Son yıllarda özellikle seçim atmosferine girdiğimiz şu günlerde hemen hemen her haber kanalında,tv oturumlarında  herkesin sıkça kullandığı algı savaşları, algı yönetimi kavramı hâkim literatürde kullanılan çoğu kavram gibi ilk kez ABD Savunma Bakanlığı tarafından ortaya atılan bir kavram.
Peki niçin daha 1940’lı yıllarda propaganda, psikolojik savaş ve beyin kontrolü çalışmalarını iletişimin olmazsa olmazları arasına alan ABD algı yönetimi diye bir kavramı ortaya atma yoluna gitmiştir? 
Bu soru; Küresellik ve Evrensellik kavramları küresel güçlerin kendi kültür ve değerlerini, etkileri altına almak istedikleri ülkelere dikte etmek için kullandıkları stratejilerin bir parçasımıdır değilmidir? Sorusunuda beraberinde getirmektedir
ABD Devlet Arşivleri Ofisi'nde psikolojik savaşın 1948 yılına kadar olan gelişmelerini içeren onaltı binin üzerinde dosya bulunduğu söyleniyor.
(2013 yılında eski bir CIA ve NSA çalışanı Edward Snowden yaptığı açıklamada ABD’nin tüm dünyadaki digital veri trafiğini PRISM,XKeyscore,Tempora,MUSCULAR gibi yazılımlarla izleyip analiz edebildiğini ileri sürmüştü)
ABD ve CIA’nın Zihin araştırmaları deneylerinde insanların kobay olarak kullanıldığı programların kod isimleri ise MKULTRA, MKSEARCH, MKACTION, ARTICHOKE ve BLUEBIRD. (BlueBird yani Mavi Kuş size neyi çağrıştırıyor?)
Neyse.. konuyu süslemeden devam edelim
Bu sorunun cevabı şüphesiz toplumlararası iletişim kanallarının kontrolsüz artışı ve Dünya gündeminin belirli bir hiyerarşiden yoksun olmasıdır
Bilgi akışı, Kültürler ve fikirlerin yayılma hızı tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar büyük bir dolaşıma sahne oluyor
Hatta Batı Kütüphanelerinde süreci İkinci Sanayi Devrimi olan İnternet Teknolojisi: Bilgi Çağı,Bilgi Devrimi olarak nitelendirenlerde var.
Bu değişim hızı Algı Yönetimi’ kavramının atası sayılabilecek Propaganda, Psikolojik Harekat, Beyin Kontrolü alanında hâkim güç olan ABD yi dahi yeni bir tanımlamaya ( belki de mevcut projelerin yeni adı ) mecbur bıraktı ve Dünya Arap Baharında Sosyal Medyanın( özellikle BlueBird’ün) rolüyle birlikte “Algı Yönetimi”ni konuşur hale geldi ve tesadüftür ki?  Arap Baharında insanlar zihin araştırmaları deneylerinde olduğu gibi yine kobay olarak kullanıldı.
Bugün Suriye’deki Kaos’ Tunus’ta manavlık yapan Buazizi’nin Belediye önünde kendisini yaktığı görüntülerin Twitter’dan  Libya,Mısır,Yemen gibi bir çok Arap ülkesinde sokak eylemlerine ilham olmasıyla başladı.
Brezilya,Ukrayna,Wall Street ve Gezi Olayları hariç.
….
Bilgisayar gücünün ve Bilgiye erişimin maliyeti düştükçe ve teknolojinin dağıtımı yaygınlaştıkça, İnsanlar günlük rutin hayatında Bilgi Bombardımanına maruz kalıyor ve bu Bilgi Bombardımanı insanların zaman tüketimini hızlandırıyor.
Büyük Billboardların ve gösterişli, dev bütçeli reklamların artık insanları eskisi kadar etkilemediği zamanları yaşıyoruz
Ücretsiz Bilgi kaynaklarının bolluğunda 7’den 70’e Sosyal Medya ağları (Facebook,Twitter,İnstagram,Linkedin,MySpace vs.. ) insanların cebinde, Sıradan insanlar yabancı fonlara yatırım yapıyor, offshore internet sitelerinde geziyor ve önceden lüks olarak ifade edilen şeyler toplumun geniş bir kesiminin bir tık ötesinde.
Bu bombardıman altında Organik Bilgiye olan ihtiyaç yani gerçeği arama bulma ve idrak etme ihtiyacı internet ağı örgütlenmelerini ve yeni sanal cemaat türlerini,sanal kanaat önderlerini (Fenomenler) tetikliyor
Devletlerin güvenlik mekanizmaları da yeniden şekilleniyor çünkü
Bilgi Savaşlarının, Askeri güvenlik kadar önem teşkil ettiği bir ortam söz konusu.
