Yeniçeri: Her Derde Deva Paket !

MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri “Demokratikleşme Paketi”, Ortadoğu’dan Terör İthalatı ve Yarıda Kalan BJK-GS Maçı Konuları hakkında basın toplantısı yaptı.

banner275

Yeniçeri: Her Derde Deva Paket !

MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri “Demokratikleşme Paketi”, Ortadoğu’dan Terör İthalatı ve Yarıda Kalan BJK-GS Maçı Konuları hakkında basın toplantısı yaptı.

25 Eylül 2013 Çarşamba 11:57
Yeniçeri: Her Derde Deva Paket !
banner305
banner331

Her Derde Deva Paket

Gözler, Başbakan Erdoğan tarafından 30 Eylül 2013 tarihinde kamuoyuna açıklanacağı duyurulan “demokrasi paketi”ne çevrildi. Hükümet esasen bu paketle, gündemi yönetmek, tek başına iktidarını sürdürecek, daraltılmış bölge seçim sisteminin alt yapısını tartışmaya açmak ve AB Komisyonunca yayınlanacak ilerleme raporunda AKP iktidarına yönelik eleştirileri hafifletmek amacını taşımaktadır.

Anlaşılan AKP iktidarı, bu yönden aylarca kamuoyuna büyük umut olarak sunduğu ve tartıştırdığı “Çekilme ve Çözüm Süreci”nin tıkanmasının yarattığı ağır baskıdan sıyrılmak istiyor. Kamuoyuna görülmemiş bir kampanyayla sunulan “Çekilme Süreci”nin, PKK tarafından sona erdirilmesi, çekilmeme ve meydan okumaya dönüşmesiyle ilgili tartışmaların yönünü bu manevrayla demokratikleşme paketine çevrilmiş olacaktır.

Hükümet, böylece kamuoyuna büyük bir tantanayla sunulmuş olan “Çekilme Süreci”nin sona ermesine yönelik eleştirilerin yönünü sistemin eleştirilmesine çevirerek hedeften çıkmaya çalışıyor. Böylece yerel seçimlere kadar iç ve dış kamuoyunun dikkati hükümet değil paket üzerinde olacaktır.

Nitekim İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi David Reddaway, Trabzon’da “Demokratikleşme paketini ilgiyle bekliyoruz… Paket AB komisyonunun Ekim ayındaki ilerleme raporunda da yer alacaktır” dedi.

AKP sözcüleri “demokratikleşme paketi”nin bir sonuç olarak değil devam eden bir süreç olarak düşünülmesi gerektiğini açıkladılar. Bu paketle AKP, demokratikleşme için düşündüğü ya da öngördüğü yasal ve anayasal düzenlemeleri gündeme taşıyacaktır. AKP bu paketi devam etmekte olan bir “demokratikleşme programının” bir halkası olarak nitelemektedir.

Böylece önümüzdeki günlerin gündemini, uzunca süre Başbakan Erdoğan’ın açıklayacağı ve “yeni” diye sunulan demokratikleşme paketi meşgul edecektir. “Demokratikleşme Paketi” denilen şey; AKP’nin son parti kongresinde açıkladığı ve adına “manifesto” dediği 63 maddelik özensiz ve çalakalem ifade edilmiş başlıklara, yeni ilaveler yapılarak kamuoyuna sunulmasından ibarettir.

AKP’yi Kurtarmak, PKK’yı İkna Etmek!

Sözgelimi AKP’nin 63 maddelik manifestosunda yer alan “Başkanlık Sistemi” tartışmalarını yerini bu kez “daraltılmış bölge seçim sistemi” alacaktır. AKP, “başkanlık”, “yarı başkanlık”, “Türk Usulü Başkanlık”, “Siyasi Partili Cumhurbaşkanlığı” önerilerine müşteri bulamayınca bu defa her şeye rağmen “tek başına iktidar” için “daraltılmış bölge” tartışmaları devreye sokulmuş olacaktır. Bu yönü itibarıyla “demokratikleşme paketi” AKP’yi kurtarma paketi gibi görünmektedir.

AKP’nin asıl amacı “daraltılmış bölge seçim sistemi”ni getirmektir. Diğer düzenlemeler iktidarın ayıbını örtmeye yönelik olacaktır.

