Gümüşhane Kültür ve Sanat Derneği (GÜKSAD) ile Gümüşhane Çevre Yaşama Platformu (GÜMÇEV) iş birliğiyle düzenlenen "Vahşi Madencilik Farkındalık Paneli", Gümüşhane Üniversitesi Mustafa Çalık Kongre Merkezi, Karaca Salonda gerçekleştirildi. Kentte artan madencilik faaliyetlerinin hukuki, çevresel, toplumsal ve tarihi boyutlarının ele alındığı panelde, uzmanlar, akademisyenler ve sivil toplum temsilcileri vahşi madenciliğin bölgeye verdiği zararları verilerle ortaya koydu


Gümüşhane’de madencilik faaliyetlerinin çevresel, hukuki, ekonomik ve toplumsal etkileri, “Vahşi Madencilik Gerçeği; Neye ve Neden Karşı Çıkıyoruz?” temasıyla düzenlenen farkındalık panelinde ele alındı.

Gümüşhane Kültür ve Sanat Derneği (GÜKSAD) ile Gümüşhane Çevre ve Kültürel Varlıkları Koruma Platformu (GÜMÇEV) tarafından düzenlenen panel, Gümüşhane Üniversitesi Mustafa Çalık Kongre Merkezi Karaca Salonda gerçekleştirildi.

Eğitimci ve mali müşavir Sabri Şenel’in moderatörlüğünü yaptığı programda mühendis ve çevreci Levent Büyükbozkırlı, Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu, Kürtün Çevre Platformu Başkanı Salim Koca, hukukçu Av. Ali Haydar Dereli ile tarihçi ve çevreci Musa Şahin konuşmacı olarak yer aldı.

Kentte son dönemde yoğunlaşan maden arama ve işletme ruhsatlarının doğaya, su kaynaklarına, tarihi mirasa ve yerel yaşama etkileri kapsamlı şekilde değerlendirildi.

Panele siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Şenel: “Ölçümüz akıl, bilim, hukuk ve demokrasi”

Panelin moderatörlüğünü üstlenen eğitimci ve mali müşavir Sabri Şenel, açılış konuşmasında Gümüşhane’nin madencilik faaliyetleri bakımından Türkiye’nin öncelikli şehirlerinden biri olduğunu söyledi

TEMA Vakfının Gümüşhane için açıkladığı yüzde 93’lük ruhsatlılık oranına dikkat çeken Şenel, Gümüşhane’de ve şehir dışında yaşayan bütün hemşehrilerin konuyu gündemlerine alması gerektiğini belirtti.

Şenel, “Bu şehrin havasını soluyan, suyunu içen ve ekmeğini yiyen insanlarımızın bu meseleyi gündemlerine almaları gerekiyor. Bizim ölçümüz akıl, bilim, hukuk ve demokrasidir. Madenciliği bütün boyutlarıyla, alanında uzman arkadaşlarımızla birlikte masaya yatıracağız. Gümüşhane’nin bu konuda yeterli bilince sahip olması gerekiyor” dedi.

Gümüşhane’de gerçekleştirilen programın aynı konudaki ikinci panel olduğunu aktaran Şenel, ilk toplantının İstanbul’un Kartal ilçesinde düzenlendiğini bildirdi.

“Bu panel bir başlangıç”

Farkındalık çalışmalarını ilçe ve köylere taşımayı amaçladıklarını dile getiren Şenel, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu panel bir başlangıçtır. Çalışmanın giderek büyüyeceğine inanıyorum. Gümüşhane; Kuşakkaya, Zigana ve Vauk gibi zirvelerin, aynı zamanda önemli şahsiyetlerin şehridir. Yeter ki insanlarımız inansın. Bilimsel gerçekleri toplumumuzla buluşturmak ve bu meselenin tarafı olmak zorundayız.”

Madencilik konusunda popülist veya siyasi bir yaklaşım benimsemediklerini vurgulayan Şenel, mücadelenin hukuk ve demokrasi sınırları içerisinde yürütülmesi gerektiğini belirtti.

Şenel, “Köylerimizin karşı karşıya bulunduğu tehlikeleri doğru biçimde anlamalı ve meseleye hukuk içerisinde sahip çıkmalıyız. Dünyada madencilik yapan ülkeler ve uluslararası standartlar var. Bizim de hukukumuz var. Bilgimizi ve bilincimizi artırarak köy köy, ilçe ilçe bu topraklara sahip çıkacağız” ifadelerini kullandı.

Av. Ali Haydar Dereli: "Çevre Hakkı Anayasal Ve Vazgeçilmez Bir Haktır"

Av. Ali Haydar Dereli, “Çevre hukukumuz, devletin ve kamunun hak ve görevleri, Gümüşhane’deki maden davaları” konusu üzerinden katılımcıları bilgilendirdi.

Anayasa’nın sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını güvence altına aldığını hatırlatan Dereli, çevre hukukunda önleme, ihtiyat, katılım ve kirletenin sorumluluğu ilkelerine dikkat çekti.

Dereli, Çevresel Etki Değerlendirmesi süreçlerinde yöre halkının bilgilendirilmesi ve görüşlerinin alınmasının önem taşıdığını belirterek vatandaşların proje dosyalarını incelemesi, toplantılara katılması ve hukuki haklarını zamanında kullanması gerektiğini söyledi.

Çevre Kanunu ve Anayasa'nın ilgili maddelerine dikkati çekerek sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının devredilemez olduğunu belirten Dereli, "Anayasa'mıza göre herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevre hukukunun en temel amacı sürdürülebilir bir yaşam sağlamaktır. Doğal kaynaklarımızı korumak ve gelecek nesillere aktarmak zorundayız" dedi.

