Bu Bayram Doğru Keselim

Görü-yorum

Çocukken iple çekerdik bayramları. Sabahı olmazdı arife gecelerinin; uyku haramdı belki ancak şeker ve bayram harçlığı her daim helaldi biz çocuklara. Yeni ayakkabılar, yeni pantolon, yeni çoraplar, pırıl pırıl gömlek ve taranmış ıslak saçlar. Bölüşmekti büyükler için bayram; ellerinde, yüreklerinde her ne varsa insana ve insanca yaşama dair. Biz çocuklar için dersti; öğrenip öğrendiklerimizi yaşayıp yaşatacaktık yarınlarda.
Hafızam hep tazedir konu eski bayramlar olunca. Arifede mezar ziyareti yapar, bayramın ilk günü kurban keserdik. Kestiğimiz kurbanı böler konu komşuya pay eder, bizim payımıza düşeni de kavurma yapar o gün ailecek yer tüketirdik. Bizim kurbanı dualarla babam keser ve her bayram şöyle derdi; “kurban alınırken değil dağıtılırken yapılan bir ibadettir, dolapta değil, ihtiyaç sahiplerinin sofralarında olursa makbuldür, sevabı o zaman olur, işte o zaman kurban Hak için olur”
Az biraz kir ve biraz kibirle büyüdük sanırım. Vazgeçmedik (!) büyüdük ve büyüdükçe devam ettik kesmeye. Önce konu komşuya selamı sabahı kestik. İçimizin o kalabalık derdi tasası ve yaşam kargaşası içinde aslında yapayalnızdık. Yine kurban kesiyoruz kesmesine de artık o kestiğimiz kurbanı dağıtmayı kestik. İhtiyaç sahibini bilirdik eskiden, şimdi onları görmeyi, hallerini bilmeyi kestik. Aile büyüklerini unutmaz, arar sorar el öpmeye sarılmaya ve ziyaretlerine giderdik, aile ziyaretlerini kestik. Mezarlık ziyaretleri yapar, dualar eşliğinde çiçekler ekerdik, dirilerimize olduğu gibi ölülerimize de ziyaretleri kestik. Küçüklere çikolata, şeker harçlık mendil verirdik, mutlu ederdik çocukları, onları mutlu etmeyi kestik.
İnançlı insanlardık. “Oku” emriyle başlayan bir dine gönül vermiş, okur ve okuduğumuzu anlardık. Bilimi terk ettik, okumayı yazmayı anlamayı kestik, duyduğuna sorgusuz inanan insanlar oluverdik.
Ormanı, dağı taşı korur kollar, yeni fidanlar dikerdik, dağa taşa düşman olduk hem ağacı hem de yüreğimizdeki insani duyguları kestik.
Derelerden akan o berrak sularda yüzen balıkları seyrederdik, öldürdük sudaki yaşamı, derelere setler çektik, suyun akarını kestik.
Ahilik ölmemişti, ticarette birbirimize siftah için sıra verirdik, bereketi vardı kazancın. Mala hile kattık, komşu dükkâna olduk rakip. Haklı haksız demeden “çok, daha çok, çok daha çok olsun da nasıl olursa olsun” dediğimiz kazancın esiri olduk, müşterinin ayağını kestik.
İyilikte, güzellikte, hayırda yarış ederdik, iyiliği, güzelliği kestik; lükste, şatafatta, kimliksiz kişilikte yarış eder olduk.
Sürekli geçmişe giden birinin günümüzde mutlu ve gelecekten de umutlu olma ihtimali ne yazık ki çok zayıftır. Bu günümüzün böyle olmasının muhakkak ki geçmişimizde eksik yaptığımız şeylerin ya da yapamadığımız doğrularımızın azlığındandır diye yorumluyorum. Oysaki emrolunan şey çok basitti. Sadece kurban kesecektik ve devam edecektik yolumuza. Ve bir de söylüyorsak yalanı, dolanı, haksızlığı, hukuksuzluğu ve bir tutam da vicdansızlığı…

26.05.2026 info@hidirdastan.com.tr
Mali Müşavir & Siyaset Bilimci Hıdır Daştan