Kamuda “başörtüsü”, Ruhban Okulunun açılması, azınlık vakıflarıyla ilgili düzenlemeler, daraltılmış seçim sisteminden ana dilde eğitime kadar uzanacak hepsi birbirinden netameli ve daha önce neredeyse tartışılmayan yanı kalmamış konular yeniden tartışma zeminine çekilmiştir.

Buna “demokratik paket” demekten daha çok kamuoyunun oyalanması için AKP’nin ortaya attığı öneriler paketi, demek daha doğru olur. AKP bu tartışmalara paralel olarak pakette dile getirilecek hususlardan hedefledikleriyle ilgili olarak,  yönetmelik, yasa ve Anayasa değişikliği yapılması gerektiğini açıklamayı da ihmal etmiyor.

“Demokratikleşme Paketi” umarız PKK’nın tehditlerine karşı iktidarın devletten ve milletten vermeyi planladığı taviz ve jestleri içermez.

AKP’nin her şart altında tek başına iktidarını garantilemek ve PKK’yı ikna etmek amacıyla iktidarın bu paketi düşündüğü anlaşılıyor.

“Milletimizin Haklarını Teslim Edeceğiz”: HANGİ MİLLETİN?

Şu sözler de Başbakan Erdoğan’a aittir: “Yeni demokratikleşme paketiyle bu güne kadar değişime direnen odakların gücünün kırılmasını beklediğini belirterek “korku senaryoları üretenlere rağmen milletimize haklarını teslim edeceğiz”.

Tayip Erdoğan’ın hangi milletin hakkını teslim edeceğini kamuoyu bilmiyor. Çünkü Tayip Erdoğan “milletimiz” diyor adını telaffuz etmiyor. Son zamanlarda Suriye ve Mısır olaylarının öylesine içine girmiş bulunuyor ki, Erdoğan “milletimiz” derken Suriye ve Mısır halkını bile kast etmiş olabilir!

Erdoğan’ın muhalefete yönelik olarak “paket açıklandığında her zamanki istemezük tavrını gösterecek, her zaman olduğu gibi korku senaryoları üreteceklerdir” sözleri dikkat çekicidir. Bu sözler açıklanacak paketteki bazı düzenlemelerin tepki çekeceğini Tayip Erdoğan’ın da tahmin ettiğini gösteriyor. Bu nedenle eleştirilerin önünü önceden kesmeye çalışıyor.

Tayip Erdoğan’ın “milletimize haklarını teslim edeceğiz” sözleriyle “Ruhban okulunun açılması, azınlık vakıflarıyla ilgili taşınmaz iadelerini mi yoksa bölücülükle ilgili kaygıları mı kast ediyor? Bunu da paket açıklanınca göreceğiz.

Düşmanı dost, ihaneti de kurtuluş gibi göstermenin Anadolu topraklarında adeta bir gelenek haline geldiğine bu vesile ile dikkat çekmek istiyorum.

Yunan ordusunca İzmir’in işgal edilmesi üzerine Teali İslam Cemiyeti “Yunan Ordusu Halifenin Ordusu sayılır. Hiç de zararlı bir topluluk değildir” diyerek Yunan işgaline karşı çıkanları korku senaryoları üretmekle suçlamışlardı. Yunan ordusunun Türkiye’ye demokrasi getireceğinden söz ederek Yunan işgaline karşı çıkmanın doğru olmadığını savunan aydınlar da çıkmıştı.

Yine yeri gelmişken hatırlatmakla yarar var: İttihat ve Terakki Hükümetinin çıkardığı “Kiliseler Kanunu” Balkan yenilgisinin en önemli sebepleri arasında sayılır. Bu kanunun çıktığını duyan II. Abdülhamit’in “Balkanlar elden gitti” diyerek hayıflandığı söylenir. Çıkarılan Kiliseler Kanunu, Balkan Devletleri arasındaki düşmanlığa sona erdirilmesine katkı sağladığı ve o zamana kadar birbirleriyle mücadele eden Balkan Devletlerinin birleşerek Osmanlı Devletine karşı mücadele edebilecekleri bir zemin yarattığı söylene gelmektedir.

