Değerli dostlar, 

Biliyorsunuz, yakın zamanda TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) 2014 verilerini açıkladı. Be veriler neden çok önemli; çünkü Devletin resmi organı olarak bu açıklamaları yapıyor. Başbakanın, bakanların, bakanlıkların bilgisi dahilinde derlenen bu bilgiler kamuoyunun da bilgisine sunuluyor.

TÜİK verilerine göre;

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 1.333,52 TL. 

Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarı (yoksulluk sınırı) ise 4.343,70 TL olarak hesaplandı. 

Yani, geçen yıl Kasım ayında açlık sınırı 1,065 lira, yoksulluk sınırı da 3,470 lira seviyesindeydi. Bu verilere göre açlık ve yoksulluk sınırları bir yılda yüzde 15 düzeyinde yükseldi. Bir yılda asgari ücrete, kamu çalışanları ve emeklilerine yüzde 5-6 civarında gelir artışı sağlandığı göz önüne alınırsa bu durum acaba nasıl ifade edilebilir?

Bugün için asgari ücret 891 liradır. Bu ücretle çalışmak zorunda olan milyonlarca işçi varken ve yapılacak düzenlemeyle bu sayıya yüz binlerce göçmen ve sığınmacı çalışan da eklenecekse,  bu ücret politikasıyla başka sıkıntıların yaşanacağı hesap edilemez mi?..

TÜİK verilerine göre 2007 yılında % 9 seviyesinde olan işsizlik oranı 2014 yılında  % 10’a yükseldi. Bu orana göre 15 yaş ve üzerindeki nüfus kesiminde 3.2 milyona civarındaki nüfus işsiz. İstatistiklere göre tarım dışı işsizlik oranı %12. Çalışma verimlilik yaşı grubunu teşkil eden 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı %18. Bu yaş grubundaki kadın işsizlik oranı ise % 20.5.

İşsizlik, yoksulluğu ve gelir eşitsizliğini de artırır. İşsizlik konusunda etkin mücadele edebilmenin ikinci adımı işsizliğe neden olan faktörleri doğru olarak belirlemektir. Ancak bu şeklide etkili çözümler ve politikalar geliştirilebilir. 

TÜİK gibi, ulusal ve uluslar arası kuruluşlar da zaman zaman ülkeleri ekonomik, sosyal, siyasal, hukuki alanlarda değerlendirerek çeşitli istatistikler veriyor ve değerlendirmelerde bulunuyor. 

Çeşitli uluslar arası endekslerdeki durumumuza bakarsanız, aslında bize sunulan “güllük gülistanlık” memleketten eser yok neredeyse!..     

Bakınız; Demokrasi Endeksinde” 2012  yılında 167 ülke arasında 87’nci sıradayken 2014 yılında  göre öncesine göre iki basamak daha gerileyerek 89. Sırada yer almışız. Bulunduğumuz grup, tam demokrasiler grubu ile kusurlu demokrasiler grubu dışında yer alan “melez rejimler grubu”

Uluslar arası Özgürlük Kuruluşu Freedom House  2014 yılı raporunda Türkiye’yi “ basının özgür olmadığı “ ülke kategorisinde gösteriyor. İnsan Hakları Kategorisindeki puanlamamız 10 üzerinden 3.8

Hukukun Üstünlüğü” endeksi sıralamasında 99 ülke içinde 59. sırada olan Türkiye, “Temel Haklar” kategorisinde 78“Yolsuzluğun Yokluğu” sıralamasında 35, “Sivil Adalet” sıralamasında 47. sırada “Açık Devlet”te 69., “Düzen ve Güvenlik”te 67. Sırada yer almaktadır.

Türkiye gelir adaletsizliğinde 57. sırada yer alan ülkemiz, işçi ölümlerinde ise Avrupa’da birinci, dünyada ikinci sırada yer alıyor. 

OECD’nin “İnsani Gelişmişlik Raporu’nda ise ne yazık ki 187 ülke arasında 69. Sıradayız.   

Türkiye’nin ciddi anlamda çözüm bekleyen hukuki, siyasal, ekonomik ve sosyal sorunları var. Ekonomimiz başta doların hızlı yükselişi olmak üzere son derece kırılgan bir yapı gösteriyor. İşsizlik ve yoksulluğun yanı sıra yolsuzluk ve toplumdaki kutuplaşmalar giderek artıyor. Bütün bu sorunlar sadece daha çok demokrasi, özgürlük ve parlamenterdemokrasinin güçlendirilmesi, gelir adaletinin sağlanması ile çözüme kavuşturulabilir. Bu sorunların “Türk tipi başkanlık sistemi” gibi bir belirsiz, otoriter bir sistemle çözülebileceği iddiası sadece sorunları ağırlaştırmaya yarayacaktır.

Son olarak ve köy kökenli bir kardeşiniz olarak ve sıkıntılarını yakından bildiğim tarımsal üretimimiz konusunda da bir cümle etmek istiyorum. Hepimiz biliyoruz, yaşıyoruz; üretimimiz düşerken ithalatımız artıyor. Bu arada önemli bir sorun da şu; gıda güvenliğini de yitiriyoruz. Artık gıdada da dışa bağımlıyız. Bir çok tarımsal üretimde destekler azaltıldı, ürün girdileri sürekli artınca da üretim geriliyor. 

Üretici fiyatıyla market arasındaki fark neden büyüdü, pazarlamaya uzanan süreçte çiftçi ezilmedi mi?.. Batının gıda stoklarına açık, uluslar arası sermayenin pazarı haline gelmiş olmak bu nedenle şaşırtıcı değil. “Tütün Yasasıyla tütün tekelleri pazarı ele geçirmedi mi?” sorusunun cevabı ise daha acıklıdır.

Sağlıkla ve dostlukla kalın.

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner333

banner329

banner309

Özel günlerde sevdiklerinize Hediyelennden hediye alabilirsiniz.