni tarafından incelenmek üzere alınan bu defter kayıplara karıştı.
Yazar Talat Ülker’in yürüttüğü saha araştırmaları ve arşiv taramalarına rağmen defterin aslına ulaşılamadı. Buna karşın, söz konusu defterden geçmiş yıllarda kopyalanmış ve oldukça tahrip olmuş 20 sayfalık bir elyazması metin ele geçirildi. Titiz bir edisyon kritik sürecinden geçirilen bu 20 sayfada; 16 müstakil şiir ile bütünlüğü bozulmuş çeşitli dörtlükler tespit edilerek günümüz harflerine aktarıldı. Ülker, eldeki malzemenin şairin tüm edebi gücünü tam olarak ölçmeye yetmeyeceğini belirtmekle birlikte, mevcut dizelerin bile son derece derin bir tasavvufi imgelem ve usta bir dil yeteneğine işaret ettiğini kaydetti. Şairin kendi hallerini ve manevi makamını ima ettiği şu dörtlük, onun edebi seviyesini özetler nitelikte:
“Beni yığınağına okudu pirler,
İrade buyurdu emir verdiler.
Ummani sakin ol su ver dediler,
Besbelli cennetin sakasıyım ben.”
Kelkit’teki Vedalaşma ve Vasiyet
Ömrünün son döneminde sağlık sorunları giderek ağırlaşan Ummani Baba, tedavi görmek ve dinlenmek amacıyla Kelkit’e geçti. Akrabası Hacı Mahmut Yurtu’ya ait han odasında konaklayan ve dönemin hekimlerinden Dr. Hicabi Karaman tarafından muayene edilen şair, durumunun umutsuz olduğunu anlayınca çevresindeki dostları ve sevenleriyle helalleşerek vedalaştı. 15 Aralık 1955 tarihinde henüz 29 yaşındayken hayata gözlerini yuman şair, vasiyeti üzerine doğduğu Kabaköy’e değil, Kelkit Mezarlığı’na defnedildi.
Talat Ülker’in bu kapsamlı araştırması, sadece biyografik bir döküm sunmakla kalmayıp; Gümüşhane, Kelkit ve Şiran hattındaki sözlü kültür birikimini, geleneksel köy odası sohbetlerini ve kuşaktan kuşağa aktarılan menkıbe literatürünü kayıt altına alması bakımından bölgesel halk bilimi çalışmaları için kaynak bir eser niteliği taşıyor. Eserin son bölümünde ise Ummani Baba’dan günümüze ulaşabilen “Dost Yolu”, “Cennet Sakası”, “Muhabbet Bağı”, “Aşkın Ateşi” ve “Yunus’a Nazire” gibi 26 farklı başlık altındaki şiir ve dörtlük metinleri yer alıyor.