AKP iktidarının hiçbir öngörüsü ve hesabı tutmamıştır. Ne Suriye, ne Ermenistan ne Kıbrıs ve Annan Planı ne de “çekilme süreci” konusunda söyledikleri hemen her şeyin tam aksi gerçekleşmiştir.

Öyle olmasaydı normalde Tayip Erdoğan’ın İslam dünyasının ABD/İsrail çıkarlarına uygun biçimde dizayn edilmesini öngören BOP projesinin eş başkanlığını kabul etmemesi gerekirdi.

Umuyoruz ki, AKP’nin “demokrasi paketi”nde ülkenin birliği, bütünlüğü ya da varlığını tehdit edecek bir takım düzenlemeler yer almasın!

İstanbul ya da Kostantinopolis!

AKP zihniyetinin ne yapacağı belli olmaz. Mezhep, etnik ve inanç istismarı AKP’nin temel politik jargonudur. Umarız demokrasi paketi gerçekte demokratik hak ve özgürlüklerle ilgilidir; yine umuyoruz ki, AKP mezhep ve etnik bölücülüğünü “demokrasi paketi” adı altında yutturmaya kalkmaz. 

AKP’nin kudret elitleri “demokratikleşme paketi”nde eski yerleşim yerlerinin isimlerinin iade edileceğinin öngörüldüğünü söylüyorlar. Bu bağlamda  “Tunceli”ye “Dersim” adının verileceği ifade edilenler arasındadır. Bu durumda Karadeniz’e Pontus, Ege’ye İyonya, İstanbul’a Kostantinopol adlarının iade edildiğinde AKP’nin buna bugünden cevap bulması da gerekecektir.

Demokratik hak ve özgürlüklerle ilgili düzenleme yapmak başka bir şey azınlık, etnik ve mezhep dalkavukluğu yapmak ise daha başka bir şeydir.

AKP’yi buradan bir kez daha; Türk milletine, devletine, tarihine, birliğine ve bütünlüğüne düşman politikalardan vaz geçmesi için ikaz ediyoruz!

Terörist Eylemler Hız Kazandı!

 Taliban militanlarının, Pakistan’ın Peşaver kentindeki tarihi kiliseye düzenledikleri intihar saldırısında 78 kişi hayatını kaybettiği, çok sayıda yaralı olduğu açıklandı. Kenya’nın başkenti Nairobi’de El Kaide bağlantılı El Şebab örgütü militanlarının gerçekleştirdiği terörist saldırıda 59 kişinin hayatını kaybetmiştir.

Temmuz ayı sonunda Mogadişu'da Türk Büyükelçiliği'ne düzenlediği intihar saldırısında bir Türk polisi şehit eden, 4 polisin de yaralanmasına yol açan Somali'deki El Kaide yanlısı El Şebab terör örgütü, bu saldırıdan tam iki ay sonra dün, Kenya'nın başkenti Nairobi'de kitle katliamı gerçekleştirdi.

El Şebab'ın Somali'de, 4 bin Kenyalı askerin bulunmasına tepki olarak bu saldırıyı gerçekleştirdiği belirtiliyor. Türkiye Büyük Elçiliğinin saldırıya uğramasının nedeni de Somali’deki yardım faaliyetleri olduğu açıktır.

            Hiçbir ölçü tanımayan bu izansız, insafsız ve vahşi saldırıların artarak devam edeceği anlaşılıyor.

Ölmeye ve öldürmeye programlanmış robot haline gelmiş terörist unsurlar için önemli olan ses getiren eylemlerin gerçekleştirilmesidir. Ölenlerin dini, kimliği, coğrafyası ve milliyeti onlar için önemli değildir.

Türkiye, El Kaide’nin hedeflerinden birisi haline gelmiştir.

Suriye Terör Örgütlerinin Laboratuvarı Haline Geldi

Terör örgütünün ve teröristin her çeşidi Suriye’de Türkiye’nin gözlerinin önünde kan dökmeye devam ediyorlar. El Kaide, El Şebab, El Nusra, Çihatçılar, Selefiler vb. ölme ve öldürme makinası haline gelmiş olan guruplar saldırılarına büyük bir serbesti içinde Suriye’de devam etmektedirler.