ÇED raporlarındaki usulsüzlüklere ve halkın katılımı ilkesinin önemine değinen Dereli, "ÇED raporlarında bölgede canlı varlığına rastlanmadığı gibi gerçek dışı beyanlarla karşılaşıyoruz. Halkın katılmadığı ve onay vermediği hiçbir ÇED raporu geçerli sayılamaz. Hukuki mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı.

Levent Büyükbozkırlı: "Gümüşhane'de Maden Ruhsatları Yaşam Alanlarını Kuşattı"

Mühendis ve çevreci Levent Büyükbozkırlı, “Vahşi madencilik nedir? Türkiye’de ve Gümüşhane’deki uygulamalar” başlığı altında değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye geneli ve Gümüşhane özelindeki maden ruhsatı verilerini haritalar eşliğinde sunarak kontrolsüz madenciliğin ekolojik yıkımlara yol açtığını kaydeden Büyükbozkırlı, "Vahşi madencilik yüksek hacimli kazıların yapıldığı, atıkların doğaya bırakıldığı ve kamu yararından ziyade şirket karlarının gözetildiği bir sistemdir. Gümüşhane'de yüzlerce hektarlık alan maden ruhsatlarıyla kuşatılmış durumdadır. Köylerimiz, ormanlarımız ve su kaynaklarımız bu ruhsat alanlarının içerisinde kalmaktadır" değerlendirmesinde bulundu.

Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu: "Ormanlarımız Ve Su Kulelerimiz Tehlike Altında"

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu, “Sömürge madenciliği gerçeği ve kime; devlete, firmalara, halka ne kazandırıyor?” başlıklı sunumunda madenciliğin ekonomik, ekolojik ve toplumsal maliyetlerini değerlendirdi, madencilik faaliyetlerinin iklim krizi ve su varlıkları üzerindeki tahribatına vurgu yaptı.

“Sömürge madenciliği kime ne kazandırıyor?”

Kurdoğlu, Gümüşhane’nin yüksek dağları, ormanları ve su kaynaklarıyla korunması gereken özel bir coğrafyaya sahip olduğunu belirterek madencilik yatırımlarında kamu yararı, çevresel maliyet ve gelecek nesillerin haklarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Madenciliğin istihdama katkısı ile doğaya, su kaynaklarına ve kırsal yaşam alanlarına verdiği zararların aynı tabloda ele alınması gerektiğini kaydeden Kurdoğlu, şirket kazancının tek başına kalkınma ölçütü sayılamayacağını savundu.

Gümüşhane dağlarının bölgenin su kuleleri olduğunu hatırlatan Kurdoğlu, "İklim değişikliğiyle mücadele ettiğimiz bu dönemde orman örtümüzü ve su kaynaklarımızı korumak hayati önem taşımaktadır. Vahşi madencilik sadece toprağı değil, su rejimini ve ekosistemi de yok etmektedir. Doğu Karadeniz'in eşsiz endemik çeşitliliği ve geleceğimiz maden projeleri uğruna riske atılamaz" diye konuştu.

Musa Şahin: "Kültürel Ve Tarihi Mirasımızı Koruyacağız"

Tarihçi ve çevreci Musa Şahin, “Vahşi madenciliğin kültürel varlıklarımıza, doğamıza, habitat ve hayvanlarımıza etkileri” başlığı altında saha deneyimlerini aktardı.

Kendi köylerinde karşılaştıkları bir maden projesine karşı dilekçeler, bilimsel çalışmalar ve hukuki yollarla mücadele ettiklerini anlatan Şahin, “Bu bizim kendi mücadelemiz değil, çocuklarımızın mücadelesidir. Bu mücadeleyi vermek zorundayız” dedi.

Şahin, madencilik faaliyetlerinin yalnızca doğal yapıyı değil, fosil alanlarını, arkeolojik değerleri ve kültürel mirası da etkileyebileceğini ifade etti, Gümüşhane’nin sahip olduğu jeolojik ve tarihî değerlerin turizm, tarım ve hayvancılık gibi alternatiflerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

Gümüşhane dağlarında önemli fosil sahaları ve tarihi yapılar bulunduğunu belirten Şahin, "Köyümüzde yürüttüğümüz bilimsel ve hukuki çalışmalar neticesinde maden faaliyetlerini durdurmayı başardık. Bölgemizde zengin fosil yatakları ve arkeolojik sit alanları mevcuttur. Biz bu toprakları korumak, açık hava fosil müzeleri ve turizm alternatifleriyle kentin potansiyelini ortaya çıkarmak zorundayız" diye konuştu.

Salim Koca’dan ilçelerde panel çağrısı

Kürtün Çevre Platformu Başkanı Salim Koca ise “Gümüşhane’de vahşi madenciliğin etkileri ve çevre mücadeleleri” konusunda konuştu.

Kürtün’deki köylerin, ormanların, meraların ve su kaynaklarının maden sahalarıyla çevrelendiğini savunan Koca, madencilik projelerine karşı yürütülen çalışmalarda toplumsal bilincin önemine işaret etti.

Koca, “Toplumu aydınlatmadan başarıya ulaşmak söz konusu olamaz. Bu toplantıları ilçelerde ve mümkünse büyük köylerde de yapmalıyız” ifadelerini kullandı.

Köy veya ilçe ayrımı yapılmadan ortak hareket edilmesi gerektiğini belirten Koca, madencilik faaliyetlerine ilişkin karar süreçlerinde yöre halkının görüşünün dikkate alınması çağrısında bulundu.

Haber: Burak Buğra Üzüm