Değerli dostlarım,

Aslında ismine bakıldığında bir ideoloji açıklaması gibi gelebilir ve belki daha başından sıkılabilirsiniz ama, gerçekten de özünde “düşmanına gönüllü köle olma” biçimi diye tasfir edilen Mankurtizm, insanları sosyokültürel kimliklerinden soyutlayarak, "mankurt" haline getirerek kendi çıkarları için kullanma şeklinde tanımlanabilecek bir sömürgeleştirme ideolojisidir.

Bu tanım, Cengiz Aytmatov'un "Gün Olur Asra Bedel" adlı romanında işlediği Kırgız Destanı ile sosyal psikoloji literatüründe oldukça popüler hale gelmiştir.

Bu mitolojik Kırgız efsanesine göre “mankurt”, iradesini tamamen yitirmiş, kendi geçmişini unutmuş, bedeniyle ve ruhuyla düşmanının buyruğu altına girmiş, yeni efendisine yaranmak için kendi değerlerine ve ailesine ihanet eden “gönüllü” bir köledir.

Yine, efsaneye göre, “mankurt” haline getirilmesine karar verilen kişinin başı kazınır ve üzerine, yeni kesilen bir devenin boyun derisi geçirilir. Sonra da, kolları arkadan bağlanarak kızgın güneşin altına bırakılır… Güneşte kuruyan deve derisi, kafayı mengene gibi sıkar ve dayanılmaz acılar vererek, o kişinin bilincini, iradesini ve muhakeme yeteneğini tümüyle yitirmesine neden olur. Kafasına sıkıca yapışmış olan deve derisi nedeniyle dışarıya çıkamayan saçlar geriye döner ve beynin içlerine doğru uzar… Böylece,sahibinin kendisinden her istediği şeyi sorgusuzca yapan “gönüllü” bir köleye dönüşür, yani “mankurt” olur.

Elbette artık, günümüzde bu gibi insanlık dışı yöntemlerin kullanılması o kadar kolay değildir. Dahası, böyle bir yöntemle, efsanede sözü edilen sonucun gerçekten ortaya çıkıp çıkmadığı da, bilimsel olarak gösterilmiş değildir.

Ancak, bu gibi vahşiyane yöntemlerle, insanlar ancak birer birer “mankurt”laştırılırken, günümüzde kullanılan ve son derece “medeni ve insani (!)” olarak kabul edilen çeşitli yöntemlerle, kaynakları gelişmiş toplumlar içinde bulunan uluslararası güçler tarafından,geri kalmış toplumlara karşı, adeta “kitlesel mankurtlaştırma” faaliyetleri yürütülmektedir. Hatta öyle ki, mankurtlaştırılmış olan toplumlar, bu özelliklerini, kendileri için adeta “vazgeçilemez” ulusal kültür değerleri olarak içselleştirmekte ve gelecek nesillere aktararak, bu durumu kalıcı hale getirmektedirler.

Böylece mankurtizm,“sosyal kimlik değiştirme ve öz köküne yabancılaşma”yı kavramlaştıran bir terim olarak, sosyal psikoloji literatürüne geçmiştir.

Günümüzde, güçlü toplumların, kültür ve sanat faaliyetlerinin yanısıra, çağdaş zihinsel mankurtlaştırma operasyonlarında kullandıkları en önemli ve en etkili güçler ise “sinema” ve “medya”dır.

Başlangıçta, gazete ve dergi gibi, sadece “basım” yoluyla çoğaltılıp dağıtılan medya organlarına, zamanla radyo ve televizyonun (bu arada sinemanın) da eklenmesi ile 20. yüzyılın ortalarından itibaren, iletişim alanında son derece etkili bir döneme girilmiştir. 1980′li yıllardan itibaren ise, elektronik, bilgisayar (ve bilgisayar programcılığı), telekomünikasyon ve uzay teknolojilerinde meydana gelen gelişmelere bağlı olarak insanların hayatına, “internet (1993) gibi yepyeni bir medya mecrası girmiştir. İnternetle ortaya çıkan “sosyal medya”, hızla  yaygınlaşan ve her geçen gün önemi artan bir “kitlesel mankurtlaştırma yöntemi” olarak dikkat çekmektedir.

Ulusal veya uluslar arası güçlerin hedefi olan ülkelerde, her şeyden önce medya sektörü ve politikacılar zihinsel olarak mankurtlaştırılmaktadır. Temelde medya üzerinden yürütülen bu süreçte, daha sonra da, ülkelerin özel durumları ve şartlarına bağlı olarak, diğer etkili kesimlere yönelinmekte ve nihayet, toplumun kahir ekseriyeti mankurtlaştırılmaktadır.

