ERK ve ACZİYET

ERK ve ACZİYET

 Evet… Bilmem ki hangi birinden başlayayım. Dilsiz şeytan olmamak adına doğru bildiklerimizi anlatmak, yüce yaratıcının biz dünya elçilerine verdiği bir vazifedir. Bizde eşref–i mahlûk olarak verilen bu vazifeyi yerine getirmekle yükümlüyüz. Çünkü insan sadece“yaptıklarından değil yapmaya muktedirken yapmadıklarından da sorumludur.” Ve bizim niyetimiz halisane olup sadece Allah rızası içindir. Bu samimiyet çerçevesinde duygu ve düşüncelerimizi beynimizin yettiğince, dilimiz döndüğünce, elimizden geldiğince yazarak paylaşıyoruz.

Şimdi, bütün erklere sahipsiniz lakin âciziyet içindesiniz.

En küçük tepkiye bile tahammülünüz yok. Dolayısıyla her an her türlü iftirayı atmaya hazırsınız. Konumunuza uygun olmayacak basitliklere, aslı astarı olmayan yalan ve dedikodulara tenezzül ediyorsunuz. Bunlarda yetmeyince tehdit ve şantaj yollarını deniyorsunuz. Bunlar da yetmiyor her alanda yediden yetmişe ne kadar tetikçiniz varsa hepsini alanlara sürüyorsunuz. Yeter ki, çevrenizin ve halkın nezninde oynadığınız güçlü ama mağdur konulu tiyatronuz kabul görsün. Ve yeter ki tek emeliniz, size sunulduğunda hiç tereddüt göstermeden kabul ettiğiniz ve tek sahibinin kendiniz olduğunu sandığınız erkler elinizden gitmesin. Gerisi teferruat.    

Öyle ki, nefsinizin ve kibrinizin ateşi sizi yakmaya başlamış ne var ki, bunun bile farkına olmadığınız gibi bunları yaptıkça da küçüldüğünüzün de farkında değilsiniz. Bunun için de bulduğunuz, duyduğunuz her yalandan, her yanlıştan ve her safsatadan medet umar hale gelmişsiniz. Buda maalesef içine düştüğünüz acziyetinizin ve küçüldüğünüzün acı tezahürleri olsa gerek.

Ve her zaman olduğu gibi, insanların gözünün ta içine bakarak yalan söyleyen, kendilerini milletin varlığından daha önemli gören, icraat adına sadece muhalefet edenlere karşı çevrenizde oluşturduğunuz menfaatçilerle birlikte koro halinde küfreden, kraldan çok kralcı olup yandaşlığı yalakalık mesleği haline getiren, her sözün başında ezik olma psikolojisiyle de kof kahramanlığı oynayan soytarı ve soytarı kılıklılarla beraber olmaktan bir beis duymuyorsunuz sanırım. Ve duymakta istemiyorsunuz.

“Sözde dindarız.”

İnancımızın kutsal kitabı Kuran’a bile ihanet etmekten imtina etmeyen zihniyete sahip herkes “sözde dindardır” bana göre.

Hele ki, Hak, Hak deyip Hakk’a, hakikate,  adalet deyip adalete değer vermediği gibi adaleti, nalıncı keseri gibi hep kendi tarafına yontan, zulmeden, eşkıya kılıklılara arka çıkan ve yalan söyleyenlerden dindar olamayacağı gibi Müslüman hiç olmaz. İşte buşürekâ şimdi kendi bekalarını garantiye almanın telaşı içindeler.

Öyle ki önlerine gelen her şeyi, cahil cesaretiyle bertaraf etmek için her türlü davranışı göstermeye başlamışlardır artık. Ve artık bu gidişin bir geri dönüşü onlar için yoktur. Nefsin ve kibrin vahametine kapılarak insani hasletlerin gereğini yerine getirilmesini zul addedenlerin bu dünyada hesap vermeden tüm hesapların kesildiği öbür dünyaya göçmelerinin tek yolu, göçün başladığı ana kadar saltanatlarını devam ettirebilmektir. Onlar için artık başka çıkış yolu kalmamıştır.

Savaş kazanmış ordu komutanı edasıyla nara atabilmek adına vehmine kapıldığınız erkler sizi bir gün terk edebilir hatta sizi yok farzedebilir.  Onun için şunu hiç unutmamak gerekir ki, riya dolu bir hayata taşıyan nefsinizin ve kibrinizin bumerangları sizin öbür dünyaya göç etmenizden önce döner ve size ulaşırsa çok feci şekilde canınız acıyabilir.

Çevremizdeki gelişen olayların birkaç kare fotoğrafını alıp çerçeveletip ve kısa bir analizini yaptıktan sonra. Bu düşüncelerimizi ülkemizin güncelliğine taşıyacak olursak;

Bu cennet vatanın geleceğini karartabilmek için “küresel” denen emperyalist erklerin oluşturduğu şer odaklarının her an kaos yaratmaya hazır olduklarını unutmadan hareket etmek ve ona göre bir strateji geliştirmek durumundayız. Fakat, maalesef bu stratejiyi geliştirmek durumunda olanlar global erklerin çekim alanında kaldıkları için her ne kadar pembe tablolar çizilip resmedilse de geleceği flûlaşmış bir ülke fotoğrafından başka bir şey görünmemektedir.

Dolayısıyla yüce yaratıcı biz dünya elçilerine verdiği vazife gereği cennet vatanımızda yaşananları doğru görmek, doğru algılamak ve doğru okumak durumundayız.    

Bazı kesimlerin kahraman (Neye göre kahraman?), bazı kesimlerinde yerden yere vurdukları (Neye göre yerden yere vurdukları?) bir iktidarın yarattığı anafor içinde debelenip duruyoruz.

Fikirler açık ve net olmadığı için olayları analiz etmekte kolay olmuyor.

Kahraman ilan edenler, kahramanın bu günlere gelmesine vesile olan çevre etkenleri için öyle senaryolar üretiyorlar ki, bir an insan kahramanı takdis edesi geliyor.