Gümüşhane Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serkan Öztürk, Tokat Erbaa’da meydana gelen 5,6 büyüklüğündeki depremi sismik verilerle değerlendirdi. Öztürk, sarsıntının Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın (KAFZ) Niksar segmentindeki hareketliliğe dikkat çektiğini ve büyük bir riskin habercisi olabileceğini vurguladı.
13 Mart 2026 tarihinde saat 03.35 sularında Tokat’ın Erbaa ilçesini sarsan 5,6 büyüklüğündeki deprem, Türkiye’nin deprem gerçeğini bir kez daha gündeme taşıdı. Gümüşhane Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serkan Öztürk, depremin teknik röntgenini çekerek hayati uyarılarda bulundu.
Sığ Odaklı Sarsıntı: Neden Geniş Bir Alanda Hissedildi?
Kandilli Rasathanesi tarafından yerin 5,6 kilometre derinliğinde kaydedilen deprem, literatürde "sığ odaklı" olarak sınıflandırıldı. Prof. Dr. Öztürk, derinliğin az olmasının yıkıcı gücü ve hissedilebilirliği doğrudan artırdığına işaret etti. Bu durum, sarsıntının sadece merkez üssü Tokat’ta değil; Amasya, Samsun, Ordu ve Sivas gibi geniş bir hinterlandda paniğe yol açmasına neden oldu.
Niksar Kolunda Kritik Hareketlilik
Depremin lokasyonunu stratejik açıdan değerlendiren Prof. Dr. Öztürk, şu teknik saptamalarda bulundu:
"Sarsıntı, Kuzey Anadolu Fay Zonunun en riskli damarlarından biri olan Niksar koluna çok yakın bir segmentte patlak verdi. Fayın sağ yönlü doğrultu atımlı karakteri, bölgenin ana sismik mekanizmasıyla tam bir uyum içinde. Bu durum, hattaki stres birikiminin ciddiyetini kanıtlıyor."
1942 Erbaa Felaketi Yeniden Gündemde
Tokat’ın Türkiye Deprem Tehlike Haritası’nda birinci derece riskli alanda yer aldığını anımsatan Öztürk, bölgenin karanlık tarihine dikkat çekti. 1942 yılında yaşanan ve 3 binden fazla can alan 7,0 büyüklüğündeki büyük Erbaa depremini hatırlatan bilim insanı, 13 Mart sarsıntısının büyük bir enerji boşalmasının "öncü habercisi" olma ihtimaline karşı uyardı.
Artçılar ve Yapı Stoğu Uyarısı
Ana şokun ardından geçen kısa sürede 100’den fazla artçının kaydedilmesi, bölgedeki hareketliliğin sürdüğünü gösteriyor. Prof. Dr. Öztürk, artçıların 4,5 büyüklüğüne kadar çıkabileceğini belirterek, özellikle yapı stoğu zayıf olan binalardan uzak durulması gerektiğinin altını çizdi.
"Kriz Değil, Risk Yönetimine Geçmeliyiz"
Türkiye'nin %66’sının yüksek deprem riski altında olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Öztürk, afet sonrası müdahaleden ziyade afet öncesi hazırlığa odaklanılması gerektiğini belirtti.
Bilimsel Veriler Işığında 3 Temel Çözüm Önerisi:
Çok Disiplinli Denetim: Zemin etütleri; jeofizik, jeoloji ve jeoteknik mühendislerinin ortak imzasıyla gerçekleştirilmelidir.
Modern Mühendislik: Yapılaşma, mevcut sismik yönetmeliklerin ötesinde, bölgeye özel bilimsel standartlarla yürütülmelidir.
Finansal Güvence: Bireysel önlem olarak Zorunlu Deprem Sigortası (DASK) hiçbir bina için ihmal edilmemelidir.