Dünya üzerinde adı duyulmuş duyulmamış ne kadar terör örgütü varsa hepsi komşumuz Suriye’de kan döküyor. Suriye’nin Türkiye’yle 911 km kara sınırı var. Suriye’de Suriye İslam Cephesi, Faruk Kıtası, Suriye İslamcı Özgürlük Cephesi, Tevhit Tugayı, İslam Tugayı, Suriye Şehitleri Tugayı, Şükür El Şam Tugayı, İslamcı Ahrar El Şam hareketi var. En ilginci ise El Kaide’nin Suriye kolu El Nusra Ceplesi var. Bu örgüt Irak Şam Devleti adı altında da kurumsallaşmış durumdadır. Tabi bir de bölgede hâkimiyet ve inisyatif kurmuş olan PYD var.

Suriye terör örgütlerinin laboratuvarı haline geldi.

Türkiye de Hedefte!

            Bu vahşi terörist örgütlerin en büyük hedeflerinden birisi de Türkiye’dir. İktidar yandaşı bazı kalemlerin sandığı gibi Türkiye, şimdilik büyük ölçüde Suriye’de icrai sanat eden bu vahşi terör örgütlerinin saldırılarına karşı sigortalı değildir.

            Başbakan Erdoğan’ın bölge ülkelerinin iç işlerine karışan konuşmaları, tehdit içeren açıklamaları bu vahşi terör örgütlerini Türkiye’ye karşı her geçen gün biraz daha bilemektedir.

AKP’nin genelde Ortadoğu, özelde ise Suriye’de izlediği siyaset, ülkeyi terör örgütlerinin hedefi haline getirmiştir.

            Yaşanan otoritesizlik ve terör anaforu her geçen gün Türkiye’yi Suriye’deki kanlı kaosun içine biraz daha çekmektedir. Bunun işaretleri birkaç aydır veriliyor: Reyhanlı’da yaşanan kitle katliamı, Gaziantep’te patlayan minibüs, Somali’deki büyükelçilik saldırısı ve Lübnan’da THY pilotlarının kaçırılması gibi terörist eylemler bu gelişmelerin alameti olarak görülebilir.

            AKP hükümetinin Türkiye’deki terörü DHKP-C ve PKK’dan ibaret sanması fahiş hatadır. Esat’a duyduğu kini din edinmiş olması AKP’nin basiretini bağlamıştır. Başbakan’ı ve onun ağzından çıkanları kutsamaktan öte bir yetkisi kalmayan yetkililerin de olayları kavrayamadıkları açıktır. 

            Özgür Suriye Ordusuna destek sağlayacağı gerekçesiyle, amacı, kimliği meçhul birçok gurubun Türkiye sınırına konuşlanmasına göz yumulması bölgenin teröre açılması anlamına gelmektedir. Adeta izinli ve icazetli bu guruplar mevcut otorite boşluğundan yararlanarak kendilerine alan yarattılar ve bölgeye yerleştiler. Sınırdan rahatlıkla Türkiye’ye girip çıkabilmektedir.

            Suriye’den Terör ve Terörist İthal Etmek!

            Ortadoğu uzmanı Robert Fisk’in yaptığı analizde, Pakistan’ın Afganistan’daki Taliban ve El Kaideciler için olduğu gibi Türkiye’nin de Suriyeli cihatçıların bir silah tedarik kanalı ve güç toplama merkezi haline gelmeye başladığını ifade etmişti. Fisk, Türkiye Ortadoğu’nun Pakistan’ı mı olacak? diye sormuştu. Gerçekten de yasadışı güçlerin istediği gibi girip-çıktığı Suriye-Türkiye sınırı otoritesizlik yönünden Peşaver’e dönüşmüş bulunmaktadır.

            Bu resme bir de Türkiye’ye sığınmış beşyüz elli bin civarındaki mültecinin yarattığı fiili durumu ilave etmek gerekmektedir. İki yüz bini kamplarda üç yüz bini Türkiye’nin çeşitli yörelerine dağılmış olan mülteciler arasında terörist unsurların bulunabileceğini unutmamak gerekmektedir.

            Türkiye, kendi teröristleriyle mücadelede teslim bayrağını çekmiş bir iktidar tarafından yönetiliyor. Şimdi buna bir de Suriye’den ithal edilen teröristler ilave edilmiştir.

            Reyhanlı ve Gaziantep’te meydana gelen eylemler ithal terörist saldırılardır.

