Son on yılda Türkiye’de üretilen petrolün yüzde 71’i ile doğalgazın yüzde 56’sı Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığınca gerçekleştiriliyor. TPAO bu verilerle 2011 yılında en çok kar eden şirket konumunda. TPAO, aynı zamanda Karadeniz’de 3 trilyon m3 doğalgaz ve 10 milyar varil petrol rezervi olduğunu ve bunları çıkarmayı planlıyor ama, Mart ayında TPAO’nun devlet adına petrol ve doğalgaz arama ruhsatları iptal ediliyor, işletme hakkı elinden alınıyor. Meclis’teki ilgili komisyon, TPAO’nun elini kolunu böyle buduyor, Petrol ve doğalgaz arama ve üretim kapıları sonuna kadar yabancı şirketlere açıyor!.. Kullandığımız doğalgazın yüzde 98’i ile petrolün yüzde 93’ü ithal, yani zaten dışa bağımlıyız, şimdi de bu bağımlılık iyice pekişiyor.

Çoğu ülkede üretilen petrol ve doğalgazda devlet payı yüzde 50’lerden yüzde 90’lara kadar çıkarken, bizim devletimiz bu payı yüzde 30’a indiriyor, yüzde 55 olan vergiyi de yüzde 40’a çekiyor!  Şirketler, ülke içinde ürettikleri petrolden devlete belli bir pay veriyor, kalanını ihraç ediyor. Devlete verilmesi gereken pay yüzde 65 iken bu pay yüzde 55’e iniyor!.. Bu imtiyazlar neyin nesidir?

Sevgili hemşerilerim, son günlerde yine sıkça gündeme gelen 2B arazileri (yani, orman vasfını yitirmiş alanlar) konusunda dostlarla sıkça söyleşilerde bulunuyoruz. Sorun oldukça eski ve çözüm konusunda da zihinler bir hayli karışık. Aslına bakılırsa, Hazine arazileri ve orman arazilerinde kamu otoritesini istenilen düzeyde etkili olamadığı için büyük şehirlere göç eden Anadolu insanı uzun yıllar boyunca arazi mafyasının insafına terk edildi. Bu nedenle de sıradan vatandaşlar tarafından işgal edilen 2B arazisi yok denecek kadar az olduğu için bunların doğrudan orman işgalcisi gibi algılanması çok da mantıklı olmadığı gibi, tüm 2B arazilerinin statülerini eşit kabul ederek sabit bir fiyat belirlenmesi de başka bir haksızlık olmaktadır.

Rant amacıyla sahip olunan arazilerle, sadece geçim ve barınma yeri amacıyla ya bedeli karşılığında ya da Orman kanununun yok saydığı mülkiyet belgesiyle sahip olunan 2B arazilerini aynı kefeye koymak yine aynı şekilde büyük haksızlıktır.

Bu sorunun adil bir şekilde çözümü “sahip olma süresi” ve “sahip olma gerekçesi”ne göre oluşturulacak bir değişken fiyat sistemidir. Orman Yasasına göre geçersiz sayılan ve son on yılda el değiştirmeyen mülkiyet belgeleri geçerli sayılarak bir fiyat tespiti yapılırsa sorunun daha adil bir şekilde çözümü için adım atılmış olabilir.

Değerli dostlarım, bakınız, “dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasında” olmakla övünmek “davulun sesinin dışarıdan hoş gelmesi” gibidir. Benim demek istediğim, “o sesin yakından duyulmasının vereceği rahatsızlık”tır. Batılı çoğu ekonominin kriz içinde kaldığı bir dönemde bu büyümeyi insani gelişmelere, sosyal gelişmelere tahvil edemezseniz durum ne oluyor biliyor musunuz?.. Ben, aklına ve tecrübesine çok güvendiğim bir devlet adamı dostumun önerisiyle, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının her yıl açıkladığı verileri oldum olası dikkatle takip eder ve referans alırım. 2013 yılı İnsani Gelişme Endeksi Raporu, geçen yıl itibarıyla Türkiye’nin 186 ülke arasında 90’ıncı sırada yer aldığını açıklıyor!.. “Bu gelişme endeksinin kriterleri nelerdir?” diyecek olursanız, hemen söyleyeyim; “ortalama yaşam beklentisi süresi”, “nüfusun ortalama eğitim süresi”, “kişi başına düşen gayrısafi milli hasıla” ve “milli gelir sıralaması-insani gelişme sıralaması.”

“Peki, nereden nereye geldik?” diye de soracak olursanız, 2010 yılı sıralamasında 169 ülke arasında 83’üncü iken, 2011 yılında 187 ülke arasında 92’nci sıraya düştük, 2012 yerine geçen raporda da 186 ülke arasında 90’ıncı sıradayız!.. Hangi ülkelerin önündeyiz; Kolombiya, Sri Lanka, Cezayir, Tunus...vs. Hangi ülkelerin gerisindeyiz; İran, Bosna, Umman, Brezilya, Jamaika, Ermenistan, Ekvador…vs.

Daha da kötüsü, milli gelir sıralaması ile insanı gelişme sıralaması arasında hesaplanan değerdeki kötüleşmedir!.. Eğer bu ikisi arasındaki oran “artı” çıkarsa insani gelişme, ekonomik gelişmenin önüne geçmiş demektir ki, Norveç’te bu değer “artı 4” iken, bizde “eksi 32”!.. Batı ülkelerinin hemen hepsinde “artı” olan bu değerin bizde, dünyadaki en yüksek “eksi” değerlerden birisi olması dikkat çekici değil mi?.. Yani halk ağzıyla söyleyelim; “nereye gidiyor bu değirmenin suyu?”

Daha acısını en sona sakladım; bu değer, 2010 yılı raporunda “eksi 26”, 2011 raporunda “eksi 25” iken, 2012 yılı sonu itibarıyla “eksi 32” olması size ne düşündürüyor bilmiyorum ama, benim aklıma hiç de iyi şeyler gelmiyor.. saygılarımla.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner277

banner309

eticaret

Gümüş Kolye

Öğretmene hediye

Saat

valiz satın alın