Moda, Alışverış, Politika, Askeri konulara kadar artık Bill ve Melinda Gates Vakfı’ndan-Greenpeace’e, CNN, BBC’den- Washingtonpost’a, Royal Dutch Shell’den Uluslararası Af Örgütüne kadar çoğu Devletlerden büyük hükümetler üstü aktörlerin hatta terör örgütlerinin dahi sürece dair bir gündemi ve faaliyeti var. 
Altı çizilmesi gereken önemli bir nokta şudur ki tüm bu süreçte aslında herkes Bilgi Patlamasının getirdiği bir Bolluk Sendromu yaşıyor ve önüne yığılan bilginin hacmi altında ezilince neye odaklanacağını saptamakta zorlanıyor.
Yani Psikolojik Savaş doğal olarak bilgi bolluğuyla birlikte kuşkuculuk halinin sebep olduğu bir kararsızlık halini beraberinde getiriyor
Ve bu noktada dikkat kıtlığı yaşanıyor ve Değerli Bilgiyi arka plandaki karışıklıktan ayırabilenler güç kazanıyor bu da aslında Haber Kaynağı’na (Editör) olan talep demek
 Ve Mesele Haber kaynağına geldiğine göre yine yaşadığımız coğrafyanın kadim kültürüne ve mensubu olduğumuz Din’in kaynaklarına başvurmak kaçınılmaz hale geliyor
Aslında Propaganda, Psikolojik Harp, Kamu Diplomasisi, Algı Yönetimi olarak kullanılan kavramların tarihimizde Kolonizatör Türk Dervişleri, Akıncılar gibi koskoca örnekleri var fakat zihinlerimizde bunları çağrıştıracak ve bulup çıkaracak Milli Şuurdan uzaktayız,
Esasında sorunun özünde Algılarımızı şekillendiren imgelerin, sembollerin, ifadelerin, dil’in, kelimelerin ve cümle anlam dünyasının ithal olması yatıyor ki (bu aynı zamanda subliminal mesajın konusudur) şu yazıda dahi şu satıra gelene kadar kullandığımız kavramların çoğu yerli değil, fakat bu ayrı bir yazının konusu olsun..
 Haber Kaynağıyla ilgili Hz.Allah Hucurat Suresi 6.Ayette şöyle buyuruyor: 
“Ey iman edenler, eğer size bir fasık (yalancı,günahkar) bir haber getirirse onu iyice araştırın, sonra bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz.”
Yani Bilgi Savaşlarının sebep olduğu Kararsızlık ve Çatışma ortamının panzehiri bizlere İslam’ın yegâne Bilgi Kaynağı’nda Haberin Kaynağını araştırmak olarak sunuluyor.
Haber Kaynağını araştırmaya Büyük Selçuklu Alimi Gazali’nin getirdiği yorum ise fazlasıyla dikkat çekicidir
Gazali’nin ifade ettiği Bilgi Kaynakları zahiri (görüneni) idrak edici kuvvetler (dış duyular) ve Batını (görünmeyeni) idrak edici kuvvetler(iç duyular) dir. 
Yani Bilgi’nin Akıl ve Kalp süzgecinden geçirilerek idrak edilmesi gerekir. Batını (görünmeyeni) idrak etmek ise feraset (sezgi) gücüdür. 
Seküler,Laik,Materyalist düşünce sadece görünene inanmayı gerektirir. Fakat kadim kültürümüz  eşyanın hakikatini araştırmayı emreder.Feraset gücü olmayan bir toplumun ise psikolojik harbe maruz kalması kaçınılmazdır.
    …
Sonuç olarak denilebilir ki son yüz yıl Dünya otorite kurumlarının ve kaynaklarının çeşitlendiği bir çeşit yeni ortaçağ gibi geçti
Son yüzyıl da Ortaçağda Tapınak Şövalyelerinin yada Fransisken tarikatının liderleri nasıl en güçlü hükümdarlardan rütbece daha üstün idiyse, Uluslararası Af Örgütünün genel sekreteri ve Royal Dutch Shell’in CEO’ suda aynen bu durumdaydı
Gelinen nokta da Uluslararası sahneye Devletlerin liderlerinden çok daha uzun gölgeler düşüren dev örgütlenmelerin yavaş yavaş çözüldüğü ve Bilgi Çağı’nın Bilgi Devrimi’nin yaşandığı bir süreç yaşamaktayız
Ve bu süreci her alanda olduğu gibi BİLGİ TEKNOLOJİLERİ alanında da yerli ve milli kodlarımızla yeniden inşa etmek zorundayız.
Devam edecek… 


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner333

banner329

banner309

Özel günlerde sevdiklerinize Hediyelennden hediye alabilirsiniz.