            Birkaç gün önce DHKP-C terör örgütü Ankara’da Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) ve Polis Evi Sosyal Tesislerine saldırı gerçekleştirebilmiştir.

Teröristler Cephaneleriyle Nasıl Gezebiliyor?

Olayı ilginç kılan bu terörist eylemi gerçekleştiren militanların, birisinin Suriye’den diğerinin de Yunanistan’dan Türkiye’ye girip eylem yapabilmesidir. Yaya olarak eylem yerine gelen ve yine yaya olarak eylem yerinden kaçtığı ifade edilen teröristlerin üzerinden çıkan silahlar adeta bir cephaneliği andırıyordu.

            Teröristlerin üzerinden 1 adet RPG-7 roket ana gövdesi, 1 adet atılmamış RPG-7 roket başlığı, 3 adet plastik sevk barut koruyucu, 2 adet roket disk kapağı, 1 adet otomatik tabanca ve 1 adet CZ-75 marka tabanca yakalanmış. Ankara’nın kalbinde bunca silahı sırtına yüklenip, onca yolu yürüyüp, eylemi gerçekleştirdikten sonra yaya olarak olay yerinden uzaklaşmalarını yetkililerin açıklamak gibi bir mecburiyeti vardır.

            RPG-7 roket atarı PKK ve Ortadoğu kökenli terör örgütlerinin kullandığı bilinmektedir.

            Daha öncede Ankara’nın göbeğinde, DHKP-C, Adalet Bakanlığı ile AKP Genel Merkezi’ne lav silahıyla saldırılar düzenlemişti.

                        Teröristler roket atar, Lav Silahı ve diğer cephanelikleriyle Ankara’nın göbeğinde eylem yapabilmektedir. Ankara’da bu tür eylem yapabilenlerin Suriye’ye yakın kentlerde neler yapabileceğini düşünmek bile tüyler ürperticidir!

Beşiktaş-Galatasaray Maçında Yaşananlar!

Eskiden insanlar “ne sağcıyım ne solcuyum futbolcuyum futbolcu” diyerek kimliklerini sporla ilişkilendirirlerdi. Bu sözlerle insanlar sade vatandaş, işinde gücünde insanlar ve kendi işiyle meşgul olduğunu söylemiş olurdu. Futbolu zevkli bir uğraş, bir hobi ve barışın aracı olarak düşünürlerdi.

 Günümüzde siyaset spor üzerinden, taraftarlar da siyaset üzerinden kendini tanımlamaya başlamıştır. Bu hem yanlış hem de çok tehlikelidir.

Spor ile siyaset asla yan yana gelmemesi gereken iki kavramdır. Herhangi bir takımın  ya da herhangi  bir takımın taraftarlarından birisinin yanında görünerek karşı tarafı cephe almak akla ziyan bir durumdur.

Sporun ruhuna uygun davranan ya da davranmayanlar vardır. Futbolu çıkarlarına alet eden ya da etmeyenler vardır. Yakan/yıkan, kıran/döken ya da vuran/döven şiddet kullanan kimselere taraftar değil Vandal denir. Onlara hangi muamelenin yapılacağı da yasalar da mevcuttur.

Suçu ve Suçluyu Cezalandırmak

Beşiktaş - Galatasaray maçında meydana gelen olayları Gezi Parkı olaylarının gölgesi altında kalarak değerlendirmek yanlıştır. AKP’nin Gezi Parkı takıntısı Çarşı gurubuna karşı önyargılı hareket ettiğini göstermektedir.

AKP ve medyadaki işbirlikçi ekibinin fırsat bu fırsat diyerek Gezi olayları dolaysıyla Beşiktaş kulübünün itibarını infaz etmek ve cezalandırmaya kalkması yanlıştır.

AKP iktidarı gerilim, çatışma ve tutuklama iktidarıdır. Muhalifleri bölmek, karşıtlaştırmak ve birbirlerine düşürmek suretiyle etkisizleştirmek gibi bir strateji izliyor.