Bütün mesele, toplumsal total enerjinin ne yönde kullanılacağının kontrol edilmesidir. Bu nedenle, geri kalmış ülkelerde toplumsal ilgi ve dikkat, kendileri için öncelikli olması gereken konulardan uzaklaştırılarak, uluslararası güçlerin belirledikleri konulara ve istikametlere yönlendirilmektedir. Böylece, hedef ülkelerin tüm kaynaklarının, uluslararası güçlerin çıkarları için kullanılması kolaylaşmaktadır.

Değerli dostlarım,

Birden gözünüzde onlarca örnek canlandı değil mi; evet, tıpkı sizin gözlemlediğiniz örneklerde de görülebileceği üzere, önce zayıf toplumların gündemleri medya tarafından ustaca kontrol altına alınmakta ve insanların zihinleri adeta işgal edilerek, kendi gerçek sorunları ile ilgilenmeleri engellenmektedir. Sonra da, güçlülerin çıkarlarının gerektirdiği konular gündeme taşınarak, zayıf toplumlara empoze edilmekte ve böylece, hedef konumundaki kitlelelerin-ülkelerin önce beşeri enerjileri, sonra da tüm kaynakları güçlüler lehine belirlenen şekillerde kullanılmaktadır.

Geri kalmışlığı, Türkiye gibi ülkeler için “kalıcı” hale getirmekte olan bu gibi durumlardan kurtuluş, giderek imkansız denecek derecede zorlaşıyor. Bir süre sonra gelenekselleşen ve adeta “ulusal kültür” haline dönüşen bu vahameti görmek, tanımlamak ve halka göstermek, o ülkenin entelektüellerinin görevi iken, ne yazık ki onlar da, çoğu zaman uluslararası güçlerin emperyalist amaçlarına hizmet eden gönüllü askerler olmayı tercih etmektedirler.

Dahası, çeşitli ad ve sıfatlar altında, yeni yetişen nesilleri de bu yönde özendirecek şekilde birtakım rol-model kişilikler ortaya çıkarılmakta, özellikle gençlerin idealist eğilimleri ustaca kullanılmaktadır.

Netice itibarı ile, mankurtlaşmış toplumlarda, hakim yabancı güçlere hizmet ederek kişisel maddi çıkarları gözetmek, insanların en fazla yöneldikleri ve takdir ettikleri bir davranış olurken, bunun aksi olan tutumların ne derece ciddi risk olduğu da açıktır.

Ülkemizde son günlerde hızla ve yoğunlukla yaşanan tek kelimeyle “kirli ve günahkar” olayları da bu kavram süzgecinden geçirirseniz, bu sessizliği, bu vurdumduymazlığı ve bu “çarpık ilişkileri” hayra yormanız mümkün müdür?..

Biz yine de bu milletin asaletine, karakterine olan güvenimizi yitirmeden, Namık KEMAL’in şiirine bir kez daha kulak verelim;

“Kaza her feyzini her lütfunu bir vakt için saklar

Fütur etme sakın milletteki za’f u betaetten”

(Kaderin her feyzinin, her yardımının bir zamanı vardır / milletteki zayıflık ve gevşeklikten sakın ümitsizliğe kapılma)

“Değildir şir-i der-zencire töhmet acz-i akdamı

Felekte baht utansın bi-nasib-erbab-ı himmetten”

(Zincire vurulmuş aslanın ayaklarının güçsüzlüğü onun suçu değildir)

“Felek her türlü esbab-ı cefasın toplasın gelsin

Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azimetten..”

(Felek her türlü eziyet sebeplerini toplasın gelsin /  millet için çıktığım yoldan dönersem namussuzum)

“Civanmerdan-ı milletle hazer gavgadan ey bidad

Erir şemşir-i zulmün ateş-i hun-i hamiyetten”

(Milletin yiğitleri ile kavga etmekten kork ey zalim / senin zulmünün kılıcı, şehadet kanının ateşinde erir)

            “Kilab-ı zulme kaldı gezdiğin nazende sahralar

            Uyan ey yareli şir-i jeyan, uyan bu hab-ı gafletten”

(Gezdiğin nazlı sahralar zulmün köpeklerine kaldı /  Uyan ey yaralı, kükreyen aslan, uyan bu aymazlık uykusundan)

 

            Dostlukla, sağlıkla kalın…

 

afızasını kaybetmesini anlatan tüm dünya dillerine aynen geçmiş kavr
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
EYÜP KANTAR 2014-02-02 23:10:53

güzel olmuş eli̇ne sağlik uzun yorum yazacaktim ancak zannedersem si̇tede sorun var si̇li̇ni̇yor

banner333

banner309

banner277

Özel günlerde sevdiklerinize Hediyelennden hediye alabilirsiniz.