Yeniden merhaba…
İki yıllık ayrılıktan sonra İnşallah bu köşede sizlerle birlikte olacağız.  
Esasen her başlangıç gibi bu da bir bitiş noktası…. 
Her gün fark ettiğiniz, ızdırap duyduğunuz meseleleri yazamamanın bitişi, 
İnsanların fikirlerini beyan etmeden önce akil önderlerinden işaret bekledikleri günlerde fikirsiz olmalarına gösterdiğim tepkinin bitişi, 
Zulme karşı elimizle karşı koyamadığımız anlarda kalp ile buğz etme seviyesine düşmenin bitişi,
Mücadeleler şehrinde olup bitenlere/olamayıp kalanlara sessiz kalmanın bitişi….


Başkanlık sistemi gölgesinde dikta rejimi tehlikesi…

Yeni Anayasa çalışmaları sürecine girildiğinden beri asıl tartışma ülkeye başkanlık sisteminin gelip gelmeyeceği üzerinde yoğunlaştı. Muhalif kesim muhalefetini Erdoğanlı bir başkanlık sisteminin ülkeyi diktatörlüğe götüreceği savı üzerine kurarken, savunucuları başkanlık sisteminin diğer demokratik sistemlerden daha fazla uzlaşı ve istikrara hizmet edeceğini iddia ediyorlar. 
Bugün herkesin bildiği ve başkanlık sistemine karşı koz olarak ortaya attığı Baron de Montesquieu’nun “Kanunların Ruhu” eserinde ifade edilen kuvvetler ayrılığı ilkesine karşılık kimi teorisyenler bu ayrılığı “kuvvetler arası denge” şekline dönüştürüp Fransız devrimine atıfta bulunurlar. Buradan hareketle bu dengenin başkanlık sisteminde bir başkan marifetiyle sağlanması teoride sistemin oldukça önemli bir avantajı konumunda görünür. Parlamenter sistemlerde karşılaşılan partiler arası siyasi çatışmaların başkanlık sistemi ile sona ereceği düşüncesi de sistemin verimliliği üzerine lehde düşünülen bir başka konu. 
Sisteme dair düşünülen böyle köklü bir değişikliğin şekli ve konuşulması başta elitist aydınlar (!) arasında tepki toplarken iktidar haklı olarak “konunun konuşulması” gerekliliği üzerinde odaklanıyor. Öğle ki bu elitist yapı (!) ne hikmetse 6 Haziran 1950’de DP’ye yapılan balans ayarından ve 27 Mayıs 1960 darbesinden sonraki yeni anayasada (1961) sistemde yapılan köklü değişiklikleri görmezden geldiklerini, askeri aristokrasinin erkler üzeri bir konum aldığı günleri ve bu olayların akşamdan sabaha fiiliyata geçtiğini unutup konuşmaktan bile korkuyorlar… 
Konuşalım ve tartışalım….
Tartışmak istediğim konu bu sistem değişikliğinin bir diktatörlüğü doğurup doğurmayacağı… 
A.Taner Kışlalı (ATK), siyasal yaşamın iklimden, coğrafyaya, doğal kaynaklardan, demografik yapıya ve ekonomik etkenlere kadar birçok faktöre bağlı olduğunu ifade eder. Ülkemiz binlerce yıllık devlet geleneği olan ve birçok siyasi evrede bu faktörlerden etkilenen dünyadaki ender ülkelerden biri konumunda iken başkanlık sisteminin tartışılmasında önemli faydalar görüyorum.
Sosyolojik ve teknik açıdan diktatörlüğü ayrı inceleyen Maurice Duverger, diktatörlük kuramını ekonomik seviye üzerine kurmuştur.  Kuram özetle şöyle der: “Toplumların ekonomik seviyesi yükseldikçe diktatörlük tehlikesi azalır. Bu düzey yükseldikçe diktatörlüğün tutucu bir nitelik kazanma eğilimi ise artar. İlkel toplumlarda, ekonomik birikimin başlarında diktatörlük tehlikesi en yüksek noktasına varır ve bu genelde devrimci bir diktatörlük tehlikesidir.  
(Burada araya girelim, ülke tarihinde başarıya ulaşmış müdahaleleri bu kısımda değerlendirmekte fayda var. )
Orta gelişme düzeyinde de tehdit büyüktür: Diktatörlüğün devrimci ya da gerici olması için şans aşağı yukarı eşittir. Bolluk öncesi aşamasının üst düzeyinde, toplumun çağdaşlaşmayı önlemek isteyen kesimleri gerici bir tiranlık kurmak için genellikle fazla zayıftırlar; ama bizzat toplumun yapısı da diktatörlüğün devrimci olmasını engeller.” (ATK)
Bu kuramın da desteklediği düşüncem, darbe çığırtkanlığından nemalanamayanların irtica geliyor, şeriatı getirecekler diye bağırarak ifade ettikleri dikta dönüşümünün ülkemizde toplumsal yapımızdan olamayacağıdır. Yine eğer olgunlaştırılır ve Türkiye modeli bir başkanlık sistemine geçiş olur ise bu modelde bir diktatörlüğün de bu ekonomik ve sosyal yapıda oluşamayacağıdır. 
Burada en fazla üzerinde düşünülecek Türkiye modeli bir başkanlık sistemi konusudur ve bu konu sadece siyasetçilere bırakılamayacak kadar hassas, teorisyenlere bırakılmayacak kadar zor, bürokratlara bırakılamayacak kadar sorumluluğu fazla, teknokratlara bırakılamayacak kadar sayısal kurgudan uzak bir konu olarak her kesim tarafından iyice pişirilmeden servis edilmemelidir. 
Sevgi, saygı ve bilgiyle….
22.01.13
Dr. Oktay YILDIZ
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
M.Ali Demirci 2013-01-24 17:57:19

Hocam hayrola, siyasete mi ısınıyorsun?

banner277

banner309

eticaret

Gümüş Kolye

Öğretmene hediye

Saat

valiz satın alın