AKP döneminde hayatın her alanı birbirine karşıt hale getirilmiştir. Kışlaya, Okula, Camiye, Mahkemeye ayrılık tohumları atılmıştır. İktidar adeta milletin birliği ve bütünlüğüne karşı savaş açılmıştır. Mezhep, etnik, bölge, cinsiyet ve siyasi temelinde ötekileştirme ve bölünme had safhaya ulaşmıştır. Şimdi de sıranın spora geldiği anlaşılıyor. AKP, kutuplaşmadan siyasi sonuç bekliyor ya da umuyor. Bunun AKP’ye seçim kazandıracağını düşünüyor. Belki de bu nedenle bütün toplumsal alanlar cephe cephe ayrıştırıyor, bölüyor.

AKP’nin tribünlere ayar vermeye, taraftarları terbiye etmeye, kulüpleri sindirmeye yönelik faaliyetlerine bir an önce son vermelidir.

İktidar spora hem şiddetin hem de siyasetin bulaştırılmasından uzak durmalıdır. Meydana gelen ya da getirilen olayları bahane ederek kulüplere ceza yağdırılması sorunu çözmez daha da büyütür.

Kulüpler, guruplar ya da taraftar değil olaylara neden olan şahıs ve kişiler tespit edilip onlar cezalandırılmalıdır. Suçu kim işlemişse cezaya da o çarptırılmalıdır. Ne ve kim olduğu pek de bilinmeyen kişiler yüzünden kulübün, taraftarın ya da gurupların cezalandırılması hem mantıki hem de adil değildir.

Sporda Ayrıştırma ve Bölünme Tehlikelidir!

AKP’nin ayrıştırma ideolojisi Spor kulüplerini adeta düşman gibi karşıt hale getirerek devreye sokmuştur. Bu sürecin nasıl işlediğini ise Genel Başkanımız Devlet Bahçeli şöyle ifade etmiştir: “Sahalara ayar vermeye, seyircileri hizaya getirmeye çalışan iktidar, toplumun her kesimini birbirine düşürecek fitne ve dedikodu çarkını işletmiştir… Yeşil sahalara siyaseti bulaştıran, taraftarları bloklaştırarak birbirine diş bileyen bir hale gelmesine iyice zemin açan AKP zihniyeti olanlardan birinci derecede sorumludur".

Halbuki spor ayrıştırma değil estetik, barış, birlik ve bütünlükte yarışma anlamına gelmektedir. Ayrıca Sporun biriken toplumsal enerjiyi statlarda bloke eden, gerilimi toplumdan alarak sahalarda eriten bir sosyal bir fonksiyonu da vardır.

Sahaları karşıtlıkları azaltan değil artıran, gerilimi eriten değil büyüten bir boyuta gelmesinin faturası sanılandan çok daha büyük olmaktadır. Bu bağlamda Yugoslavya’nın bölünmesinin fitilinin bir futbol karşılaşmasıyla başladığını hatırlamakta yarar vardır.

Yanlış Teşhis Yanlış Tedavi Demektir!

AKP, meydana gelen hemen her olayı güvenlik, suç-suçlu-ceza temelinde ele almaktadır. Bu bakış açısı değiştirilmesi gerekir. Olayları üreten sosyolojik, psikolojik ve yapısal boyutlar enine boyuna irdelenmeli ve olayların nedenleri öncelikle ortaya çıkarılmalıdır. Spordaki şiddetin nedenler tespit edilip ortadan kaldırılınca sonuçları da kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

Sporda şiddeti reddetmekle, holiganlığı lanetlemekle, olayları kınamakla istenmeyen olayların meydana gelmesi engellenemez. Sporda şiddetin önlenmesinin yolu sonucu kınamaktan değil şiddete giden süreci tıkamaktan geçmektedir. Bu nedenle genelde toplumsal şiddeti özel de ise spordaki şiddeti üreten siyasi ve sosyolojik damarların tespit edilip tıkanması gerekmektedir.

Olaylara konulan yanlış teşhis yanlış önlem almaya neden olur. Bu durum da olayları ortadan kaldırmaz, aksine daha da büyütür!

Bu vesileyle bütün vatandaşlarımızın sağduyulu, soğukkanlı ve sakin davranmalarını tahriklere kapılmamalarını bir kez daha buradan hatırlatıyoruz

Kaynak: Haber29.NET

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner333

banner309

banner277

Özel günlerde sevdiklerinize Hediyelennden hediye alabilirsiniz.