Gündem nasıl da yoğun, yorucu ve gergin bir seyir izliyor farkında mısınız?..

Ülkemizin güneydoğusunda aylardır süren operasyonlar, içimizi acıtan şehit haberleri, devletin hala tam manasıyla egemenlik tesis edemediği iller ve ilçelerdeki çatışmalar; Suriye’de tüm küresel güçlerin ve fırsatçı savaş tellallarının bitmek bilmeyen emperyal arzularını besleyen, mazlum ve sahipsiz Müslümanların kanı!..

 

Bu savaşın neticesinde doğan sorunların başında yer alan¸ Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasında göçmen krizini sonlandırmak için kapsamlı, ama bir o kadar da karmaşık bir plan üzerinde prensip anlaşmasına varılmasına rağmen, önümüzde, hayata geçirilmesi hiç de kolay olmayan, sıkıntılı ve belirsizliklerle dolu bir süreç var.

 

İçeride hükümet değişikliği; “Benim iradem dışında gelişti” diyerek görevini devretmek zorunda kalan bir Başbakan, bir siyasi parti kongresiyle milletin iradesini dışlayarak, demokrasinin olmazsa olmazı “seçim ve sandık” esasını yok sayarak oluşturulan yeni hükümet ve o hükümetin Başvekilinin ilk beyanatının “Cumhurbaşkanına sadakat ve fiilen gerçekleştirilen Başkanlık sisteminin hukuki yapısının hazırlığı süreci” olacağını ifade etmesi!.. Parlamenter demokratik sistemi “karşıdan gören” bir açı!..

 

Ve MHP; bunca politik başarısızlığı, bunca kalp ve düş kırıklığını giderecek, ülkücü ruhu iktidara taşıma fikri ve arzusuyla, siyasi tarihinin en kritik döneminde ellerini hatta gövdelerini taşın altına koymaya hazır bir hareketin tüm ülkücü ve milliyetçi kadrolara yaptığı tarihi çağrı!.. Ne yazık ki bu çağrının karşısına çıkarılan, “kanun ve tüzük ruhu”ndan daha ziyade, “ilçe icra mahkemeleri”nin muhatabı haline getirilmeye çalışılan ve en önemlisi, siyasi iktidarın “yakın ilgisine mazhar” bir duyarlılıkla(!) sabote edilmeye çalışılan bir “milliyetçi hareket!..” Öyle ya, tüm gücünü ve ilgisini MHP’ye çeviren bir iktidarın bu yakın alakasını nasıl değerlendirmek gerekiyor sizce?..

 

Sayın Bahçeli’nin de “Yargıtay kararına saygılı olacağız” beyanının akabinde, hukukun, adaletin hakimiyetiyle sonuçlanan süreci hep birlikte yaşadık. Mevcut durumda; 19 Haziran'da MHP kongresini, sonrasında planlanan seçimli kongreyi ve devamında yürütülecek mücadele ve muhalefetin nasıl sonuçlar vereceğini de yine hep birlikte göreceğiz.

 

Değerli dostlarım,

Aslında teker teker değerlendirmeye ve görüş açıklamaya muhtaç bütün bu gelişmelerin yanı sıra, işlerin hiç de iyiye gitmediği terörle mücadele, ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmeleri tek kalemde yapabilmek çok da kolay değil. Zira topluma büyülü bir formül gibi sunulmaya çalışılan, aslında bütün bu beceriksizlik, acemilik ve başarısızlığın üzerini örtmek amaçlı “Başkanlık tartışmaları” Cumhuriyetin temel ilkelerine, parlamenter demokratik sistemin ruhuna kasteden, Anayasayı ihlal ederek fiilen uygulamaya konulmuş bir sistemin ülkemiz ve demokrasimiz için pozitif neticeler vermeyeceği aşikârdır.

 

Alman Parlamentosunun kabul etmiş olduğu “Ermeni Soykırımını Hatırlama ve Anma Hakkındaki Karar”; Türkiye’nin stratejisi, derinliği, ilkeleri ve uluslar arası alanda gücü, etkinliği olmayan siyasetinin neticesi değildir de nedir?.. “O karar bizim için yok hükmündedir” diyerek bu kararın ağırlığından kurtulmak mümkün müdür?.. Sözde soykırımı tanıyan bütün ülkelerle olan ilişkilerimiz “eskisi gibi” olabilmiş midir?.. Çok basit bir örnek vermek istiyorum; onca çabaya, kararnamelere, yatırım teşviklerine, yatırımlara, ihracat teşviklerine rağmen bugünkü milli gelirimiz 2007 yılındaki milli gelirin (9.333/TÜİK) aynısıdır!.. Kişi başına düşen milli gelir konusunda, yaklaşık on yıl sonra aynı yerde (9.364) sayıyor olmayı nasıl yorumlayabiliriz?..

 

Kısa bir tarihi hatırlatma yapmak gerekirse; 1965 yılında Uruguay parlamentosunun “Ermeni Şehitler” ifadesiyle tanımladığı kararla başlayan, 1982’de Kıbrıs Cumhuriyeti Parlamentosunun aldığı Ermeni soykırımını tanıma kararıyla, 1984 yılında ABD’de Temsilciler Meclisinde, 1987 yılında Senatoda alınan, her ne kadar yaptırım gücü kazanmamış olsa da sonraki yıllarda, Rusya, Yunanistan, İtalya, Fransa, Belçika, Lübnan, Hollanda, Arjantin, İsviçre, Kanada, Polonya, Avusturya’nın da aralarında olduğu 28 ülkenin “Ermeni Soykırımı” olarak, komşumuz Bulgaristan da “Toplu Katliam” olarak tanımladığı kararların devamında; 1987 yılında Avrupa Parlamentosu, Kuzey İrlanda, İskoçya, Galler, Katalonya ve Korsika bölge parlamentoları da sözde Soykırımı tanıma kararı aldılar.

 

Alman Parlamentosunun bu kararının, Türkiye’nin tüm dünyadaki imaj erozyonunun yaşandığı bu döneme rastlamış olması kadar endişe verici olan bir başka olgu, Cumhurbaşkanı ve hükümet sözcülerinin dışındaki toplumsal tepkisizliktir!.. Kadrolu televizyon sohbetçileri ve yorumcuların dışında, çevremizde, sosyal medyadaki tesirsiz paylaşımlar ve “içeriyi avutma” dışında bir hassasiyet ya da yaptırım içerikli bir hareket görebiliyor muyuz?..

 

Siyaset ideolojisiz ve ilkesiz yapılmaz. Özellikle ve öncelikle, Cumhuriyeti ve onun temel ilkesi olan, “Yurtta sulh, cihanda sulh” prensibi ekseninde, uluslar arası hukuk ve uygulamalar çerçevesinde yürütülecek olan  iç ve dış politikaların, ülkenin ve halkın çıkarları için değerlendirilmesi ve güncellenmesi gerekir.

 

Temelsiz, keyfi ve kişisel, öfkeyle kotarılmış, uluslar arası prensipleri olmayan ilkesiz dış politika ve onun diplomasisinin sonucunu merak mı ediyorsunuz; sonuç ortada!

 

Mısır’da, İsrail’de, Rusya’da elçilikleri boşaltarak ne kazandık?..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner277

banner309

eticaret

Gümüş Kolye

Öğretmene hediye

Saat

valiz satın alın

konyalı saat