Ekranlardaki söylemlerden,satır aralarındaki yazılardan anlıyoruz ki yeni Anayasa konusundaki en büyük tartışma başkanlık sistemi konusunda yaşanacak.
Bu konu Meclis Anayasa Komisyonunda sert tartışmalara yol açıyor. CHP ve MHP ise “Başkanlık Sistemi Türkiye’de her türlü freni patlatır. Tek adam yönetiminin önünü açar, yargıyı daha da bağımlı hale getirir. Türkiye diktatörlüğe kayar” düşüncesi ile Başkanlık Sistemine sert muhalefette bulunuyor.
Gerçekten de Başkanlık Sistemi diktatörlüğe kayabiliyor. Mesela, Latin Amerika ülkeleri, Afrika’daki taze cumhuriyetler gibi.
Hatta demokratik yapısı (!) bize pek benzeyen Rusya Federasyonu gibi…(bkz.Putin – Medvedev ilişkisi v.s. gibi)
Ancak demokrasinin köklü bir geçmişi, geniş siyasal ve sosyal desteği ve en önemlisi de halkta yerleşmiş bir demokrasi bilinci ve uzlaşma kültürü varsa sorun yok.
AKP’ye göre bugünkü sisteme zaten “parlamenter” sistem denemez, yürütme ile yasamayı birbirinden ayıracak ve güçlerin birbirini dengeleyeceği yeni bir sisteme gerek var, o da Başkanlık sistemi.
Aslında pek de haksız sayılmazlar, bugünkü parlamenter sistemimizin vaziyeti içler acısı. Bugün yürürlükte olan ve meclisimizin oluşmasını sağlayan siyasi partiler kanunu ortada. Milletvekillerini, parti liderlerinin iki dudağının arasına koyan seçim sistemi devam ediyor.
Halkımız liderler tarafından hazırlanan listelerden birine oy vermeye mecbur kalıyor.
Seçilen vekil ise millet için değil,kendini listeye yazan lideri için hizmeti önemsiyor…çünkü onu halk değil lider seçip listeye koyuyor.Bu kadar net, bu kadar basit.
Son söz: Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2007 Seçim Bildirgesi’nde “Parlamenter sistem esas alınmalıdır” denilerek cumhurbaşkanının yetkilerinin buna göre düzenlenmesini yani azaltılmasını istiyordu (?).